YEREL
Giriş Tarihi : 05-05-2021 12:46   Güncelleme : 05-05-2021 12:51

AİLEYİ AYAKTA TUTAN AHLAKİ DEĞERLER

Din hizmetleri uzmanı Recep GÜL “AİLEYİ AYAKTA TUTAN AHLAKİ DEĞERLER “ başlıklı konu hakkında açıklamalarda bulundu.

AİLEYİ AYAKTA TUTAN AHLAKİ DEĞERLER

Gül yaptığı açıklamalarda “Haz ve hız çağı olarak değerlendire bileceğimiz günümüz modern dünyasında, modern insanlar olarak her geçen gün materyalist, maddeci ve içi dünya sevgisiyle kasıp kavrulan insanlar olma yolunda hızla ilerlerken, ebedi dünyayı çok az az hatırlayan ve hayatı sadece bu dünyadan ibaret gören, aynı zamanda da iç huzurunu yakalayamayan, mutsuz, kanaatsiz, şükürsüz ve doyumsuz kimseler olarak, huzur ve mutluluğun yollarını bulmaya çalışmaktayız. İletişim kurmanın hiçbir zaman bu kadar kolay olmadığı günümüzde ise, biz modern insanlar olarak kendi dünyamızda, teknolojik aletler başında ve kendi sanal alanımıza haps olmuş, her geçen gün erimekteyken, bir yandan da hayatımıza onulmaz yaralar açmakta ve apartmanlara kısılarak komşuluk ilişkilerinden uzak, insanlardan uzaklaşa uzaklaşa gitgide yalnızlaşlaşmaktayız. Yalnızlığın Allah’a mahsus olduğu ve insan fıtratına iyi gelmediği aşikar bir durum olmakla beraber, Bizler için dünya ve ahiret mutluluğumuza vesile olabilecek ve fıtrat olarak da aile kurmaya meyilli olarak yaratan Allah Teala, ayetlerde evliliği tavsiye etmiş ve Hz. Peygamber’de (sav) sünnetinde aile kurmanın önemine çokça değinmiştir. Şüphesiz aile kurmanın tarihi insanlığın var oluşu kadar eski ve Allah tealanın bizleri fıtrat olarak aile kurmaya yatkın yarattığı su götürmez bir gerçektir. Ailenin ve aile kurmanın ferdi ve toplumsal birçok faydasının olduğu aşikardır. Birkaç tanesini zikredecek olursak: İnsan sevmek, sevilmek, sığınmak ve paylaşmak iç güdüsüyle yaratıldığı için aile kurma en başta bu manevi-duygusal boşluğu doldurmaktadır. Diğer bir faydası ise şüphesiz neslin helal yoldan devamını sağlamasıdır. Bu maddeleri elbette çoğaltabiliriz. Aile kurmak şüphesiz önemli bir müessesedir. Böyle bir kurumu ayakta tutmak da, kuşkusuz kolay değil ve insani birçok meziyetle donanmayı gerektirmektedir.  Konumuz olan “Aileyi ayakta tutan ahlaki değerler” başlığı kapsamında, Rum suresindeki aile kurmak ve eşlerin varlığı ile ilgili ayete değinerek, Aileyi ayakta tutan ahlaki değerleri bu ayet çerçevesinde incelemek istiyoruz:

