YEREL
Giriş Tarihi : 31-07-2021 13:20   Güncelleme : 31-07-2021 13:20

Hülya Dokur'un hayatı üretimden ibaret

Artvin’de çiftçilik ve hayvancılık yapan Hülya Dokur, üretimin önemine dair açıklamalarda bulundu.

Hülya Dokur'un hayatı üretimden ibaret

Dokur, üretimin önemini vurgulayarak kendini tarım ve hayvancılık konusunda nasıl geliştirdiğini anlattı.

“Hiçbir zaman iş ayırmadım”

Meslek hayatına nasıl başladığını ve bu süreçte nasıl bir yol kat ettiğini anlatan Dokur, “Mezrede, köyde ve yaylada büyüdüm. Hayallerim vardı okumayı ve öğretmen olmayı çok isterdim. Öğretmen olamadım ama öğretmen eşi olmayı tercih ettim. Eski zamanlarda şu an ki şartlar olmadığı için aileler maalesef kız çocuklarını kolaylıkla okutmuyordular. Şehir hayatına geldiğim zamanda bu şehirde ben napabilirim ilk başta bunu düşündüm. Etrafı gözlemledim. İlk başlarda evde takı yapıp sattım daha sonra çocuk bakıcılığı yaptım. Hiçbir zaman iş ayırmadım. On senelik bir şarküterim oldu. Evde turşuları, pekmezleri, tarhanalarımı yapıp on yıl boyunca dükkanımda sattım. İş yerim bana çok şey kattı ve kazandırdı. Bana hayatı öğretti. Gündüz sürekli dükkandaydım sabah saat sekiz de geliyordum gece yedi de eşim devralıyordu. Yediden sonra saat on bir, on ikiye kadar halk eğitim kurslarında eğitim görüyordum. Kendimi yetiştirmeyi, toplumun içinde var olmayı istedim ve eksiklerimi orada tamamladım. Aklınıza gelebilecek bütün kurslara katıldım. Arıcılık, çocuk gelişim, hasta bakım, aşçılık gibi birçok kursa katılım sağladım. Kırk tane kurs belgem var” diye konuştu.

“Algıları yıktım, yıkmaya da devam ediyorum”

Dokur, bir şeyleri başarmak için nasıl bir mücadele verdiğini anlatarak, “Bir şeyleri yaparken tabi ki bir şeyler başarmak istiyoruz ama her zaman önümüzde bir engel veya bir erkek olabiliyor. Toplumda kadın bir şey üretemez, yapamaz, başaramaz diye bir algı var. Bende üretim yaparak o algıları yıktım ve yıkmaya da devam ediyorum. Valiyle bir sunum yapabilir misin demişlerdi yaparım dedim sunum yaparken, “Erkeklerin bir adım önünde değil bir adım arkasında da değil hayat mücadelesini yan yana vermeyi ve o yolda beraber yürümeyi istiyoruz” dedim. Ben bir adım öne geçtiğim zaman ne eşimi ezmiş oluyorum ne de onu terk edip gitmiş oluyorum. Çatısı ve temeli güçlü güzel bir ev için hayat mücadelesi birlikte verilmelidir. Evde kadın da çalıştığı zaman çocuğun hedefi sonsuz, hayalleri de güçlü olur. Çocuklar bu sefer, ‘Benim yanımda böyle bir annem var hiçbir şekilde eğitim almamış, okumamış fakat hayatta dik durmayı başarmış ve birilerine örnek olabilmiş’ der” dedi.

“Gözlemleyerek birçok şey öğrendim”

Farklı ülkeleri gezdiğini anlatan Dokur, bunun kendisine nasıl katkı sağladığını belirterek, “İki ay kadar pansiyonculuk eğitim aldım. Daha sonra yirmi bir kişilik bir ekiple Ürgüp, Antalya, Alanya, Marmaris, Safranbolu gibi yerleri gezerek pansiyonlara katıldım ve eğitim aldım. Oradaki insanların hayata nasıl katkı sunduklarını, nasıl para kazandıklarını gözlemledim. Tek başıma da olsam Artvin’e geldiğim zaman öğrendiklerimi ve uygulayacaklarımı şehrime nasıl yansıtabilirim diye düşündüm. Bu gezilerden sonra bizi Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Almanya, Avusturya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti gibi yedi tane ülkeye daha götürdüler. Oradaki pansiyon eğitimlerini gördüm. Yurtdışındaki insanların doğayı bozmadan, zarar vermeden nasıl bir şekilde para kazandıklarını gözlemledim ve birçok şey öğrendim. Bir mağaraya gitmiştik. İlk insanların oluşumunu, giyimiyle, kuşamıyla, yemeğiyle o zamanki şartları örf ve adetlerini gösterdiler ve öğrettiler. Diğer ülkeleri gözlediğimde tarım ve sanayinin ne kadar güçlü olduğunu gördüm. Hiç boş arazi yoktu. Yurtdışında Türkiye’den gelen Türkleri kooperatif yapıyorlar, kooperatife alıyor ve kooperatif işçisini çalıştırıyor. Beşe bölerek kişiye, çalışana paylaşım oluyor. Toprağa sahip çıkılması ve aynı sistemin burada da kurulması için insanlarımızın yönlendirilmeleri gerekiyor. Yurtdışında bir insan iki sene üst üste toprağını ekmediği zaman devlet el koyuyor. Dolayısıyla tarım açısından çok iyi bir seçenek” diye konuştu.

