Genel

Gönüllü Eğitim Neferleri Depremzedelerin Ellerinden Tuttu

Sınıf öğretmeni Elife Kültüroğlu, "Çok travmatik bir durum, enkazın arasında çocukları güldürmek için dans ediyoruz, pamuk prensesi, masalları oynuyoruz, tiyatro, drama yapıyoruz. Bir an onların yüzünü güldürmüş olduk." dedi

Abone Ol

İstanbul'da görevli 2 bin 133 öğretmen, 6 Şubat depremlerinin ardından gönüllü gittikleri bölgede bir nebze de olsa yaraları sarmak için yürüttükleri psikososyal destek faaliyetleriyle depremzedelerin elinden tuttu.

İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğünce, Kahramanmaraş merkezli depremden etkilenen illerde afetin vatandaşlar üzerindeki psikolojik ve sosyal etkilerini azaltabilmek amacıyla uzman öğretmenlerden oluşan ekipler kurularak deprem bölgesinde görevlendirildi.

Toplamda 2 bin 133 öğretmenden oluşan 227 ekip, depremin yıkıma uğrattığı illerde çocuklara ve yetişkinlere yönelik çeşitli psikososyal destek çalışmaları yaptı.

Malatya, Kahramanmaraş ve Hatay'da açılan 45 destekleme ve yetiştirme kursuna 1383, 10 sosyal kültürel kursa 126, 13 mesleki gelişim kursuna 222 depremzede katılırken, toplamda 1731 depremzedeye ulaşıldı.

İstanbul Masal Okulu Projesi kapsamında, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının (AFAD) desteğiyle temin edilen çadır ile Onikişubat Belediyesine ait Aliya İzzetbegoviç Parkı'nda masal çadırı kuruldu. Etkinlikler kapsamında çocuklara masallar anlatıldı, boyamalar yaptırıldı, resimler çizdirildi, kuklalar oynatıldı, lego ve origami ile yüz boyamaları yapıldı, oyunlar oynandı, tiyatro ve drama etkinlikleri, ritim, beden ve perküsyon çalışmaları yaptırıldı.

Bölgede tekrar eğitim öğretim başlayana kadar 9 hafta boyunca faaliyet gösteren masal çadırında dönüşümlü olarak 76 öğretmen görev yaptı, 3 bin 500 çocuğa ve 3 bin 750 veliye ulaşıldı.

"TÜBİTAK 4007 Deprem Özel Çağrısı" kapsamında İstanbul'daki bazı okullar, depremzede öğrencilere yönelik çeşitli etkinlikler ve atölye çalışmaları düzenledi.

"Gönül Köprüsü" projesi kapsamında Bakırköy İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğiyle birinci derece ebeveyn kaybı yaşayan 20 öğrenci için İstanbul'da sosyal ve kültürel gezi organize edildi.

Beylerbeyi Sabancı Olgunlaşma Enstitüsünce depremzedelere psikososyal destek sağlama ve temel giysi ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için Kahramanmaraş Dulkadiroğlu'nda Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğüne bağlı çadırda giyim üretim atölyesi kuruldu. Bu atölyeye kumaş, iğne, iplik, dikiş makinesi, overlok makinesi, ütü ve benzeri gerekli malzemeler ve makineler hibe olarak götürülerek, öğretmen ve usta öğreticiler tarafından 1 hafta giysi eğitimleri verildi.

"Büyük bir hasretle, özlemle sanki bir yakınları gelmiş gibi bizi karşıladılar"

İstanbul Masal Okulu Şile Şubesi Koordinatörü Betül Köse, AA muhabirine, masal çadırında yaptıkları aktivitelerin yanı sıra gezici ekipler halinde Kahramanmaraş'ta farklı bölgelerde kurulan çadır kentlere, barınak olarak kullanılan cami, okul ve hastanelerde kalan çocuklara ulaşarak masallar anlattıklarını kaydetti.

