YEREL
Giriş Tarihi : 17-09-2021 10:48   Güncelleme : 17-09-2021 10:48

“HAK İLE SABIR DİLEYİP BİZE GELEN BİZDENDİR”

“HAK İLE SABIR DİLEYİP BİZE GELEN BİZDENDİR”

Artvin’de Ahilik Haftası etkinlikleri kapsamında Artvin Çoruh Üniversitesi ve İl Ticaret Müdürlüğü iş birliği ile “kadim geleneklerimizden ahilik kültürü ve günümüze yansımaları” adlı konferans düzenlendi. Konferansa konuşmacı olarak katılan Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Samettin Başol ahilik kültürünün tarihi hakkında bilgi verdi.

 

Ahiliğin temelinde füturvet anlayışının olduğunu aktaran Dr. Samettin Başol, “Arapça feta kelimesinden gelmekte feta ise yiğit anlamlarını taşımaktadır. Ancak bu sadece kuru bir yiğitlik, cengâverlikten ziyade o dönemde daha çok yardımseverlik, düşene yardım etmek, elinden tutup kaldırmak adaletsizliklere karşı durmak adaletin yanında olmak gibi çok daha geniş anlamlar içermekteydi. İşte bu fütübet anlayışı Türklerde zaten var olan bu düşüncelerle birleşerek Anadolu'da bir Türk kurumuna dönüşmüştür. Ahilik adıyla gelişmiştir, yerleşmiştir. Ahi'de Arapça kardeşim anlamındadır. Türkçe anlamı da yiğit, cengaver anlamında kullanılmaktadır. Fütüvvetnameler adeta Ahilik'in ve füturvetin temel esasları olmuştur. Bu yüzden Anadolu'da yayılan Ahi Tekke ve Zaviyelerin de esnaf arasında füturetnameler’de yazılan bu kurallara riayet edilmiştir. Adeta bu kurumlarda elden ele dolaşan, okunan en önemli eserler olmuştur ve Anadolu'da Ahilik teşkilatının kurulmasıyla birlikte Türkçe fütüvvetname yazma geleneği doğmuştur. On üçüncü yüzyıldan itibaren Anadolu'da Türkçe füturetnamelerin yazıldığını ve geliştiğini görüyoruz. Zaten on üçüncü yüzyıl başlarında aslında Anadolu'da edebi yönde üç farklı türde yazın eserlerinin ortaya çıktığını görüyoruz. Birincisi Anadolu insanına İslamiyet'i, İslam'ın özünü öğretmek isteyen ilmihaller bu dönemde ortaya çıkmıştır ve yazılmıştır. İşte bu yazım türlerinden birini de fütürvetnameler oluşturdu ve Anadolu'da bu teşkilatın yayılmasıyla birlikte Türkçe Füturvetnameler yazıldı. Bunlardan ilki Burgazi'nin yazdığı bir fikirname idi. Fütürvet geleneği Abbasiler devleti çağında halife nasır döneminde ortaya atılmıştır. Halife Nasır Abbasi devletini güçlendirebilmek derleyip toparlayabilmek diğer İslam devletlerine karşı halifeliğin gücünü yükseltebilmek için o dönemde var olan bir takım kuruluşları düşünce akımlarını birleştirmek ve toplamak istemiştir. Dönemin ünlü âlim ve mutasavvıflarından Şeyh Şehabettin söz ve verdiğinin de önemli katkıları olmuştur. Şeyh Suhrever, fütüvvet geleneğini hem İslam'da hem de onu tasarrufla birleştirmiştir. İşte bu noktadan sonra geleneği İslam ve tasavvuf geleneğiyle birlikte yayılmaya başlamıştır” dedi.