“En güzel şey kendini geliştirmektir”

Kendini geliştirmenin öneminden ve hangi eğitimleri aldığından bahseden Dokur, “Vali Mustafa Yemlihalıoğlu imkanıyla Ankara’ya gittik. Orada da çok güzel şeyler yaptık. Artvin’in kümesi, pestili, puçokosu, balı, pekmezi derken çok güzel bir organizasyon gerçekleştirdik. Her gelen vatandaş ürünlerden memnun kaldı ve aldı. Daha sonra İstanbul’a, Antalya’ya gittim. Yirmiye yakın fuara katıldım. Fuara gittiğim zaman insanlara tanıtım kartlarını dağıtmıştık. Dükkâna geri geldiğim zaman ise müşterilerimizin siparişleri olurdu bende gönderirdim. Fakat işler biraz durulmaya başladı. Kirada olmayan, kendi dükkânı olan insan bile bu işleri yapamamaya başladı. Benim de dükkanım kiraydı dolayısıyla iş yerimi kapattım fakat hiçbir zaman hayallerimi kapatmadım. Pes etmedim. Yaptığım iş çok donanımlıydı. Beni bir yerlere taşıdı, birileriyle tanıştırdı. Halk eğitime gittiğim pazarlama, kasa kurslarında yaptığımız her şeyin alt yapılarını gördüm ve öğrendim. Kooperatif eğitimine de katılarak çok güzel bir eğitim aldım ve eksiklerimi kapattım. Gençlere tavsiyem; en güzel şey okumak ve kendini geliştirmektir. Hayatınızda her zaman bir B planınız olsun. Nerede olursanız olun hayattan hiç kopmayın. Bir anne olarak bizleri okutan olmadı, yetiştiren bir topluma itende olmadı. Birisinin eşi ol, çocuğu doğur ve onun soyunu sürdür dediler, eskilerde böyle gördükleri için bize de böyle yansıttılar. Biz o ezgileri yaşadığımız için kendi çocuklarımıza bunu demiyoruz. Gençlerimiz ben üniversiteyi okudum fakat iş bulamadım diye vazgeçmesinler. Hayata sıkı sıkı tutunsunlar” ifadelerine yer verdi.

“Sürekli üretmeye çalışıyorum”

Çiftçilik ve hayvancılık yaptığını belirten Dokur, “Mezrede yüzün üzerinde tavuklarım var. Arıcılık ve tavukçuluk yapıyorum. Ayrıca doğada, ormanın ve yaylanın içinde yaşayıp haftada bir de pazara gelip ürettiğim ürünleri pazarlıyorum. Müşterilerimizde ben şehirde yaşıyorum, köye gidemiyorum bir şeyler alamıyorum demesin. Benim vatandaşlarımıza kapım her zaman açıktır. Her zaman gerekli ürünleri sağlarım. Bunların dışında ehliyeti kendi iş yerimde aldım. Liseyi bitirdim. Üniversiteye gitmeyi girişimcilik, pazarlama, halkla ilişkiler veya hayvancılık ile alakalı bölümleri okumayı düşünüyorum. Gençlere ikinci olarak tavsiyem, hedeflerini ne kadar uzağa koyabiliyorlarsa o kadar uzağa koysunlar. Hedefe ulaşmak içinde sürekli çalışsınlar. Benim babam altı yaşından sonra bana birey gibi davrandı. Bu yüzden bende o yaştan itibaren kendimi yetişkin bir birey gibi hissederek büyüdüm. Her gün sabah dörtte kalkıyorum akşam gece on ikide yatıyorum. Sabahtan akşama kadar çalışıp üretmeye çalışıyorum. Bazı insanlar çok titiz olur ve dolayısıyla temizlik hastalığı olur ya bende de üretme hastalığı var. Herkes doktor, öğretmen, savcı olur ama çiftçi, üretici kim olacak diye sormak istiyorum. Bizim bir ayağımız her zaman için toprağa bağlıdır. Eğer sağlıklı yenilirse sağlıklı düşünülür, sağlıklı çalışılır birilerine de sağlık verirsin. Hazır, sağlıksız yiyecek yenilirse de vücut bir yerden sonra tıkanır ve pes eder. Bu yüzden her ürünün organik olanının yenilmesini öneriyorum “dedi.