YEREL
Giriş Tarihi : 15-10-2021 11:21   Güncelleme : 15-10-2021 11:21

Arkeoloji Çalışmaları Devam Ediyor

Arkeoloji Çalışmaları Devam Ediyor

Ardanuç’ta ilk sit alanı olan Gevhernik Kalesi ve çevresinde yürütülen arkeolojik kazı çalışmasına Başkanlık yapan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Osman Aytekin, arkeoloji ve müzeciliğe dair bilgiler veren açıklamalar yaptı.

Bir şehri tanımanın en iyi yolunun o kente ait müzeyi gezmek olduğunu söyleyen Aytekin, “Artvin Müzesi ile ilgili ben de girişimlerde bulunuyorum. Milletvekilleri ile de bu konuyu görüştük. Burada müze binasının yapılması çalışmaları var, birkaç yıldır. Fakat biraz daha uzayacağa benziyor. Benim önerim; müze binası yapılıncaya kadar herhangi bir birimin özellikle Kültür ve Turizm Müdürlüğü bünyesinde Müze Müdürlüğü açılabilir. Böyle olunca Müze görevlileri buraya gelir, böylece birinci elden çalışmalar yürütülebilir. Şu an müzecilik açısından Erzurum'a bağlıyız. Ardanuç Adakale’de bu sene çalışma yaptık. 4 adet kültür varlığı alanında eserimiz var. Kazıyı cuma günü bitireceğiz Erzurum'dan uzmanlar gelecek, onlara teslim edeceğiz. Artvin'de bulunmuş eser olarak Erzurum müzesine götürmüş olacak. Biz istiyoruz ki burada bulduğumuz eserler kendi elimizde kalsın, kendi insanlarımız kolay bir şekilde bunlara erişsin” dedi.

Müzecilik alanında Artvin’de neler yapılabileceğine dair bilgi veren Aytekin, şu ifadeleri kullandı:

“Açılmasını istediğimiz Arkeoloji ve Etnografya müzesi var. Küçük müzeler, farklı alanlara ait müzeler her zaman kurulabilir. Müze açmak için çağdaş ve yeni bir binaya ihtiyacımız var. Bu müzenin açılması ve yeni bir hale gelmesi için en az 5 yıla ihtiyacımız var. Türkiye'de Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı olarak 600’e yakın kazı yapılıyor. Yerli bilim insanları tarafından müzelerle birlikte kurtarma kazıları yapılıyor. Bu çok fazla maliyet gerektiren bir konu. Bu kadar büyük ve kültürel güce sahip her kazı için devletin çok yeterli kaynak ayıramadığı doğrudur. Yerli bilim insanlarına ayrılan kaynak ancak 25 yıldır gerçekleşebilmiştir. Daha önce yabancılar yapabiliyordu. 1884 yılından beri yurt dışına eser gitmiyor ama kaçak yollarla böyle sıkıntılar yaşanabilir. 1884 yılından beri yapılan kazılar müzelerimizde yer almaktadır, envanter defterlerinde hangi kazıdan ne çıkarıldığı yazılmaktadır”

Şavşat'ta 2007'de başlayan kazıları 2018 yılında bitirebildiklerini söyleyen Aytekin, “2007-2016 Şavşat Kalesi kazı çalışmaları var. Son 2 yılın yok. Bunu da bilimsel çalışmalarda yönlendirdik ve Doğu Karadeniz Bölgesi'nde ilk Cumhurbaşkanlığı kararlı arkeolojik kazıyı benim başkanlığımda bana destek veren ekip tarafından gerçekleştirdik. Bu büyük bir başarıdır. 12 yıllık bu çalışma bittikten sonra Ardanuç Kalesi'nin önemi bilindiği için geçen yıl yeni bir dosya hazırladık ve en az 20 yıl sürmesi bekleniyor. Hiçbir şekilde modern alet ve edevat kullanamadığımız için kazılar bu kadar uzun sürüyor. Sabır gerektiren bir iş.

