DUA KADERE KONUŞMA ANI

Abone Ol

Peygamber Efendimizin kulluğun özü olarak ifade ettiği dua; çağırmak, seslenmek, yardım talep etmek manalarına gelir. Dua; gücü sınırlı ve sonlu bir varlık olan insanın, sınırsız ve sonsuz bir kudret karşısında acizliğini kabul ederek yardım dilemesidir. Başka bir ifadeyle kulun, bütün benliğiyle yüce yaratana yönelerek ondan istek ve dilekte bulunmasıdır.

Bu dünyada insanların makamı, mevkisi, sosyal statüsü, maddi durumu ne kadar yüksek olursa olsun yapabileceklerinin bir sonu, bir sınırı vardır. Sonsuz güç ve kudret sahibi olan, istediğini istediği zaman “kün” emriyle yapma gücüne sahip olan tek varlık; âlemlerin Rabbi, her şeyin yaratıcısı olan yüce Allah’tır.

Bütün yaratıkların tabiatında Allah’a doğru bir yöneliş vardır. Birçok ayet-i celilede canlı ve cansız bütün varlıkların Allah’ı andığı açıkça vurgulanmaktadır. İsra Suresi 44. ayetinde Cenab-ı Hak: “Yedi kat gök, yer ve bunların içinde bulunan her şey Allah’ı tesbih eder. Onu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur; fakat siz onların tesbihatını anlayamazsınız.” buyuruyor.

Cenab-ı Hakk’ın “En güzel şekilde yarattım.” buyurduğu insanoğlu, özü itibariyle yaratıcısına ulaşma, ona sığınma, onu tanıma arayışı içinde yaratılmıştır. Bu sebeple insan tarihinin hiçbir döneminde duadan uzak kalmamıştır. İnsanın yaratılış gayesi de dua’dır, ibadettir. İnsanı Allah katında değerli kılan duasıdır.

Allah Celle Celalühü, Furkan Suresi 77. ayetinde: “De ki; eğer dualarınız olmasa Rabbim size ne diye değer versin.” buyuruyor. Allah resulu Bir hadis-i şerifinde ise: “Allah indinde duadan daha değerli bir şey yoktur.” buyuruyor.

Dua adeta Allah Teâlâ ile karşılıklı bir konuşmadır ve Allah’a ulaşabilmenin en kolay yoludur. Cenab-ı Hak, Bakara Suresi 186. ayetinde sevgili Habibine hitaben: “Kullarım sana beni sorarsa bilsinler ki ben onlara çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edene karşılık veririm.” buyuruyor.

Allah Resulü de hadis-i şerifinde: “Dua rahmet kapılarını açan bir anahtardır. Biriniz dua ettiği zaman istediğini çok ve büyük istesin; çünkü Allah’a hiçbir şey büyük ve çok gelmez.” buyurmaktadır.

Dua etmeyen insan hem Allah’ın ve peygamberinin emrine uymamış hem de büyüklenmiş, gurur ve kibrine kapılmış olur. Kibir ve gurur ise insanı azaba götürür; kulluk ile bağdaşmaz.

Dua, müminin mecazi anlamda manevi silahı olup dua edeni birtakım sıkıntı, kaza ve beladan korur.

Allah duaya üç şekilde karşılık verir: Ya duasını kabul eder, ya kendisi için ahirete saklar ya da yaptığı dua günahlarına kefaret olur. Fakat biz dualarımıza hemen karşılık verilmesini beklemeyeceğiz; her şeyin bir vakti vardır. Ama dualarımızın kabul göreceğine inanarak dua edeceğiz.

Hz. Ömer: “Ben duam kabul olur mu olmaz mı diye düşünmem. Eğer duam kabul olmayacak olsaydı Rabbim bana dua etmeyi nasip etmezdi.” diyor.

Bir de bizler için neyin hayırlı neyin hayırsız olduğunu en iyi Rabbimiz bilir. Bizim için hayırlı zannederek istediğimiz şeyler hakkımızda hayırlı değilse Allah bunları hemen gerçekleştirmez. Bu, doktorun hastaya hastanın her istediği ilacı vermemesi gibidir.

