YEREL
Giriş Tarihi : 14-04-2022 11:47   Güncelleme : 14-04-2022 11:47

Duâ kalbte Allâh’a açılan en yüce kapının anahtarıdır

Duâ kalbte Allâh’a açılan en yüce kapının anahtarıdır

TABAK: Duâ, kalbte Allâh’a açılan en yüce kapının anahtarıdır. 
İlahiyatçı- Emekli Öğretmen Meryem TABAK ,“DUA” konusunda gazetemize açıklamalarda bulundu. Tabak, yaptığı açıklamada Allah’a kullukta duanın  önemine dikkat çekerek şunları söyledi:
Dua kelimesi, “çağırmak, seslenmek, istemek; yardım talep etmek” mânasındaki da‘vet ve da‘vâ kelimeleri gibi masdar olup, “küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya vâki olan talep ve niyaz” anlamında isim olarak da kullanılır. Ayrıca Allah’a sunulacak talepleri sözlü veya yazılı olarak dile getiren metinlere de dua denilir.
İnsanlığa rahmet olarak gönderilen bütün Peygamberler ve Hak dostları; darlıkta ve bollukta, ızdırapta ve sürurda, gönüllerini dâimâ Hak Teâlâ’ya döndür¬müşler ve bir niyaz ikliminde yaşamışlardır. Onlar, her hâlükârda Rabb’e yakarış hâlinde olmanın lüzûmunu, hâl ve davranışlarıyla tâlim eden ebediyyet rehberleri¬dir.
Allâh’a sığınmak, bir yaratılış kânunu ve kulluk icabıdır. Yerde ve göklerde ne varsa, ilâhî takdîre uymuş bir hâlde, o sonsuz kudret sâhibini lisân-ı hâl ile zikretmekte ve O’na yalvarışta bulunmaktadır. Gerçek bir dînî terbiye de, duâ hâlini mü’minin rûhunda sürekli kılmayı hedefler. Zîrâ duâ, kalbde Allâh’a açılan en yüce kapının anahtarıdır.
Yüksek rûhlar devamlı duâ hâlinde yaşarlar. Zîrâ onların kalpleri, duâya sarılma¬nın ehemmiye¬tine dâir şu âyet-i kerîmedeki ilâhî îkâz ile ürperiş hâ¬linde¬dir: “De ki: Sizin kulluk, duâ ve yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin!? (Ne kıymetiniz var!?)”(el-Furkan, 77)
İşte bir mü’minin rûhunda, Rabbe duâ ile yakarış duygularının dâimî hâle gelmesi, Allâh ile kul arasında mânevî bir bağ tesis eder. Vecd hâlindeki duâlar ise, gönlün ilâhî rahmetle kucaklaşma anlarıdır.
Cihangir Sultan I. Murad Hân’ın Kosova önlerindeki şu duâsı, acziyeti¬ni îtiraf ile yapılan duânın berekâtına ne muhteşem bir örnektir:
“Yâ İlâhî! Mülk de, bu kul da Senindir. Ben âciz bir kulum. Benim niye¬timi ve sırlarımı en iyi Sen bilirsin ki, mal ve mülk maksadım değildir. Yalnız Sen’in rızânı isterim…
Yâ İlâhî! Bu mü’min askerleri küffâr elinde mağlûb edip helâk eyleme!.. Onlara öyle bir zafer lutfet ki, bütün müslümanlar bayram etsin! Dilersen o bayram gününde şu Murad kulun yolunda kurbân olsun!..”
Nitekim bu samîmî duânın ardından o âna kadar ortalığı birbirine katmakta olan fırtına dinmiş, iki üç kat daha kalabalık bir orduya karşı, sekiz saat süren kanlı bir savaşın ardından nihâyet zafer müyesser olmuştur.
Sultan Murad Han, harp sonrası gâzileri ziyâret edip ihtiyaçlarıyla ilgile¬nirken, yaralı bir sırp askeri tarafından sinsice hançerlenerek şehâdet şerbetini içmiş, böylece duâsı kâmilen kabûl olmuştur.
Yüksek rûhların lisânı ve sözlerin en güzeli olan samîmî duâlar, nûrdan ve sevdâ¬dan doğar. Ümitsize hayat verir, kırık kalbleri tesellî eder. İhlâs, samîmiyet ve gözyaşlarıyla yapılan duâlar, ilâhî rahmetin zuhûruna bir dâvettir. Duâda kalbe huzur bahşeden, Rabb’e teslîmiyet sırrı gizlidir.
Bizlere duâyı yaşayışıyla en güzel tâlim eden, Hazret-i Peygamber -Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem- Efendimiz’dir. O, gözyaşları içinde ve ayakları şişinceye kadar kıldığı namazlara ilâveten yaptığı duâlarda sık sık:
“Allâh’ım! Sen’in gazabından rızâna, azâbından afvına ve Sen’den yine Sana sığınırım! Sen’i lâyık olduğun şekilde medh ü senâdan âcizim! Sen kendini nasıl medh ü senâ etmişsen öylesin!” (Müslim, Salât, 222)diyerek, acziyet duyguları içinde Cenâb-ı Hakk’a ilticâ ederdi
İlahiyatçı Meryem TABAK açıklamasını dua ile tamamladı:
Yâ Rabbî! Aşk, vecd ve samîmî gözyaşlarıyla ilâhî rahmet ve mağfire¬tinden nasîb alabilmemizi lutfeyle! İlâhî rızâna nâiliyyet ümidiyle, yarattık¬larına merhameti, gönüllerimizin tükenmez hazînesi eyle! İhlâslı kullarının feyizli duâları hürmetine, mübârek vatanımıza saâdet ve dirlik, milleti¬mize hak ve hayırda birlik ihsân eyle! Amin!.