YEREL
Giriş Tarihi : 19-04-2021 10:47   Güncelleme : 19-04-2021 10:49

BÜYÜKLERİMİZE HÜRMET ETMEK

Şavşat İlçe Vaizi Erol ÖZKAN Ramazan ayı nedeniyle “Büyüklerimize hürmet etmek ” başlıklı konu hakkında açıklama yaptı.

BÜYÜKLERİMİZE HÜRMET ETMEK

Özkan yaptığı açıklamada; İslâm toplumunu müslüman olmayan toplumlardan ayıran en önemli özelliklerden biri fertlerinin sadece kendilerini değil toplumun diğer fertlerini de görüp gözetmeleridir. Müslüman bir toplumda düşen kaldırılır, hastalar ziyaret edilir, aç kalan doyurulur, giyecek bir şey bulamayan giydirilir. Kısacası bir kişinin acısı herkesin acısı, sevinci de herkesin sevinci olur. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuştur.
“Birbirlerini sevmede, birbirlerine acımada ve birbirlerine şefkat göstermede müminler bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu rahatsız olunca diğer uzuvları da ona ortak olurlar.”
Öncelikle kültür ve medeniyetimizde ‘’büyük’’ denince bizler iki kavramı hatırlarız. Bunlardan ilki ve ilk akla geleni yaşça bizden büyük olan yaşlılarımız; ihtiyarlarımız. İkincisi ise bilgisiyle temayüz etmiş kanaat önderi olmuş peygamber varisi âlimlerimiz. Burada kısaca ihtiyar kelimesinin anlamına temas etmekte yarar olacaktır. İhtiyarın kelime anlamı seçkin, tecrübe sahibi demektir. İhtiyar, hayatın çeşitli imtihanlarını geçirmiş tabiri caizse pişmiş tecrübe edinmiş yol gösterici duruma gelmiş, faydanılacak kişidir. Yoksa bir kenara itilmiş işe yaramaz, yük olan kişi demek değildir. Yaşlılara ihtiyar denilmesi de İslam medeniyetimizin harika üsluplarından sadece birisidir. Müslüman şahsiyet her iki guruba gereken saygı ve sevgiyi göstermeli ve onlara karşı vazifelerini tam anlamıyla yerine getirmelidir. Zira Allah Teâlâ’nın emirlerinde ve Peygamberimizin sünnetinde büyüklere karşı sergilememiz gereken davranışlar defaatle anlatılmıştır. Bu çerçevede yaşlıların korunması, görüp gözetilmesi ve onlara karşı görevlerimiz ehemmiyet arz eden bir konudur. Her şeyden önce şunu ifade edelim ki İslâmiyet’in büyüklere saygı anlayışını halkımız “Büyüklere saygı küçüklere sevgi" şeklinde atasözü haline getirmiştir. Millet irfanımızın bu yaklaşımı şüphesiz ayet ve hadislerden kaynaklanan bir yaklaşımdır.

Yaşlılarımız denince ilk akla gelen anne babalarımızdır. Anne babalarımız hürmete layık olmada ilk sırada yer alırlar. Zira Allah Teâla İsra Suresi 23. ayeti kerimede şöyle buyurmaktadır. “Senin Rabbin kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi ve ana-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretmiştir.’’ Bu ayeti kerimede Allah’a inanmadan sonra ebeveyne iyilikte bulunmanın emredilmesi manidardır. Anne ve baba çocukların hem varlık sebebi hem de onları sevgiyle yetiştirip büyüten ve bu uğurda her türlü sıkıntı, eziyet ve çileye göğüs geren cefakâr ve vefakâr insanlardır. Lokman Suresi 14. ayeti kerimede Rabbimiz annenin cefakârlığına vurgu yaparak şöyle buyurmaktadır. ‘’Biz insana, anne-babasına en iyi şekilde davranmasını emrettik. Annesi onu nice zahmetlere katlanarak karnında taşımış sütten kesilmesi de iki yılı bulmuştur.’’

