YEREL
Giriş Tarihi : 12-08-2021 10:48   Güncelleme : 12-08-2021 10:48

BEDEL ÖDEYEN HER ZAMAN VATANDAŞ OLUYOR

Artvinli TV’de Dilan Şahinbaş’ın sunumuyla gerçekleşen Söz Sizde programının bu haftaki konuğu Yargıçlar ve Savcılar Kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu oldu.

BEDEL ÖDEYEN HER ZAMAN VATANDAŞ OLUYOR

Eminağaoğlu, “ekonomik sıkıntılar, siyasi sıkıntılar, hukuksal ve anayasal sıkıntılar vs her ne olursa olsaun bedel ödeyen ve cefa çeken her zaman vatandaş oluyor”

YARSAV Kurucu Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun konuk olduğu Artvinli TV Youtube kanalında, Dilan Şahinbaş’ın sunumu ile gerçekleşen yayında YARSAV’ın kuruluş ve kapanış süreci, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz, siyasal ve sosyal sıkıntılar, özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi’nde gerçekleştirilen doğa katliamları ve Türkiye Barolar Birliği sisteminde çoklu barı sistemine geçiş üzerine değerlendirmeler yapıldı.

“Artvin’i Artvin yapan bilgi, kültür ve eğitimdir”

Artvin’in geçmişi, bugünü ve yarınının neler hissettirdiğini anlatan Eminağaoğlu, “Artvin’in geçmişine baktığımızda Artvin’in tanımı birçok yönüyle öne çıkıyor. Şehir, kendi kaderine terk edilse ve o şekilde kalsa birçok yoksunluk söz konusu olacak. Emek ve mücadele vermeden hiçbir şeye varılmaz. Hiçbir sonucu elde edilmez. Bu yüzden ilde bulunan halk emeğiyle, mücadelesiyle ve olanaklarıyla ön plana çıkarak sorunları aşabiliyor. Artvin, kendi olanaklarını kendi çabasıyla elde ederek, hazır bulmamış bir şekilde; eğitimle, bilgiyle, mücadeleyle bir yol alıyor. Artvin, bütün olanaklara kendi çalışmalarıyla ulaşması nedeniyle ön plana çıkıyor. Her yönüyle bakarsak Artvin’de çok farklı kimlikler bir arada yer alabiliyor. Artvin’de barış, özgürlük, kardeşlik kavramlarının bir arada olması ve diğer bambaşka özellikleriyle farklı kalmayı başarıyor. Artvin’i Artvin yapan bilgi, kültür ve eğitimdir. Bunların yaşatılması ve yarınlara taşınması Artvin’i bugüne getirdi. Bunlar Artvin’i daha özel kıldı. Her şeyden önemlisi ise bilgidir. Artvin halkının bilgiye verdiği değer geçmişteki değerleri bugüne taşımış ve bugün de Artvin’i farklı ve aydın kılan bir özellik haline gelmiştir” diye konuştu.

“Yargı hukuktan başka hiçbir şeyi kendine rehber edinmemesi gerekli”

12 Eylül darbe döneminden bahseden Eminağaoğlu, 12 Eylül’ün Türkiye’ye ödettiği bedellerden bahsederek belirli kısıtlamalara yol açtığını vurguladı. Çocukluğunun Artvin’de başladığını söyleyen Eminağaoğlu, “İlkokulu köyde ve birleştirilmiş sınıflarda okudum. Bunun benim üzerimdeki etkisi çok daha fazla. Çünkü yoksunluk içerisinde mücadele ederek yola başlayınca onun değeri, etkisi üzerinizde çok fazla oluyor. Bu şekilde ortaöğretim hayatıma geçtiğimde 12 Eylül darbesi söz konusu oldu. 12 Eylül döneminde neredeyse bizi eğitecek, okutacak öğretmen kalmamıştı. 12 Eylül’ün Türkiye’ye ödettiği bedeller eğitim dünyasında ve bütün aydın kesimde özgürlüklerin kısıtlanmasına yol açtı. Bende 12 Eylül dönemiyle birlikte eğitim hayatımı Artvin dışında sürdürmek için il dışında çıktım. Eğitim olarak Hukuk Fakültesi ve sonrasında hak ve özgürlükleri daha etkin kullanmak, adaleti sağlamak, ülkeye daha yararlı olmak düşüncesiyle yaşantımı yargıçlık, savcılık olarak devam ettirme şeklinde bir yol haritası çizdim. Türkiye’de özellikle 12 Eylül döneminde insanlar neden bedel ödedi. Burada yargıya da fatura çıkarabiliriz. Hukuk dünyasında hukukun üstünlüğü gerçek anlamda öne çıkmamış, hukuk herkese güvence olamamıştır. Hukukun adaletin, özgürlüğün en çok ihtiyaç olarak hissedildiği dönemler olağanüstü dönemlerdir çünkü o güvenceleri hissederek baskı olmaması veya baskı varsa kendinizi güvence altında hissetmek istiyorsunuz. 12 Eylül döneminde karşılaşılan baskılar durumunda yargının varlık nedenine uygun hareket edememiş kişiler hak ve özgürlüklerinden olabildiğince uzaklaştırılmış ve bedel ödemiş ki zaten en ağır faturalardan birisini ödeyen kentlerin başında Artvin geliyor. Yargının varlık nedenine uygun hareket edebilmesi için yargının hukuktan başka hiçbir şeyi kendine rehber edinmemesi lazım” ifadelerine yer verdi.