Ardanuç Kalesi hem kenti ile iç Kalesi ile çok önemli bir yer. Burada 5. yüzyılda yapılaşmanın yapıldığını biliyoruz, 16. yüzyılda Osmanlı egemenliğine girdiğini biliyoruz. 1878'de Rus egemenliği var ama Rus egemenliğinde çok önemli bir yapılaşmaya gitmemiş ve Ardanuç önemini Ruslar zamanında kaybetmeye başlamıştır. 1878’den sonra Ardanuç Ruslar zamanında önemini kaybetmiş. Ruslar Artvin kent merkezine önem vermiş. Ardanuç’un önemini kaybetmesinin nedenlerinden biri gümüş ve altın madenlerin üretildiği ve darphanesinin bulunduğu bir alandır. 1835 tarihli Osmanlı kayıtlarında Ardanuç Kalesinde ve Artvin Kent merkezinde ağırlıklı olarak Ermeni Tüccarların Ticaretle uğraştıkları ve zenginleştikleri bilinmektedir.

Orta çağ döneminin en önemli bölgesi Ardanuç’tur. Milattan sonra 476’dan 1453’e kadar olan dönem orta çağa dönemidir. Bu döneme ait en önemli veriler bizim bölgemizdedir. Özellikle Tiflis'te 7. yüzyılda İslami egemenlik olunca bu taraflara doğru saklanmaya gelmişler, bu coğrafyaya sığınmışlar. Bu bölgede yaklaşık 5. yüzyıldan 12 yüzyıla kadar yaşamışlardır. Daha sonra Selçuklu fetihleri başlayınca güçleri kırılmaya başlamış 6. yüzyılın ortasında Erzurum Beylerbeyi Çerkez İskender Paşa tarafından Burası Osmanlı topraklarına katılmış, 1870’lerde Rus işgaline uğrayana kadar.

Osmanlı döneminin Artvin'deki en önemli yerleşkesi Ardanuç Adakale’dir. Osmanlı döneminin Artvin'deki ilk camisi Adakale’de 1553 yılında yapılmış, Artvin'de bundan önce bir cami yoktur. 3 adet türbe var, bu türbeler kötü durumdaydı. Bu yıl bu türbelere çalıştık. Bir türbede Sefer ve Yusuf Paşalar yatıyor 17. yüzyılın ortalarında Ahıska paşalarıdır bunlar. Artvin olarak Ahıska’ya bağlıydık. Osmanlı Ardanuç’u fethettikten sonra yine kendi merkezi yönetimi ile yönetmiştir burayı. Ardanuç ile ilgili verilerin daha çok öne çıkması bundandır. Bir türbede 1kadın ve 5 çocuğunun birlikte yattığı bilinmektedir. Bir türbede ise Hacı Ali Paşa adında 17. yüzyılda yaşamış biri yanında bir kızı ve bir oğlu var. Bu mezarlar darmadağın vaziyetteydi. Biz bunları arkeolojik olarak düzenledik.

Ardanuç'ta 2 adet hamam var, bunlar vatandaşın elinde. Buraların kamulaştırılması lazım. Osmanlı döneminden kalan 1 adet eski bir konak vardı, restore edildi. Ardanuç Kültür Evi olarak hayat buldu. Personel yok Kaymakamlığa bağlı olarak yönetiliyor. İŞKUR'dan alınan elemanlarla yönetiliyor. O da yeterli olmuyor. 6 adet konut var vatandaşların elinde 6 adet dükkân var. 3 adet tarihi çeşme var, 1 adet şadırvan var. Yine Osmanlı döneminden kalma 2 adet kilise kalıntısı var. Bunların kazılarını yapacağız. Medrese var yine vatandaşın mülkiyetinde o da. Medreseyi kamulaştırılarak medrese olarak tekrar işler hale getirilmesi sağlanacak. O yapının medrese yapısının yanında 2 adet tarihi mezar var. Muhtemelen o dönemin müderrislerine ait vatandaşımızın hassasiyetinden dolayı türbelerden daha sağlam kalmış mezarlar. Ardanuç’taki Ada Kalesi ve Gevhernik Kalesi olarak bilinen yeri ayağa kaldırdığımızda belki 3-4 yıl içerisinde önemli bir bölümünün canlandırılması sağlanabilecek.”

