YEREL
Giriş Tarihi : 27-04-2021 10:54   Güncelleme : 27-04-2021 10:54

DÜNYA VE AHİRET DENGESİ

Hopa müftü vekili Kasın Karalı ‘DÜNYA VE AHİRET DENGESİ ‘ başlıklı konu hakkında açıklamalarda bulundu.

DÜNYA VE AHİRET DENGESİ

Karalı yaptığı açıklamada “Allah Teâlâ insanoğluna iki hayat vermiştir. Allah'ın insana verdiği iki hayattan birincisi dünya hayatıdır. İnsanoğlunun ölümden önce yaşadığı geçici, ölümlü ve fâni hayat… İnsana verilen ikinci hayat ise, âhiret hayatıdır. Bu, ölümden sonraki hayattır… Bu, en son hayattır… Bu, ebedî, ölümsüz ve bâki olan hayattır…

Dünya ve âhiret hayatı, birbirinin devamı olan iki hayattır. İnsan ilk olarak dünya hayatına gözlerini açtığı için bu hayata “yakın hayat” anlamında “dünya hayatı”, dünyaya gözlerini yummasının ardından son olarak âhiret hayatına intikal ettiği için bu hayata da “sonraki hayat” anlamında “âhiret hayatı” denmiştir

Dünya hayatı, ebedî hayat olan âhiret hayatının kazanılacağı ve şekilleneceği yerdir. Bu nedenle insanın âhirette bulacağı şey, dünyada iken elde ettiği şeydir.

“Dünya âhiretin tarlasıdır.” şeklindeki hikmetli sözde de ifade edildiği gibi, cennet, tohumunu bu dünyada ektiğimiz bir bahçe, cehennem de ateşini bu dünyadan götürdüğümüz bir yangın yeridir. Şu hâlde dünya hayatı son derece önemlidir ve kişinin yaşantısı doğrultusunda iyi ya da kötü olarak bir değere sahiptir.

Hz. Ali de, dünya için şu ifadeleri kullanarak dünya hayatının önemini ifade eder:

 “Allah'ın peygamberlerinin mescidi, vahyin iniş yeri, meleklerin namazgâhı, Allah dostlarının mekânı, Allah'ın rahmetinin kazanıldığı ve cennetin hak edildiği yer”( İbrâhim el-Beyhakî, el-Mehâsin ve’l-mesâvî, 386.)

Kuran-ı Kerime bakıldığında genellikle dünya hayatı ile âhiret hayatı birlikte anılmış, bazan ikisi arasında karşılaştırma yapılarak âhiret hayatının üstün olduğu belirtilmiştir.  Dünya ile ilgili âyetler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, İslâm açısından arzu edilenin dünya ve âhiret arasındaki dengenin sağlanmasının gerekliliği görülür.  Zaten Rabbimizin bizden istediği, ne dünya için ahireti feda etmek, ne de ahiret için dünyayı terk etmektir. Bizden istenen, bu iki hayat arasında bir denge kurabilmektir. Dünya hayatını ahirete tercih etmemektir, menfaatin esiri olmamaktır. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya bağlanmamaktır, heva ve hevesi Allah’ın rızasından üstün tutmamaktır. Nitekim şu ayeti kerime bu durumu en güzel şekilde belirtir:

Allah'ın sana verdiğinden (O'nun yolunda harcayarak) âhiret yurdunu iste; ama dünyadan da nasibini unutma!” (Kasas, 28/77)

Bu hususta Rasulullah (sav) Efendimizin şöyle buyurmuş olduğu rivayet edilmektedir:

 “Sizin hayırlınız, ahreti için dünyasını, dünyası için ahretini terk etmeyip, her ikisinide birlikte yürüteninizdir. Zira dünya ahrete ulaştırıcı bir vasıtadır. Sakın insanlara yük olmayınız.”(Ramuz el e-hadis, s. 363, 10. Hadis.)

Bazı âyetlerde , dünya hayatının bir oyun ve eğlence, bir süs, insanlar arasında bir övünme vesilesi, mal ve evlât sahibi olma isteği ve aldatıcı bir meta olduğundan söz edilir. Ancak bu âyetler, bilhassa dünya hayatından başka hiçbir hayata inanmayan ve dünyaya âdeta taparcasına bağlı olan kimselere hitap etmektedir. Onların dünyaya olan aşırı tutkularını törpülemek, onları mânevî ve uhrevî bir hayata hazırlamak için durumlarına uygun bir üslûp kullanılmıştır.

Kur'an'a ve hadislere bakıldığında, dünya sırf dünya olduğu için yerilmiş ve kötülenmiş değildir. Yerilen, âhirete tercih edilmiş olan, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşanan bir dünya hayatıdır. Küçümsenen, zevk ve menfaatlerin Allah'ın rızasından üstün tutularak, rahata ve zevke dalarak eğlenceyi ve geçici hevesleri dinleri hâline getiren kimselerin dünya hayatıdır. Böyle bir dünya hayatı, Allah katında bir sineğin kanadından daha değersizdir (Tirmizî, Zühd, 13.).