“Faturası halka yansıyor”

Yargıç ve savcıların güvencelerden yoksun olduğunu ve Avrupa’da sadece iki ülkede yargı da örgütlenme olmadığını bunlardan birisinin Türkiye olduğunu açıklayan Eminağaoğlu, “Bir yargıç ve savcı olarak meslek hayatıma başladığımda yargıç ve savcıların güvencelerden yoksun olduğunu gördüm. Yargıç ve savcılar güvenceden yoksunsa hukuk ve adalet için her şeyi yapabilmekten uzak duruyorsa vatandaş ne yapsın. Yargının dünya örneklerine baktığımızda her alanda böyledir. Bireysel olarak yapılabilecek hiçbir şey yok. Ancak örgütlenirseniz karşılaşabileceğiniz engelleri aşıyorsunuz. Bizlerde örgütlenmekten başka hiçbir seçeneğin olmadığını gördük. Dünya örneklerine baktığımızda demokrasinin her şeyiyle örnek olduğu, hukukun üstünlüğünün öne çıktığı ülkelerde bunun yargı dünyasında da yargının örgütlenerek gerçekleştiğini gördük. Çok ilginçtir ki Avrupa’da sadece iki ülkede yargı da örgütlenme olmadığını bunun birisinin de Türkiye olduğunu gördük. Yargıç ve savcı eğer kendi güvencelerinden yoksunsa adaleti sağlamaktan da uzak duruyor. Şunu söylemeliyim ki bu mesleği yapıyorsanız ya yapacaksınız ya da geri duracaksınız ve yapmayacaksınız. Fakat maalesef böyle olmuyor. Yargıç ve savcılar önce kendi beklentilerini öne çekiyor. Kendi beklentilerini öne çekince de zarar görmemek anlamında geri duruyor. Bunun faturası halka yansıyor çünkü siyasi iktidar, bağımsız olmayan bir yargı söz konusu olunca halk özgürlüklerini anında kaybediyor. İktidar her türlü baskıyı yapıyor ve uyguluyor” ifadelerine yer verdi.

Yargıda örgütlenerek çok ciddi kazanımlar elde edildi

Siyasi iktidarın meclis ve yasama organlarında üstün ve baskıcı olduğundan bahseden Eminağaoğlu, “İktidarı, meclis ya da yasama organı sınırlandıracak diyoruz ama yasama organlığında zaten iktidar baskın ve üstün olduğu için bunu denetleyemiyor. Siyasi iktidarı yargı sınırlandıracak dediğimiz de ise eğer yargı bağımsız değilse siyasi iktidarı yine sınırlandıramıyor. Muhalif olan bütün düşünceler hepsi yargı üzerinden baskılanıyor. Bunun için yargı da örgütlendik örgütlenince çok ciddi kazanımlar elde ettik. Avrupa ilk kez Türkiye’de yargı ne durumda diyerek mücadelemizi gördü ve öğrendi. Türkiye de ki her alanda mücadeleyi yapan, öne çıkan ve örgütlenen kesim iktidar tarafından anında baskı altına alınıyor. Çünkü olması gerekenlerin savunulması hiçbir zaman iktidarın işine gelmez. Yargı olarak bizde özgürlüklerimizi savunduk çünkü adaleti sağlayamayan bir yargı zaten yargı değildir. Bizler örgütlenerek bir yargıç, savcı ya da yargılama nasıl olmalı avukat bir yargılamada hak ve özgürlükler alanında nasıl hareket edebilmeli bunları öne çıkardık. Bunları yaparken olabildiğince karşımıza sorunlar ve soruşturmalar çıkarıldı. Bizi kendi meslektaşlarımız yargılamaya başladı” ifadelerine yer verdi.