Allahu Teala Rum suresi 21. ayetinde “Sekinete eresiniz (Kendileri ile huzur bulasınız) diye, size kendi cinsinizden eşler yaratıp da aranızda rahmet ve meveddet meydana getirmesi, O’nun varlığının delillerindendir. Doğrusu bunda akleden bir topluluk için ibretler vardır.” Ayeti kerimede üç unsur öne çıkmaktadır: Rahmet, Meveddet ve Sekinet. Aileyi ayakta tutan ahlaki değerleri bu üç kavram çerçevesinde açıklamaya çalışacağız. İlk olarak Rahmet kelimesi, başta Allah’ın esma-i hüsnasından (güzel isimlerinden) biri olmakla beraber, Kur’an’da birçok ayette geçmektedir. Rahmeti Allah açısından düşündüğümüz zaman, Allah’ın kullarına lütufkar olması, her daim bağışlayıcı ve affedici olması, günahkar, nankör ve inanmayanlara bile hep merhametle muamele ederek onları rızıklandırması olarak tanımlayabiliriz. Aynı zamanda Allah’ın kullarına rahmeti acıma duygusunu da barındırmaktadır. Şüphesiz bu acıma, biz insanoğlu olarak aciz ve hata yapmaya meyilli olduğumuz için, her daim tevbe kapısını da açık tutması anlamına gelmektedir. Rahmet kelimesinin kısa bir tanımını yaptıktan sonra, rahmetin unsurlarından ve rahmetin insanlar arasındaki tecellisinden bahsedelim. Birincisi, nezaket, zarafet incelik ve şefkat anlamına gelen Rikkat, İkincisi ise, gönülden gelen bir sevgiyle, incitici bir tavır takınmadan, istenilenden fazla iyilik yapmak anlamına gelen İhsan unsurudur. Burada dikkat çekmek istediğimiz ilk nokta, rahmet kelimesinin anlamı dolayısıyla eşlere hitap etmesi ve insan ilişkileri başta olmak üzere, eşlerin hem mutluluk ve huzurunu sağlamak hem de ahiret hayatı için iyilik yollarının bütün kapılarını açmaktır. Nitekim nekaketsiz, kaba, saygısız ve bencil ilişkiler iletişim kanalının önünde en büyük engel ve yıkıma sebebiyet veren kötü huylardandır. Rahmet ile muamele ise başta insanları olmak üzere, eşleri bir arada tutan ve yapıcı bir özelliğe sahiptir. Diğer yandan ihsan (iyilik) kelimesi, birçok ayet ve hadislerde ihsan yolunun tutulması gerektiği emir ve tavsiye edilirken, diğer yandan aile kurarak sorumlu olmanın bilinçliliğini ve iyilik etmekle görevli olarak en başta eşimize ve ailemize karşı sorumlu olduğumuzu hatırlatmaktadır. Aynı zamanda ihsan kelimesinin çok enteresan bir tanımı daha vardır ki, meşhur Cibril hadisinde ihsan nedir diye sorulan Pegamber Efendimiz (sav): “Allah’a sanki onu görüyormuşçasına ibadet etmendir, her ne kadar sen onu görmesen de o seni görüyor.” şeklinde cevap vermesi, evliliğin ağır bir misak, sorumluluğunun güçlü bir sözleşme olduğu ifade edilen diğer ayetlerle bağlantısı açısından çarpıcı bir şekilde karşımıza çıkmaktadır. Nitekim sorumluluk bilincinin zirve noktası olarak tabir edebileceğimiz evlilik ve aile kurma, her hareketimizin, her iyi ve kötü davranışımızın hesabının sorulacağını ve karşılığının görüleceğini aklımızdan çıkarmamamız gerektiğini ifade etmektedir. Rahmet kelimesi özet olarak, eşler arasında nezaketin, şefkatin, inceliğin, karşılık beklemeden iyilikte bulunmanın, sorumluluğunun ağır bastığının ve gönülden gelen bir sevgiyle hayata tutunmak gerektiğinin mesajını bizlere vermektedir.

Ayeti kerimede geçen bir diğer kavram ise meveddet kavramıdır. Meveddet, kalpte oluşan sevginin davranışlara yansıması anlamına gelmektedir. Meveddete benzer bir diğer kavram ise mahabbet (muhabbet) kavramıdır. Muhabbet kavramı ise, sevginin kalpte yerleşmiş olmasıdır. Bu açıdan bakıldığında meveddet, muhabbet kavramından daha geniş ve sevginin kalpte yerleşmesiyle beraber davranışlara yansıyan yönü olduğu için, aynı zamanda muhabbetin pratiğidir. Dolayısıyla meveddet kavramı, hem pratiğe dökülen tarafıyla hem de inandırıcılığı yüksek tarafıyla karşımıza çıkar. Nitekim davranışlara yansımayan, söylendiği halde yerine getirilmeyen ve ağızdan çıkanlarla uygulamaya dökülenlerin farklı olduğu durumlar, içinde samimiyet barındırmayan ve güvenilirliği düşük durumlara işaret etmektedir. Ayette eşler arasındaki sevgiye ve ahlaki değerlere muhabbet kavramıyla değil de, meveddet kavramıyla işaret edilmesi üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. Diğer yandan meveddetin ihsan kavramında açıkladığımız üzere, karşılıksız, gönülden gelen ve samimiyet barındıran tarafı daha ağır basmakla beraber, sevginin ve bağlılığın en duru, en saf ve en menfaatsiz yönünü de ifade etmektedir. Menfaat beklemeden sevmek, karşılık beklemeden iyilikte bulunmak, hem sevginin hem de fedakarlığın tam bütünleşmiş hali ve doruk noktasıdır. Allah teala da ayette, eşlere meveddeti emretmesi ve ancak meveddet ahlakı olduğunda evliliğin devamlılığının sağlanacağını bizlere bildirmektedir.