Allah’a ortak koşmanın herhangi bir mazereti olmadığı gibi anne ve babaya kötü davranmanın da haklı bir mazereti yoktur. Bu tür davranışların büyük günahlardan olduğunu Peygamber Efendimiz şöyle ifade etmiştir. “Size büyük günahların en büyüğünü haber vereyim mi?  diye üç defa tekrarladıktan sonra “Allah’a şirk koşmak, ana-babaya itaatsizlik etmek ve yalancı şahitlik yapmaktır.” buyurmuştur. Yine Peygamber Efendimizin sünnetine baktığımızda büyüklerimize karşı saygılı ve hürmetkâr olmamız gerektiğini görmekteyiz. Efendimiz "Küçüklerine merhamet etmeyen ve büyüklerine saygı göstermeyen bizden değildir.’’ buyurarak müslümanım diyen birinin merhametli ve saygılı olması gerektiğini bizlere      bildirmektedir.
 

Başka bir hadisi şerifte Peygamberimiz sahabeyle birlikteyken üç defa ‘’burnu sürtünsün’’ demiş sahabiler kimin Ya Resulallah ? diye sormaları üzerine ‘’Anne ve babasından biri veya her ikisi yanında yaşlandığı halde cennete giremeyen kişinin’’ diye buyurmuşlardır. Bu hadisi şerifte anne babaya hürmet etmenin cennete girmeye vesile olduğunu açıkça görmekteyiz. Diğer hadisi şerifte ise Peygamberimize hangi amel daha faziletlidir? şeklinde sorulması üzerine ‘’Vaktinde kılınan namazdan sonra anne babaya yapılan iyiliktir.’’ buyurmuşlardır.

Anne baba ve genel olarak vefat eden büyüklerimiz için hayır duada bulunarak, Allahtan bağışlanma dileyerek, vasiyetlerini yerine getirerek, onların akraba ve arkadaşlarını gözeterek iyilikte bulunmamız mümkündür. Zira Peygamberimiz ‘’Babasının sevdiği kişiye oğlunun sılası en güzel iyiliklerdendir.’’ buyurarak büyüklerimizin dostlarına da hürmet etmemizi bildirmiştir. Yine Peygamberimiz ‘’Teyze anne yarısıdır.’’ buyurarak zımnen teyze ve bu mertebedeki akrabalara da saygı ve hürmet gösterilmesine işaret etmiştir.

Hürmet etmemiz gerekenlerden büyüklerimizden bir diğeri akrabalarımız arasındaki yaşlılarımızdır. ‘’Sılai rahim’’ kavramıyla ifade edilen bu husus Kerim kitabımızda ve Peygamberimizin hadislerinde sıkça makes bulmuştur. Rabbimiz İsra Suresi 26. ayeti kerimede ‘’Akrabaya hakkını ver.’’ buyurarak onların bizim üzerimizde hakkı olduğunu bildirmiştir. Peygamberimiz de bizlere Allaha ve ahiret gününe inanan kimsenin sılai rahim yapmasını ve sılai rahimi kesenin cennete giremeyeceğini ifade etmiştir. Hatta Efendimiz sılai rahimi karşı taraf kesse bile bu ilişkinin devam ettirilmesini tavsiye etmekte ve asıl sılanın bu şekilde olması gerektiğini bizlere bildirmektedir. İslam tarihinde yaşanan İfk hadisesinde annemiz Hz. Aişe’ye iftara edenlerden birisi de Hz. Ebubekir’in maddi yardım yaptığı bir akrabasıydı. Annemizin masum olduğu ayeti kerimeyle sabit olunca Hz. Ebubekir, O kişiye yardım etmeden vazcaydı. Fakat Peygamberimiz bu durumda bile Hz. Ebubekir’e sılai rahmi ve yardımı devam ettirmesini tembihledi.

Zira anne baba asi olsa veya müşrik olsa bile irtibatı devam ettirmek gerekir. İslamiyetin ilk yıllarında kendisi müslüman olup babası veya annesi müslüman olmayan sahabiler vardı. Peygamberimiz müslümanlara bunlarla olan ilişkilerini kesmelerini söylememiştir. Çünkü akrabalık bağını kesenin cennete giremeyeceğini bizlere O bildirmiştir.