Sevgili Peygamberimiz: “Bir kul, günahı veya akrabası ile dargınlığa vesile olacak bir şey dilemedikçe ve bir de acele etmedikçe duası kabul olunur.” buyurur.

Ashab-ı kiram da: “Ey Allah’ın Resulü! Duanın kabulüne engel olan acele etmek ne demektir?” diye soruyorlar.

Peygamberimiz (s.a.v.) de: “İnsan ‘çok dua ettim de kabul edilmedi’ der; dilediğinin gecikmesinden dolayı duayı terk eder. İşte bu, duada acele etmektir.” buyuruyor.

Dua, sözlü ve fiili olmak üzere ikiye ayrılır.

1. Sözlü dua: Sözle ve kalple yapılan duadır. Hz. Âdem ile Havva validemiz cennette yasaklı meyveyi yedikten sonra: “Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” diye dua ederek Allah’tan bağışlanma dilemiştir.

Sözlü dua da kendi içinde ikiye ayrılır:

a) Hayır dua: İnsanın Allah’tan bir iyilik ve nimet istemesi, bir beladan ve sıkıntıdan dolayı Cenab-ı Hakk’a sığınması anlamına gelir. Mümin duada bencil olmamalı; kendisi için dua ettiği gibi çocukları, sağ veya ölü olan anne babaları, diğer yakınları, Peygamberimiz ve bütün müminler için de dua etmelidir.

İsteklerini direkt Cenab-ı Hakk’a yöneltmeli; türbelere, yatırlara gidip onlardan medet ummamalıdır.

b) Beddua: İnsanın kendisi, çocukları, yakınları ve diğer insanlar ve canlılar için yaptığı aleyhindeki dualardır.

Olgun bir mümin bedduadan kaçınmalıdır. Sevgili Peygamberimiz: “Olgun bir kimseye beddua etmek yakışmaz.” buyurmuşlardır.

İnsanlar öfkeli zamanlarında kendileri, çocukları, anne babaları, malı ve mülkü için beddua ederler. Bedduaları kabul olunca zararını kendileri çekerler; kendi yakınlarına zulmetmiş olurlar.

Mümin bal arısı gibi olmalı; helalinden, temizinden beslenip başkalarına da faydalı olmalı, onların başta aile efradı olmak üzere dünya ve ahiret saadetine vesile olmalıdır.

2. Fiili dua: Bir amaca ulaşmak için sadece sözlü dua etmekle yetinmeyip o amacın gerçekleşmesi için gerekli olan tüm çabayı göstermek, sebeplere sarılmak ve çalışmak anlamına gelir.

İmtihanda başarılı olmak isteyen bir öğrenci önce üzerine düşen çabayı ve gayreti sarf edecek, en güzel şekilde hazırlanacak; ondan sonra da “Ya Rabbi! Ben üzerime düşeni yaptım, bana yardım eyle.” diye Rabbine sözlü dua edecektir.

Duanın kabul olmasındaki en önemli faktör helal lokma ile beslenmektir. Duayı sadece başımıza bir sıkıntı, musibet geldiği anda değil; elimiz nimet ve bolluk içerisinde iken de yapacağız ki sıkıntılı zamanlarda yaptığımız dualar kabul olsun.

Duaya Allah’a hamd ederek, Peygamberimize (s.a.v.) salâtü selam getirerek başlayacağız. Seher vakitleri, cuma günleri, bayram geceleri, Kadir geceleri gibi mübarek zaman dilimlerinde duayı daha da artırmalıyız.

Dualarımızla, ibadetlerimizle ve salih amellerimizle Rabbimizle irtibatı kesmemeliyiz.

“Rabbimiz! Bizleri dua edipte, duası kabul olan kullarından eyle. Bizleri affeyle, günahlarımızı bağışla. Geçmişlerimize rahmet, bizlere mağfiret nasip eyle. Kalplerimizi imanla, hayatımızı hayırla doldur. Bizleri dünyada da ahirette de iyiliğe ulaştır. Âmin.”

Arhavi İlçe Müftüsü

Mehmet GENÇ