İlk örgütlenme adımı sendika ve dernek ile atıldı

Daha farklı örgütlenmeler içerisinde yer alarak mücadeleyi daha etkin sürdürme amacına yöneldiklerini ifade eden Eminağaoğlu, “Bunun için Avrupa’da Birleşmiş Milletler nezlinde dünya ölçeğindeki örgütlere girerek YARSAV’ı o platformlara taşıdık. Oralara taşıdıkça siyasi iktidarın daha çok baskısına maruz kaldık. Bunları iki yıl boyunca yaptığımızda bir taraftan FETÖ bir taraftan şu an ki iktidarın bize ödetmediği ve yapmadığı şeyler kalmadı. Bu süreçte amaçladıkları birtakım şeyleri elde edemediler. Şimdi ortaya çıkıyor ki YARSAV’ın ilk genel kurulunda AKP’nin ve FETÖ’nün sistemden kaynaklanan yollarla, sınavlarla, mülakatlarla aldığı yargıç ve savcıları YARSAV’a üye kaydettirerek kendi örgütümüz içten içe çökeltildi. Fetullah Gülen, “YARSAV başkanı seçilmesin örgüt kendi içerisinden çökeltilsin bu şekilde etkisiz hale getirilsin ki biz yine halk üzerindeki baskımızı sembolik bir örgütü olan yargı üzerinden devam ettirelim” diyerek Türkiye’deki yargı imamına emir verdiği ortaya çıktı. Bu yüzden ikinci seçimlerde YARSAV başkanlığını kaybetmiş oldum. Arkadaşlarımız yürüttü ama ortaya çıkan tabloda YARSAV’ın etkisi kırıldı. Bu süreci yaşayan kişiler olarak ne yapmalıyız diyerek ikinci bir adımı attık. Türkiye’de ilk kez yargıç ve savcıların sendikasını kurduk. Bir yargıç ve savcı hak ve özgürlüğün tanımını ve değerini bilmiyorsa bunu kullanamıyorsa vatandaş ne yapsın. YARSAV’ı kurduktan sonra baktık ki yargıçlar ve savcılar sendikasına daha az katılım oldu. Daha az katılım olmasına rağmen mücadeleden geri durmadık. Her şekilde devam ettik. Öyle bir noktaya geldi ki siyasi iktidar baskısını olabildiğince artırdı. Geçirdiğim disiplin soruşturmalarının sayısını bile bilmiyorum. Bugüne kadar 8 davadan yargılandım. Hiçbirinden ceza almadım hepsinden beraat ettim. Fakat şu politika güdüldü hak ve özgürlük mücadelesi eden birisi olarak sürekli dava ve soruşturmalarla muhatap kalırsanız bu sefer vatandaş hakkını aramaktan, özgürlüğünü kullanmaktan geride durur çünkü vatandaş hakkını arayan, özgürlüğünü kullanan en güvenceli sistemde en güvenceli görünen kişiler bunları yaşıyorsa ben naparım diyor. İktidar amacını bu şekilde gerçekleştirmek gibi yollara yöneldi. Türkiye’de yargıç ve savcılarla ilgili ilk örgütlenme adımını sendika ve dernek nitelikleriyle attık. Siyasi iktidar bizleri susturamayınca bu şekilde soruşturmalar, davalar gerçekleşti. En acısı bizleri güvencesiz yargıç ve savcılar soruşturdu ve yargıladı. Onlarda güvence olsaydı soruşturmalar açılmazdı” dedi.

“Tek yol anayasayı değiştirmekten geçiyor”

İktidarın anayasayı kendine göre yapılandırmasından bahseden Eminağaoğlu, “Türkiye’de en bağımsız yargı 1961 anayasasıyla ortaya çıktı. Türkiye bir darbe dönemi yaşadı. 12 Mart döneminde 1961’de ki bağımsızlık siyasi iktidarların işine yaramadı. Çünkü hak, insanların hak ve özgürlüğünü kullanması ve iktidarın istediği adımları atamaması demektir. 12 Mart döneminde bir anayasa değişikliğine gidildi. Hak, özgürlük ve yargı bağımsızlığı budandı. 12 Eylül’ü yaşadıktan sonra daha çok budandı. 2010 yılına AKP dönemine geldiğimizde AKP yargıyı bağımsızlıktan uzaklaştırırsam, hak ve özgürlüğü budarsam, anayasayı bu şekle sokarsam istediğimi daha rahat yaparım dedi. Böylelikle 12 Eylül darbesinin yaptığının bir adım fazlasını AKP 2010 yılında yaptı. Anayasa Mahkemesini tamamen kendine göre yapılandırdı. Anayasa Mahkemesi demek siyasi iktidarın mecliste yaptığı bütün işlemleri denetleyen mahkeme demektir. Siyasi iktidar neyi amaçlıyorsa meclis üzerinden onu yasa adı altında çıkarıyor. Anayasa mahkemesi de bunu denetleyemiyor. Bugün görüyoruz ki hakimler, savcılar ve yüksek kurulunun bir veya iki üyesinin dışındakilerin tamamı FETÖ’den mahkûm oldu. Türkiye’de 2010 anayasa değişikliği, 12 Mart darbe teşebbüsü ve 12 Eylül darbesinden çok daha ağır bedelleri halka ve özellikle yargıya ödetmiş bir anayasa değişikliğidir. AKP, anayasayı değiştirip ve istediği şekle sokup ben ne dersem o olur dedi. Bunun bir adım daha fazlasını 2017 anayasa değişikliği ile yaptı ve bugün yargı tamamen AKP’nin kontrolü altında diyebileceğimiz noktaya geldi. Yargıç ve savcılar iktidarı ilgilendiren konularda birtakım adımlar atıyorsa hak ve özgürlüklerin tamamen anayasa da yazıldığı ve kâğıt üzerinde kaldığı bir dönemi yaşıyoruz. Bu tablodan kurtulmanın tek yolu anayasayı değiştirmekten geçiyor” şeklinde konuştu.