Anadolu’da Ahilik teşkilatının kurulmasında Sultan Alaaddin Keykubat’ın öneminden bahseden Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Samettin Başol, “Anadolu'da Ahilik'in temellerinin atılmasında bir başka kişi görülür o da Ahi Evran’dır. Ahi Evran Anadolu'da Ahilik'in kuruluşunun esas kişilerinden biridir. Kendisi aynı zamanda bilgindir, âlimdir, mutasavvıftır, belki bu yönlerini az duymuş olabiliriz, aynı zamanda bir esnaftır. Bir meslek sahibidir, dericilik işiyle uğraşır, Anadolu'da dericilerin piri sayılır ve aynı zamanda Anadolu'daki esnafı örgütleyen, düzenleyen, otuz iki iş kolunu bir çatı altında derleyip toplayan kişi Ahi Evran olmuştur. Anadolu'da bu teşkilat artık Ahi Evran'ın izinde, onun teşkilatı çerçevesinde yayılmaya başlamıştır. Bu anlamda Ahi Evran Anadolu'da esnafları esnaftan ziyade diğer bütün meslek sahiplerini bu örgüt ve çatı altında toplarken kadınlar da unutulmamış, kadınlarla ilgili de bir örgütlenme kurulmuştur. Asıl adıyla anılan kadınlar örgütlenmesi Anadolu'da Ahilik Teşkilatının sisteminin kadınlar kolu olarak dünyada kadınların kurduğu ilk sivil teşkilat olarak karşımıza çıkmaktadır. Bugün Ahi Evran Kırşehir'de yatmaktadır, Kırşehir Anadolu Ahiliğin merkezi sayılmaktadır” şeklinde konuştu.

“Ahilikte Eğitim Boyutu”

Ahilikte eğitimin iki merkezde ele alındığını birincisinin tekke ve zaviyelerde ikincisinin de atölyelerde çarşı ve bedestenlerde verildiğini söyleyen Başol, “Ahilik'te ömür boyu bir eğitim anlayışı vardır. Yani bir kimseye belirli bir sürede ya da bir mesleğe yeni geçecek kişilere kısıtlı bir süre içerisinde eğitim verilmezdi. İşinin ehli olacak kişiye bir ömür boyu eğitim uygulanırdı. Bu eğitim derece ve aşama aşama olurdu. Bu yüzden Ahilik'teki eğitimin günümüzdeki ömür boyu eğitime ya da bu günümüz diliyle hayat boyu eğitim anlayışına denk geldiğini unutmamalıyız ve bu teşkilatın bu eğitim yönünü de yeniden gündeme getirip kullanmaya devam etmeliyiz. Diğer taraftan Ahilik'in belki eğitim alanında en önemli uygulamalarından biri de ahlak eğitimi idi. Ahilikte üzerinde en çok durulan hususlardan biri bu idi. Çünkü insan yetiştirmenin ahlaklı insan yetiştirmeden neşet ettiğine inanılırdı bu kurumda. Öyle ya eğitimli insan ahlaklı insan olmalıydı ahlaklı insan yetişmiş insan olmalıydı ahlaklı insan bir iş, güç meslek sahibi olup Tekke ve zaviyelerde ahilere dini eğitimler verilirdi. Kur'an okuma, namaz kılma ve bunun gibi temel dini eğitimler ve bu eğitimin hemen devamında ahlaki eğitim de verilirdi. Eğitimin iki alanı vardı. Genel ahlaki kurallar ve mesleki ahlaki kurallar burada insanımıza, çocuklarımıza öğretilirdi. Genel ahlaki kurallardan evrensel değerler olan doğruluk, dürüstlük doğru düzgün çalışmak, kazanmak insanlara iyilik etmek başka başkalarına yardım dokunmak, adaletin yanında olmak güçsüzü, güçlüye karşı korumak, bu evrensel değerlerin tamamı Ahilik eğitim sisteminde bizim geçmiş tecrübemizde ve kültürümüzde mevcuttu. Ancak ahilik sisteminde ve eğitiminde bu yeterli değildi. Bir de mesleğe yeni başlayacak gençlere mesleki ahlaki eğitim meslek ahlakı eğitimi verilirdi. Mesleği en iyi şekilde yapmak bunun yanında işini yaparken doğru olmak, dürüst olmak, helalinden kazanmak, kimsenin hakkını yememek, kimseye zorbalık göstermemek işini en kaliteli bir şekilde yapmak, insanlara güler yüzlü davranmak, dükkânına gelene sabırla selamla davranmak onu hoşça göndermek, insanları memnun etmek bu ahiliğin, meslek ahlakında bulunmaktaydı. İşte bu kültürümüzün meslek kodlarında yer alan uygulamalardı. Diğer taraftan ahilerin eğitim anlayışına baktığımızda çok sıkı, düzenli, hiyerarşik bir eğitimle mesleki eğitim de verilmekteydi. Bu mesleki eğitim usta çırak anlayışı içerisinde bir ahiden bir yol atasından yol yoldaşından ustasından öğrenilirdi yani işi en iyi bilen en iyi bilen kişilerin yanında yaparak yaşayarak, uygulayarak, tecrübe ederek bu mesleği gençler öğrenirlerdi” diye konuştu.

Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Samettin Başol, ahilik kültürü hakkında verdiği konferans konuşmasında şu ifadelere de yer verdi: “Bugün gençlerimiz, iş yerlerine, işletmelerine gittiğinde insanlar onlara makineyi teslim etmek istemiyorlar, iş yerlerini teslim etmek istemiyorlar. İşlerinin belki inceliklerini güvenemiyorlar mesleki anlamda. İşte Ahilik'te gece tekke ve zaviyelerde ahlaki, dini, tasavvufi, eğitim ama gündüz iş başında uygulamaları, uygulamalı beceriye dayalı bir eğitim almaktaydı, bunu da ahi ustalar bu gençlere mesleğin inceliklerini, sırlarını adım adım öğretmekteydi. Yine Ahi eğitiminde bir başka önemli hususta adap ve erkân eğitimi idi. Yani bugünkü dilde görgü kuralları öğretilirdi. Gençlere toplumsallaşmanın bir işlevi olarak onlara toplum içerisinde oturmanın, kalkmanın, yemenin, içmenin adabı, edebi öğretilirdi. Adeta ahi merkezleri insanımızı birer toplumsallaştırma merkezleri idi. Öyle ya bugün bazen gençlerimizin yaptığı davranışlara bakıp belki hayıflanıyoruz belki onlara içimizden kızıyoruz böyle davrandıkları için. Ancak bunun suçunun tamamının gençlerde olduğunu düşünmek yanlıştır. Çünkü gençlerimize bir edep, adap eğitimi öğretimi veremedik. Onlara geleneklerimizi, kültürümüzü gereği gibi aktaramadık. Şimdi onlardan işte bir mesele olunca hemen işte saygısızlık yapıyorsunuz haddinizi aşıyorsunuz gibi belki onlara böyle yükleniyoruz. Önce görgümüzü, kültürümüzü, adabımızı, edebimizi, gençlerimize ahilik sisteminde olduğu gibi öğretmemiz gerekiyor. Onlara anlatmamız gerekiyor hatırlatmamız gerekiyor bu da yeterli değil. Her birine birer yol atası olup örnek olmamız gerekiyor. Ahilik teşkilatında ve eğitiminde benim de dikkatimi çeken bir başka husus vardı o da gelenek eğitimi. Gelenek eğitimi nedir diye baktığımızda aslında bir tane bunun iki yönü var. Bir taraftan tekkelerde zaviyelerde Türk kültürüne yönelik eserler okutulur, destanlar, Dede Korkut Hikâyeleri, Hazreti Ali'nin kahramanlık hikâyeleri, Centnameler, Gazavatnameler, mesneviler okutulur. Türk kültürüyle bu gençlerimiz donatılırken bir taraftan da mesleğin gelenekleri geleneksel pirleri hatırlatılır ve öğretilirdi. Ahilik'te her mesleğin bir baş ustası vardı. Bunlara meslek piri denirdi. Ve hatta bu meslek pirleri peygamberlerden seçilirdi önemli simalardan seçilirdi. Gençlere yaptıkları her işin her mesleğin bu piri gelenek içerisinde, bu üstadı baş ustası öğretilirdi. Bu meslek kirlerini günümüzde unuttuk. İşte bu gelenekte Ahilik eğitiminde bu meslek pirlerine bir gelenek olarak büyük önem verilirdi. meslek pirlerinin hayatları onların görüşleri, bu mesleği nasıl icra ve ifa ettikleri bu gelenek için öğretilirdi ve bu gençlerin o pire, o meslek ustasına uygun davranışlar içerisinde yaşaması mesleğini onun gibi yapması benim gibi değil, sizin gibi değil, bu mesleği en iyi icra eden o ustası gibi yapması beklenirdi, bu öğretilirdi, bu anlamda her mesleğin piri, her meslek erbabının gençlerine öğretiliyordu. Ahilik için önemli bir düstur hak ile sabır dileyip bize gelen bizdendir. Akıl ve ahlak ile çalışıp bizi geçen bizdendir düsturuyla bir ahi sabrıyla beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.”

Programa, Artvin Valisi Yılmaz Doruk, Cumhuriyet Başsavcısı Yunus Emre Büyük Yurt, AÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fahrettin Tilki, Belediye Başkan Yardımcısı Cüneyt Öztürk bazı kurum müdürleri ve davetliler katıldı.

HATİCE DİLER