Meveddet ahlakı ve anlayışı sevginin davranışa yansıyan pratik yönünü ifade ettiği için, meveddeti geliştiren birçok tutum mevcuttur. Bu tutum ve davranışlar aynı zamanda aileyi ayakta tutan davranışlardır. Biz burada meveddeti geliştiren tutumları zikrederek, önemli gördüğümüz bazıları üzerinde duracağız ve devamında ayette geçen sekinet kavramını da kısaca açıklayarak yazımızı sonlandıracağız. Meveddeti geliştiren ve sevginin davranışa yansıyan yönlerini genel olarak sevdiğine sevgisini ifade etmek, gönül alıcı, güzel ve hoş sözler söylemek, geçim ehli olmak, yumuşak tavırlı ve anlayışlı olmak, kanaat sahibi ve şükredici olmak, beklentileri karşılamak, küçük jest ve iltifatlarda bulunmak, hediyeleşmek, dertleşmek, sohbet etmek, fedakar ve diğergamlı olmak, samimi, dürüst ve güvenilir olmak, sevilen özellikleri öne çıkarmak ve iyiliği, güzelliği takdir etmek olarak açıklayabiliriz. Bu kavramların tamamını ayrıntılı olarak açıklamak yazının boyutunu aşacağı için, birkaç tanesine değinmek istiyoruz:

İlk olarak eşleri ve aileyi bir arada tutan meveddet tutumları arasında, sevenin sevdiğine sevgisini ifade etmesi olarak açıklamak istiyoruz. Peygamber Efendimiz bir hadisinde “Seven sevdiğine sevgisini ifade etsin.” buyurmaktadır. Bu aynı zamanda Hz. Peygamber’in bir tavsiyesidir. Çünkü sevgi var olduğu sürece ilişkiler gelişir, aradaki soğukluklar giderilir, ön yargılar ortadan kalkar, olumsuz düşünceler olumluya dönüşür ve sorunlar kolayca halledilir. Aynı zamanda sevgi sürekli beslenmesi gereken bir duygudur. Beslenmeyen ya da üzerinde titrenmeyen bir sevgi maalesef solmaya, yok olup kaybolmaya mahkumdur. Sevginin en çok anlam bulduğu ve bağlılığın en çok gerektiği yer şüphesiz eşler ve aile ortamıdır. Sevgiyi sürekli ifade etmek, eşimize ve ailemize karşı sevgimizi her daim göstermek evliliği ayakta tutan en büyük tutumlardan birisidir. Çünkü sevgi eşler arasında bir enerjiye dönüştüğünde, aile kolay kolay çatırdamaz, kolayca yıkıma gitmez ve eşler arasında güven her daim baki olur.