Çocuklarla masal ve oyun yoluyla iletişim kurduklarını dile getiren Köse, "Böylesi bir afette bir çocuğun psikososyal olarak en büyük ihtiyacı masal, kitap, oyun ve oyuncaktır. Böyle zamanlarda çocuk masalla oyunla iyileşir. Korkuları, travmaları kimi zaman yüzlerine yansıyordu, kimi zaman tepkisizdiler ama masallarla birlikte o rahatlamayı, gevşemeyi sağladıklarını görüyorduk." diye konuştu.

"Öğretmen Tiyatro Ekibi" projesi koordinatörü Yağmur Güçlü ise ramazanda gittikleri deprem bölgesinde hazırladıkları orta oyunu ve Karagöz Hacivat gölge oyunuyla hem çocuklara hem yetişkinlere dokunduklarını söyledi.

Depremzedelerle birlikte sahur ve iftar yaparak vakit geçirdiklerini, bazılarıyla hala bağlarını sürdürdüklerini aktaran Güçlü, şunları anlattı:

"Gittiğimiz yerlerde çok güzel karşılandık. Büyük bir hasretle, özlemle sanki bir yakınları gelmiş gibi bizi karşıladılar. En son gittiğimiz çadır kentte büyük bir kitleye seslenmiştik. En son ayrıldığımızda 'İyi ki geldik ama değil mi?' deyip bir alkış alırız. Herkes dağıldıktan sonra orada bir hanımefendi hala duruyordu. 'Gerçekten iyi ki geldiniz' dedi ve öyle bir sarıldı ki gözyaşlarımıza hakim olamadığımız anlardan bir tanesiydi."

Güçlü, herkesin bulunmak istediği bir anda orada olmalarının çok büyük bir nimet ve şeref olduğunu belirterek, "El uzatabiliyorsunuz, o insanlara dokunabiliyorsunuz. Bu inanılmaz manada mutlu, şanslı hissettiren bir şey." ifadelerini kullandı.

"Doktorlar 'Bize penceresiz kaldım anneyi söyleyin' dediler"

Küçükçekmece İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı "İki Kalas Bir Heves" tiyatro grubunun oyuncularından sınıf öğretmeni Esra Karakaya, aralarında müzik, anasınıfı, edebiyat ve drama öğretmenlerinin de bulunduğu bir grupla Kahramanmaraş'ın Onikişubat ilçesinde görev yaptıklarını, tiyatro ve drama yoluyla çocuklara ulaşmaya çalıştıklarını söyledi.

Gittiklerinde hemen işe koyulduklarını, masal kahramanı kostümlerini giyerek role girdiklerini ve sokaklarda dolaşmaya başladıklarını, etkinlik yapılan bir alanda çocuklarla bir araya geldiklerini anlatan Karakaya, etkinliklere çoğunlukla küçük çocukların katıldığını gördüklerinde ergenleri de çekmek için zumba yaptıklarını, böylece gençlerin ve bir süre sonra annelerinin de gelmeye başladığını aktardı.

Karakaya, 14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla kendilerinden Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinde sağlık çalışanları için bir müzik dinletisi sunmalarının istendiğini ve hazırladıkları repertuvarı sunduklarını dile getirerek, şöyle konuştu:

"Türküler, sanat müziği söylemeye başladık. Mola verdiğimizde birkaç doktor yanımıza geldi. 'Neden bize böyle şarkılar söylüyorsunuz?' dediler. 'Beğenmediniz mi, rahatsız mı oldunuz?' dedim. 'Hayır, biz ağlamak istiyoruz. Çünkü biz hiç ağlamadık. Depremde o kadar kötü şeyler gördük ki biz ağlama fırsatı bulamadık. Çocukluğumuz yok oldu Maraş'ta. Penceresiz kaldık. Bize penceresiz kaldım anneyi söyleyin' dediler. Unutamadığım bir an bu."

"Tek bir hedefimiz vardı, çocukları güldürebilmek"

Tiyatro grubunun kurucusu, Türk dili ve edebiyatı öğretmeni Elife Kültüroğlu, deprem bölgesinde hobilerinin, ilgi alanlarının, gittiği kursların, edindiği bilgilerin çok işe yaradığını belirterek, "Orada bütün yeteneklerimizi kullandık. Çünkü tek bir hedefimiz vardı, çocukları güldürebilmek." dedi.