Manevi büyüklerimiz olan âlimlerimiz ve Peygamberimizin ailesi ehli beyte de saygı ve hürmet göstermeliyiz. Peygamber varisi olan âlimlerimize, meclislerde yer açarak onurlandırmalı, onların tavsiye ve tecrübelerini baş tacı etmeliyiz. Onlara en büyük saygı, emek verdikleri ilimlerini zayi etmeyip istikbale intikal ettirmek olacaktır. Peygamberimizin ehli beytini sevmek O’nun kendisini sevmek gibidir. Aile efradına çoluk çocuğuna hürmet etmek dini ve ahlaki bir sorumluluğumuzdur.

Peygamberimizin ifadesiyle insan büyüdükçe kendisiyle birlikte iki şeyde büyür. Bunlar mal sevgisi ve uzun yaşama arzusudur. Bu itibarla bugünün gençleri yarının büyükleri olacaklardır. Bugün gücü kuvveti yerinde olanlar ihtiyarlayıp daha önce bildiklerini unutur hale gelecek ve fiziki güçlerini kaybedeceklerdir. İşte bu gerçekten hareketle Rasûlüllah (s.a.s.) gençlerin yaşlılara saygı göstermesi gereğini ve yaşlılara saygı gösteren gençlerin aynı halle hâllendiklerinde saygı göreceklerini hadisi şerifinde şu şekilde ifade etmiştir:
“Bir genç yaşından dolayı bir ihtiyara hürmet ederse Allah’ta ona yaşlılığında hürmet edecek kimseler nasip eder.’’

Mekke’nin fethi  günü Resûlullah Mescid-i Harâm’a girdiğinde Hz. Ebû Bekir henüz müslüman olmamış babası Ebu Kuhafe’yi O’nun huzuruna getirmişti. Hz. Peygamber saçı sakalı ağarmış, yaşı kemale ermiş Ebu Kuhafe’yi görünce Hz. Ebubekir’e dönerek “Yaşlı babanı buraya kadar yormayıp evinde bıraksaydın O’nu biz ziyarete giderdik” deyip iltifatta bulunmuş, O’nun göğsünü okşayarak müslüman olmasını istemiş O’da bu muamele üzerine İslam’ı kabul etmiştir.

İslâm ahlâkının yüce değerlerinden biri olan büyüklere saygı ve hürmeti bir görev olarak telakki etmemiz gerekir. Çünkü Efendimizin tabiriyle yaşlıya hürmet Allah’a saygıdan neşet eder. Yaşlılara hürmet etmek Allah’ın rahmetini bereketi ve mağfiretini celbeder. Başımıza gelen felaketlerin azalmasının sebeplerinden birisi de içimizdeki yaşlılarımızdır. Efendimiz bunu şöyle ifade etmiştir. ‘’Eğer beli bükülmüş yaşlılar, takva sahibi gençler, süt emen bebekler, yayılan hayvanlar olmasaydı; belalar sel gibi üstünüze dökülürdü.’’

Müslümana yakışan; yaşına başına dikkat ederek İslam ahlakına uygun bir hayat sürdürmektir. Yaşlılık gelip çattığında Peygamberimizin duasını diline pelesenk edip ‘’Allah’ım yaşlılığın sıkıntılarından sana sığınırım.’’ diye tazarruda bulunmalıdır. Bu tarz bir hayat içinde yaşlanıp emanetini Allaha teslim eden kişinin saçındaki beyazlık Efendimizin tabiriyle kıyamet günü nur olacaktır. Ayrıca bu konuda çocuklarımıza iyi örnek olmak zorundayız. Şunu hiç bir zaman unutmayalım ki büyüklere saygı göstermeyen insanlar, küçüklerden saygı göremezler. Bu kuralı hayatımızın her safhasında uygulayarak yaşatmak islâmî, insanî ve vicdanî bir görevdir. Makalemi bitirirken Ramazan ayının tüm İslam alemine hayırlar getirmesini yüce Allah’tan niyaz ediyor tüm Artvinli kardeşlerime selamlarımı iletiyorum.” İfadelerine yer verdi.

Ayşe ÖZDER