Dünya konusunda müminlerden istenen, ölçülü ve dengeli olmaktır. İşte Resûl-i Ekrem buna davet eder insanları:

“Ey insanlar! Allah karşısında takva sahibi (sorumluluğunuzun bilincinde) olun ve dünyevî isteklerinizde mutedil davranın. Çünkü hiç kimse kendisi için takdir edilen rızkını yiyinceye kadar ölmeyecektir, rızkı gecikse bile! Öyleyse Allah karşısında takva sahibi olun ve dünyevî isteklerinizde mutedil davranın. Helâl olanı alın, haram olanı terk edin.” (İbn Mâce, Ticâret, 2.)

Allah Resûlü, ibadetimizde, gündelik hayatımızda, dahası bütün yaşantımızda ölçülü olmamız gerektiğini bildirmiştir. Onun hayatı, bu denge ekseni üzerine kurulmuştur. Dünya ve ahiret arasındaki dengenin nasıl olması gerektiğini Peygamberimizin örnekliğinde görmekteyiz.  Ahiret için dünyayı ve dünya nimetlerini terk etmeyi planlayan, geceleri namazla, gündüzleri oruçla geçirmek isteyen ve hanımlarından ayrılmayı düşünen Kimselerin durumunu Hz. Enes (r.a) şöyle anlatıyor:

Hz. Peygamber (a.s)'in hanımlarının hâne-i saâdetlerine bir gurup erkek gelerek Resûlullah (a.s)'ın (evdeki) ibadetinden sordular. Kendilerine sordukları husus açıklanınca sanki bunu az bularak: "Resûlullah (a.s) kim, biz kimiz? Allah O'nun geçmiş ve gelecek bütün günahlarını affetmiştir (bu sebeple O'na az ibadet de yeter) dediler. İçlerinden biri: "Ben artık hayatım boyunca her gece namaz kılacağım" dedi. İkincisi: "Ben de hayatımca hep oruç tutacağım, hiç bir gün terk etmeyeceğim” dedi. Üçüncüsü de: "Kadınları ebediyen terkedip, onlara hiç temas etmeyeceğim" dedi. (Durumdan haberdar olan) Hz. Peygamber (a.s) onları bularak: "Sizler böyle böyle söylemişsiniz. Hâlbuki Allah'a yemin olsun Allah'tan en çok korkanınız ve yasaklarından en ziyade kaçınanınız benim. Fakat buna rağmen, bazen oruç tutar, bazen yerim; namaz kılarım, uyurum da; kadınlarla beraber de olurum. (Benim sünnetim budur), kim sünnetimi beğenmezse benden değildir" buyurdu. (Buhârî, Nikah 1; Müslim, Nikah 5, (1401)

Müminin dünyaya bakışını özetleyen etkileyici ve manidar rivayetlerden biri de, Resûl-i Ekrem'in, Hz. Ömer'in oğlu Abdullah'a öğüdüdür. Bir gün Abdullah'ın omzuna elini koyan Allah Resûlü onun şahsında bütün Müslümanlara şöyle nasihat eder: “Dünyada (kimsesiz) bir garip gibi yahut bir yolcu gibi ol! ”( Buhârî, Rikâk, 3.) Bu hadis, müminlere iki kimseyi örnek vererek dünya ile ilişkilerini bu örnekler üzerine düzenlemelerini salık verir. “Yolcu” örneği ile dünyanın gelip geçici bir uğrak yeri olduğu, asıl varılacak ve kalınacak yerin âhiret olduğu vurgulanır. “Garip” örneği ise, ruhların asıl vatanının bu dünya ve bu beden değil, ruhlar âlemi ve âhiret olduğunu ifade eder. Asıl vatanlarından ayrılan ruhlar, dünyada ve bedende iken gurbettedirler ve kendi vatanlarına dönmenin özlemi içinde yaşarlar. İşte mümin, dünyada tıpkı bir yolcu gibi, kısa bir süreliğine yaşadığını hiç aklından çıkarmaz ve tıpkı evinden barkından uzakta kalmış bir garip gibi, ruhunun gerçek vatanı olan âhirete sürekli özlem duyar. (Hadislerle İslam, C. 1, s. 341-344, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları)

Bu konuyu Peygamberimiz (s.a.s)’in anlam dolu şu duası ile bitirelim:

Allah’ım! İçinde yaşadığım, geçimimi sağladığım dünyamı ve ebedî yaşayacağım ahiretimi benim için hayırlı kıl. Hayatımda her türlü hayrı ziyadesiyle ihsan eyle.” (Muslim, Dua, 71.)” ifadelerine yer verdi.

 

Ayşe ÖZDER