“Yargı ve bağımsızlık elden alındı diyecek bir söz kalmadı”

Eminağaoğlu, olağanüstü hâl kararnamelerinin 12 Eylül döneminin sıkı yönetimi mevzuatından çok daha geri ve çok daha hukuk dışı olduğunu ifade ederek, “Biz yargıda FETÖ veya hukuk dışında hiçbir şey etkili olmasın diye YARSAV’ı kurmuşken 15 Temmuz bahanesiyle YARSAV kapatıldı. 15 Temmuz bahanesine dayanarak olağanüstü halle ilgisi olan olmayan her konuda olağanüstü hâl kararları çıkardılar. Olağanüstü kararnameleriyle yaşamın her alanını hak, özgürlük ve yasaları neredeyse her şeyi değiştirdiler. Olağanüstü hâl kararnamesi, olağanüstü halin gereği durumunda olağanüstü hâl süresince çıkarılır ama bu kararnamelerle değiştirmedik yasa bırakmadılar. Olağanüstü hâl bitti kararnameleri de yasalaştı. Şu an olağanüstü hâl kararnamesi adı altında çıkarılan bütün düzenlemeler yasalarla yürürlüktedir. Olağanüstü hâl süresiz ve sınırsız olarak sürüyor. Yasalar yürürlükte olduktan sonra olağanüstü hali kaldırsanız ne yazar kaldırmasanız ne yazar. Darbe teşebbüsü için bu kararları çıkardık diyen AKP kendi olağanüstü halini süresiz hale getirdi. 12 Eylül döneminin sıkı yönetim mevzuatına baktığınızda bugün ki AKP ve 15 Temmuz olağanüstü hâl kararnameleri 12 Eylül döneminin sıkı yönetimi mevzuatından çok daha geri ve çok daha hukuk dışıdır. Yargıyı ve bağımsızlığı elden aldıktan sonra diyecek bir şey kalmıyor” diye konuştu.

“İktidar sorumluluğu başkasında arıyor”

Son zamanlarda çıkan orman yangınlarına yeterince müdahale edilmediğine değinen Eminağaoğlu, “Türkiye’nin birçok alanı ormanlarla kaplı ve her yıl orman yangınları meydana geliyor. Bütün kurumlar amaçlarından uzlaştırılmış ve yozlaştırılmış bir biçimde. Bu konuda Türk Hava Kurumu temel organlardan bir tanesidir. Hangarlarda uçakları bulunan Türk Hava Kurumu’nun yangınlara müdahale edemediğini görüyoruz. Ordunun belli birimlerinin Valilerin isteği üzerine harekete geçmesi ve yangınları söndürmesi gerekiyor. Ancak her nedense sivil idare ve iktidar orduyu bu göreve çağırmaktan uzak duruyor. Siyasi iktidar yerinde ve zamanında bu çalışmaların yapılmasından uzak durdu. Türk Hava Kurumu’nu bu süreç içerisine sokmadı. Kolayca ve olabildiğince az mağduriyetle atlatabilecek yangınlardan Türkiye, hak etmediği bir bedelle karşı karşıya kaldı. Türkiye yıllardır bu yangınları yaşıyor. Bu yüzden bunlar olabileceği tahmin edilebilen yangınlardır. Yangın çıkma olasılığına karşı siyasi iktidarın yapması gereken, bunların planını, programını yaparak böyle bir risk ortaya çıktığında anında müdahale edebilecek sistemi kurmaktır. Ancak Yunanistan’a bakıyorsunuz Başkan özür diliyor Hava Kuvvetleri Komutanı istifa ediyor. Türkiye’de ise tam tersi sorumluluk hep başka yerlere yükleniyor. Siyasi iktidar sorumluluğu başka bir yere yükleyebilecek bir yer değildir. İktidar o gücü kullanan yerdir. Sorumluluk kendisindedir. Fakat iktidar görevleri yerine getirmekle değil de hep bir başka sorumlu aramak ile uğraşıyor” ifadelerine yer verdi.