Artvin’in bu bölgede parçalı yönetimde kaldığı için arşiv sorunları olduğunu belirten Aytekin, “Bizim arşivleri tanıyabilmek için biraz fazlaca çalışmamız gerekiyor. Bunun için de Batum arşivlerini irdelemek lazım ve Rus arşivlerini irdelemek lazım. En önemlisi de Osmanlı Başbakanlık arşivini irdelemek lazım. Özellikle arşiv çalışan tarihçilerimiz Artvin Çoruh Üniversitesi'nde de hocalarımız var. Son yıllarda güzel çalışmalar yürütüyorlar onları da takip ederseniz görürsünüz. Önemli veriler tanımlanmaya başlandı.  Osmanlı arşivi binlerce, milyonlarca belgeden oluşuyor. Bunların belirli bir tasnifi yapıldı. Araştırmacılara yavaş yavaş sunuluyor. Osmanlı arşivleri üzerinde çalışan 2 ülke var. Birisi Japonya bir diğeri ise Amerika.  Çünkü Osmanlı’nın bu 3 kıtada farklı toplumları nasıl yönettiğini bulmaya çalışıyorlar. Hukuk sistemleri nasıldı, bu farklı etnik yapıyı bir arada nasıl tuttular, farklı dinlere ait insanları ahenk içerisinde nasıl yaşattıkları merak konusu. Onun için bir çalışma içerisindeler. Osmanlı her şeyi kayıt altına almış ve tanımlı bir ülke. Vergi sistemlerini değişik bir şekilde tutmuş, dolayısıyla toplumların sevgisini kazandığını görüyoruz. Bizim eserlerimiz çok, bu kadar önemli kültür varlığına hangi ülkeye giderseniz gidin Gürcistan'da dahil yapayalnız korumasız bir vaziyette gezemezsiniz mutlaka yanında bir sahibi vardır. Sizin istediğiniz gibi girip çıkmanıza izin vermezler, bizim Yusufeli’ndeki eserlerimizden tutunda Berta’daki eserlere kadar defineciler zaten boş bulduğundan dolayı kazıma yapıyorlar yani genel olarak sahipsiz durumdalar.”

Ardanuç’taki insanların yapılan kazı çalışmalarına olan katkıları hakkında değerlendirmede bulunan Aytekin, “Kazı çalışmalarının bulunduğu Adakale’de 135 hane yaşıyor. Toplum olarak bir bütünüz. Onlarla dost olduk, arkadaş olduk öyle olmak durumundayız. Benim bir kültür tanımlamam var: diyorum ki kültür, kültürsüzleri anlayabilme sanatıdır ama uygulaması oldukça zordur.  Kırsalı en iyi koruma gücünün jandarmada olduğunu düşünüyorum ve vatandaşlarımız herhangi bir kazı gördükleri zaman mutlaka bir resmi kuruma, muhtara, jandarmaya, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne bildirmesi gerekiyor. Bu şekilde kültür varlıklarını tahribatının önüne geçebiliriz. 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na göre eski eserlerin tümü devlet malı niteliği taşımaktadır. Bunu uygunsuz olarak çıkaranlar veya zarar verenler cezaya çarptırılmaktadır. Bundan dolayı da vatandaşlarımızın bu tür çalışmalara girmemeleri gerekmektedir. Eğer eser bulurlarsa da 3 gün içerisinde en yakın kolluk kuvvetlerine teslim etmesi gerekmektedir” dedi.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Osman Aytekin konuşmasını şu ifadeleri kullanarak sonlandırdı:

Bunlar tescilli yapılar, mezar Şavşat’ta Söğütlü Mahallesi'ndeki kilise cami olarak bilinen onun hazinesindeki mezarlardır. Yukarıda kendi konakları var, o da tescillidir. İşleyiş şu şekildedir şahsa ait bir tescilli yapılara devlet proje ve restorasyon desteği vermektedir yani öncesinde bir müracaat yapılmalı kabul edilirse destek veriliyor ama devletin vermiş olduğu destek tümünü sağlanamadığından dolayı da vatandaş bu restorasyon işine fazla girmiyor.”