Martın ilk haftasında, çocukların okullarından bir süredir uzak kaldıkları, ailelerin okula gitmeyen çocuklarıyla ilgilenmekten henüz acılarını yaşayamadıkları bir zamanda bölgeye gittiklerini dile getiren Kültüroğlu, çocuklarla zaman geçirdikleri süreçte ailelerin de yas tutma fırsatı bulduklarını ve bunu gelip söylediklerinde çok etkilendiğini ifade etti.

Kültüroğlu, her gün kostümlerini giyerek etkinliklerini gerçekleştirdiklerine değinerek, "Sait Faik'in bir sözü var, 'Ölüm karşısında insan başarılı bir oyuncu gibi durur bazen' diyor. Pamuk prenses, yedi cüceler, kurt, Hacivat Karagöz kostümleriyle enkazın içerisinden geçiyoruz. Çünkü rolümüz var ve oynayacağız. Çok travmatik bir durum, enkazın arasında çocukları güldürmek için dans ediyoruz, pamuk prensesi, masalları oynuyoruz, tiyatro, drama yapıyoruz. Bir an onların yüzünü güldürmüş olduk. Bu bizim için çok büyük bir mutluluktu." açıklamasında bulundu.

Müzik ve kostüm eşliğinde gezerek çadır kentteki çocukları topladılar

Tiyatro grubundan sınıf öğretmeni Gamze Sarıbaş da çocukların kalbine dokunmak için bölgeye gittiklerini, ilk başta etkinlik düzenledikleri ancak çocukların alana gelmediğini, kostüm ve hoparlörden çalan müzik eşliğinde çadırları dolaşarak çocukları topladıklarını anlattı.

Müziği duyanın gelmeye başladığını, ilerleyen günlerde artık çadıra sığamadıklarını belirten Sarıbaş, şunları kaydetti:

"Bir gün o kadar çok yağmur yağıyordu ki çıkacak gibi bir pozisyonumuz yoktu. Çöp poşeti giydik. O şekilde çıktık. Yağmur da dinmişti o arada. Müziğimizi açtık. Çocukları aldık. Bir teyzenin çıkıp da 'Nerede kaldınız, iki saat geciktiniz. Çocuklar durmuyor' dediğini biliyorum. Sabahları çocukları alırken 'Kızım kahvaltı yaptınız mı?' diye çadırda bulundukları halde zorla zeytin verdiklerini biliyorum. Özellikle bir çocuk vardı. Hiç unutmam o çocuğu. Müziğin sesini duyar duymaz gelirdi, en önde sürekli benim elimdeydi, sanki bizden gibi. Çoğu çocuk koşarken yetişeceğim diye terliklerini giymeden gelirdi. Babaannesinin, teyzesinin terlik getirdiğini biliyorum."

İstanbul'daki yaşantısını orada unuttuğunu ve dönmek istemediğini dile getiren Sarıbaş, "Dönerken hep 'Gidiyor musunuz?' soruları, çok cevapsız kalan sorular ve kesinlikle orada dik durmak zorundasınız. Çocukların böyle gelip son bir defa sarılmaları oldu. Bağ kurmamak mümkün değil." diye konuştu.

Sarıbaş, "Ellerim tombik tombik" şarkısının içinde bir yara olduğunu ifade ederek, bölgede yaşadığı bir anısını şu sözlerle aktardı:

"Bir öğretmenimiz vardı. Ebrar Sitesi'nde öğretmenmiş. Uzun uzun bakıyor, sonra geldi, konuşmak istedi. Merhabalaştık. Öğretmen olduğunu söyledi. 'Hocam bu benim her sabah yaptığım bir parça. Sizi görünce sanki orada oturan çocuklar benim çocuklarımdı. Acaba ben tekrardan sizin gibi çocuklarla bu şekilde oynayabilir miyim?' dediğinde yetişkin dahi olsa bir cevabınız yok. 'Olur hocam' diyorsun. 'Ama benim öğrencilerim Ebrar Sitesi'ndeydi' dediği anda orada kesiliyorsun, donuyorsun kalıyorsun."

AA