Eşler arasını sıkı sıkıya bağlayan bir diğer tutum ise gönül alıcı sözler söylemek, yumuşak tavır takınmak ve geçim ehli olmaktır. Peygamber .efendimiz (sav) güzel, yumuşak ve tatlı sözün sadaka değerinde olduğunu ifade etmektedir. Sadaka her nasıl ki verenle alan arasında bir sevgi var ediyorsa, eşler arasındaki güzel sözler, tatlı iltifatlar, yumuşak tavırlarda sevgi var etmektedir. Kur’an’ı Kerim’de yumuşak huyluluk ve güzel söz söylemek birçok peygambere emredilmiş ve birçok peygamberin yumuşak huylu olduğu bizlere bildirilmiştir. Nitekim Kur’an’da Hz. İbrahim’in (as) ağırbaşlı, yumuşak huylu ve hassas kalpli olduğu bildirilirken, kalbi taş kesilen, yeryüzünün düzenini bozan, tahtım gidecek diye kavmindeki erkek çocukları öldüren, her türlü haddi aşan ve kendisini kavminin tanrısı olarak gören Firavuna karşı, Hz. Musa’ya firavunu ‘yumuşak ve güzel bir dille’ uyarmalarını istediği anlatılmakta, Hz. Lokman’ın (as) kendisine iman etmeyen ve Allah’a isyan eden oğluna “ya buneyye-ey oğulcuğum” diye hitapta bulunması, Kur’an’daki yumuşak tavırlara örnektir. Bu örnekleri Kur’an’da zikreden Allahü teala, eşlere de bu meveddet ahlakı olan yumuşak huyluluğu ve ağır başlılığı emretmektedir ki aile ayakta kalabilsin. Yine eşleri ve aileyi ayakta tutan bir diğer tutum, sevilen özellikleri öne çıkarmaktır. Evliliğin kalıcılık ve mutluluğunun sağlanması için şüphesiz eşteki sevilen özellikleri ön planda tutmak, hatalara ve kusurlara takılmamak ve her zaman yapıcı olmaktan geçmektedir. Bizler insan olarak hatasız ve günahsız olmadığımız gibi, karşıdaki eşimiz de bizim gibidir ve hatasız, kusursuz değildir. Bir eşin sevilmeyen bir tutumu sevilen bir tutumuyla tolere edilmeli ve hatanın, kusurun ortadan kaybolması için çaba gösterilmelidir. Ya da eşimizin sevilmeyen bir tutumu varsa, sevilen özellikleri takdir edilerek, sevilmeyen tutumunu gözden geçirmesi istenmelidir. Nitekim bu hususta Peygamber Efendimiz (sav) “Hiçbir kimse eşine nefret anlamına gelebilecek bir söz ve eylemde bulunmasın. Çünkü eşinin bir huyunu beğenmezse mutlaka başka bir huyunu beğenir.” buyurmaktadır. Bundan dolayı hatalara, kusurlara takılmamak, olumlu yönleri her daim ön planda tutmak ve araya nefret ve soğukluk girmemesi için çaba sarf etmek gerekmektedir. Son olarak içten/samimi olmak ve kibirli olmak/ mütevazi olmamak tutumlarına değinmek istiyoruz:

Şüphesiz aile birliğini ayakta tutan ve bağlılığı sağlayan en önemli tutumlardan birisi karşılıklı güvendir. Türkçemizde güvensizliği ve samimiyetsizliği ifade eden “iki yüzlük, içten pazarlıklılık, arkadan hançerleme, şark kurnazlığı ve içi başka dışı başka olma” gibi birçok atasözü mevcuttur. Bu atasözleri daha çok muhatabı saf yerine koyma ve samimiyetsizliğiyle onu aldatma anlamlarına gelir. Bu tür tutumlar ise maalesef ilişkiyi zehirleyen, güveni ortadan kaldıran, huzuru yok eden tutumlardır. Güvenin yok olduğu bir aile ortamında ya da güvenin olmadığı eşler arasında evliliğin devam etmesi çok zordur. Öte yandan Samimiyetsiz ve ikiyüzlü davranışlar, her an açığa çıkabilen ve karşıdakinin kolayca farkına varabileceği tutumlardır. Misal olarak Hz. Yusuf’u (as) kıskançlıkları yüzünden kuyuya atan kardeşleri, babaları Hz. Yakub’u (as) inandırmak için, ona Yusuf’un kanlı gömleğini getirmişler, ancak gömlek parçalanmamış olduğu için Hz. Yakub (as) oğullarının hemen yalanlarının farkına varmıştır. Bu olay Kur’an’da şöyle anlatılır: “Şimdi sen bize inanmayacaksın ama biz Yusuf’u eşyalarımızın başında bırakmış oyuna dalmışken Yusuf’u kurt yemiş, fark etmedik.” Hz. Yusuf’un kardeşleri onu kuyuya atmışlardı ancak yalanları ortaya çıkmıştı. Bu açıdan bakıldığında samimiyetsizlik her daim açığı olan ve muhatapla arayı kolayca açan, kaçınılması gereken bir tutumdur. Genelde insan, özelde eşler arasındaki ilişkiyi bozan bir başka ahlaki sorun ise kibirli olmak, mütevazi olmamaktır. Ayeti Kerimede “İnsanlara karşı avurdunu şişirme, kasılma, burun kıvırma, küçük dağları ben yarattım dercesine gururun verdiği havayla ortalıkta çalım satarak dolaşma, unutma ki Allah kibirli ve kendini beğenmişlerden asla hoşlanmaz.” buyurularak, kibirli olmak ve insanlara yukarıdan bakmak kötülenmektedir. Kibirli olmak karşıdakini küçümsemek ve kendisini yüceltmek olduğundan, muhatabın bu durumdan etkilenmesi üzerine bir sindirilmişlik psikolojisine bürünmesine, kendisini ifade etmede zorlanmasına, içine kapanmasına ve kaçınılmaz olarak muhatabı karşı koyma davranışına yönelteceği için, ilişkileri zehirleyen ve içinden çıkılmaz durumlara iten bir davranıştır. Oysa kibirli olmanın tam zıddı mütevazilik, insanı yücelten, insana onur katan, ilişkileri olumlu yönde etkileyen ve birlikteliğin devamını sağlayan bir davranıştır. Eşlerin arasına kin ve nefretin girmemesi içinde her daim mütevazi olunmalı ve üstünlük taslama yoluna gidilmemelidir.

Buraya kadar aktarmaya çalıştığımız, rahmet ve meveddet kavramları çerçevesinde rum suresi 21. Ayette eşlerin ilişkilerinde sürekliliği sağlayan ve ailenin ayakta kalmasını devamlı hale getiren tutumlardı. Ayette geçen ve açıklayacağımız son kavram ise, sekinettir (Kalbin huzur bulması).  Benzer olarak da Nahl suresi 80. Ayette “Allah evlerinizi huzur bulacağınız mekanlar (meskenler) yaptı.” buyurulmaktadır. Sekinet arapça bir kavram  olarak, iç dünyadaki huzur, gönül rahatlığı, gönlün huzur bulması, kalbin güven içinde korku, kaygı ve endişeden uzak olması anlamlarına gelmektedir. Aynı zamanda dilimize “mesken” olarak “ev” kavramının ifade edilmesi de bu kelimeden gelmektedir. Eve mesken denmesi, evin huzur ve güven veren mekan anlamı taşımasından gelmektedir. Evlerin güven ve huzurun kaynağı oluşu ise, içinde bulunulan mekanın, ailenin ve eşlerin kalpteki yeri kast edilmektedir. Misal olarak; Kureyşli müşrikler için Peygamber var olduğu sürece sarayları huzurlu mekanlar değildi ama, Hz. Peygamber ve Hz. Ebubekir için sığındıkları mağara huzurlu bir mekandı. Yine Züleyha Yusuf’a olan aşkından dolayı sarayında huzursuzdu ama, Yusuf zindanda huzurluydu. Evlerimizin huzur bulacağımız mekanlar olması için, bizim için ne anlama geldiği çok önemlidir. İşte evlerimizde huzuru yakalamamız ve kalben mutluluğa kavuşmamız için, ayeti kerimede belirtilen rahmet ve meveddet ahlakını kendimize şiar edinmeli ve bu şekilde sekinete kavuşmalıyız.

Özetleyecek olursak, rahmet eşler arasında incelik, nezaket, zarafet ve gönülden gelen, karşılıksız sevgiyi; meveddet, kalpteki sevgiyi pratiğe dönüştürerek, ailemizi gözetmeyi, eşimize ve ailemize olan sorumluluğumuzu yerine getirmeyi, eşimizin mutlu olması ve ailenin devamlılığı için karşılıklı olarak güvenli, samimi, mütevazi bir kişi kişi olmayı, sevgiyi her daim diri tutmak adına sevdiğimizi ifade etmeyi ve eşimizdeki hatalardan, kusurlardan çok eşimizin sevdiğimiz huylarına yönelmeyi; Sekinet ise; rahmet ve meveddet ahlakına bağlı kalarak evimizi, meskenimizi, yuvamızı kendimiz için bir huzur kaynağı yapmamız gerektiği hususlarına değinmeye çalıştık. Bu ahlak ve davranışlara karşılıklı olarak sahip olunduğu sürece, aile daima ayakta kalır ve kolay kolay çatırdamaz Bi iznillah.”ifadelerine yer verdi.