YEREL
Giriş Tarihi : 15-04-2021 11:07   Güncelleme : 15-04-2021 15:19

İstanbul sözleşmesi bizim!

Sol Parti Artvin İl Örgütü parti binalarına astıkları “İstanbul Sözleşmesi Bizimdir” yazılı pankarta el konulmasına ilişkin basın açıklaması gerçekleştirildi.

İstanbul sözleşmesi bizim!

Yapılan basın açıklamasında; “Partimizin il ve ilçe binalarına asmış olduğumuz ‘İstanbul Sözleşmesi Bizimdir’ pankartlarından ötürü, Artvin Merkez, Hopa ve Borçka Parti örgütlerimize dönük baskı ve yıldırma politikalarına hep birlikte şahit olduk. Geçtiğimiz Cuma günü emniyet güçleri il binamıza gelerek partimizde arama yapmak ve pankartımıza el koymak istemiştir. Gözaltı ve arama kararlarıyla pankartımız bir suç unsuru sayılarak alıkonuldu. Bu karara itiraz eden il başkanımız ve bir üyemiz yaka paça gözaltına alınmıştır. Savcılığın verdiği kararla emniyetin il binamıza çilingirle girmek isteyip pankartımızı alması siyaset yapma hakkımızın ihlal edilmesidir, ifade özgürlüğünü hiçe saymaktır, hukukun siyasal olarak araç haline getirilmesidir. Bu antidemokratik ve keyfi uygulamalar karşısında suç duyurusunda bulunacağız. En demokratik, en meşru haklarımızı bile elimizden almaya çalışanlara karşı mücadelemizi her noktada sürdüreceğiz. İktidarın İstanbul Sözleşmesi’ne ve kadın mücadelesine yönelik bu tavrı ülkemizdeki kadınlara yönelik tacizi, tecavüzü ve cinayetleri arttırmaktadır. Artvin, Hopa ve Borçka ilçe emniyet güçlerine bir siyasal partinin binasından astığı pankartı indirmenin siyasal faaliyetlerimizi engellemek anlamına geldiğini ve bu yapılanın kanunen suç olduğunu hatırlatmak isteriz. Ancak yaratmak istedikleri bu korku iklimi karşısında arkadaşlarımız tüm illerde bu pankartı asarak kararlılığımızı tüm Türkiye’ye gösterdiler. Artvin’de ilk kez parti binamıza dönük bir arama kararı çıktı, siyasal ve hukuksal anlamda buna yönelik itirazımızı sürdüreceğiz. Her türlü baskı ve yıldırma politikasına karşın tek adam rejimi kararnamesini tanımayacağımızı ve İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmeyeceğimizi tüm kamuoyuna bildirmek isteriz.

Soruyoruz; Ülkede siyaset yapma hakkı sadece iktidar Partisine mi verildi? İstanbul Sözleşmesi feshedilmesin demek suç mu oldu? 128 milyar dolar nerede diye soru sormak suç mu oldu? Savcılar, polisler bunu sağlamak için mi görevli kılındı? Tarikatların, şeriatçı azgın azınlığın talebiyle tek adamın tek bir imzasıyla çıkılan İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmak, kadınların gasp edilmek istenen haklarını, laikliği ve özgürlüğü savunmak için mücadele etmeye devam edeceğiz. Şeriatçı azınlığın memleketin nefesini kesmesine izin vermeyeceğiz

Parti binalarımıza asılan ve her gün artarak çoğalan pankartlarımıza neden tahammül edilmediğini iyi biliyoruz. Ana muhalefetin 128 milyar dolar nerede diye sorduğu afişlerin neden yırtıldığını biliyoruz. O pankartlarda yazıldığı gibi, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış tek adam rejiminin bir sonucuydu. Yaşamlarımızın nasıl baskı altına aldığının da önemli bir göstergesiydi. Bu kararın hemen ardından iktidar mensupları Montrö dahil uluslararası anlaşmalardan da aynı şekilde bir imza ile çıkılabileceği ifade etti. Parlamentonun zaten bir hükmünün kalmadığı bu rejimde; hiçbir kısıtlayıcı hukuksal norma da yer olmadığı böylece görülmüş oldu. Amaçları ise belli… Tek adam yetkilerine dayanarak bu dinci gerici, Amerikancı ve sermayenin hizmetindeki bir karanlık dehlizde ülkeyi hapsetmek istiyorlar. Ama daha önemlisi rejim, toplumsal bir itirazın tüm kanallarını da ortadan kaldırmaya çalışıyor çünkü artık muhalefetin kalbi sadece parlamentoda değil iş yerinde, mahallede, sokakta, hayatın içinde de atıyor. İktidar tam da bunun için bunun tüm yollarını ortadan kaldırmaya odaklanıyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, hepimiz biliyoruz ki bir avuç şeriatçı azınlığın aktif desteğini alabilmek için, onların talepleriyle hayata geçirildi.

Evet, SOL Parti il ve ilçe binalarına yönelik tacizler var, yöneticilerimize yönelik gözaltı uygulamaların asıl nedeni burada aranmalı. O pankartlarda İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıkmak ve tek adam kararnamesini hükümsüz ilan etmek dert oldu iktidara. Çünkü bu yönetme biçimlerine, sermayenin çıkarlarına hizmet eden dinci bir rejimi kurmak için kullanılan tek adam yetkisine, onun üzerinde yükseldiği düzene köklü bir karşı çıkış var! Biz bu karşı çıkışı sürdürmeye devam edeceğiz. Toplumun üzerine kapattıkları dev bir kapak var sanki ama o kapağın altı fokurduyor, herkes mutsuz ve tepkili. İşte, bu kapak açılmasın diye her gün üzerine biraz daha baskı uyguluyorlar. Salgında her gün yüzlerle ifade edilecek rakamlarda insanlarımız ölüyor. Hastanede yatak bulamayan, evine ekmek götüremeyen milyonlar bir yanda lüks ve şatafat içinde yaşayan bir avuç iktidar sahibi ise bir tarafta. İktidar artık bu açığı kapatamaz, o yüzden bunu kabul ederek zorbalıkla ayakta kalmaya çalışıyor. Bu şekilde tüm ülkenin, toplumun kaderine hile ve zorbalıkla el koyamayacaklar. Ne yaparlarsa yapsınlar bunu başaramayacaklarını göstermeye devam edeceğiz.

Ülke her sabah yeni bir karanlığı uyanıyor. Yönetme yetisini yitiren, kadroları yedikçe semiren, toplumsal desteği giderek daralan AKP-MHP iktidarı, arkasını yaslayabileceği tek zinde tabana kendini teslim etti. Tarikatçı, cemaatçi, şeriatçı marjinal grupların talepleri ile ülkeyi yönetmeye çalışan bu iktidar, yobazların her gün uydurduğu yeni bir Ortaçağ talebini ülkeye tartıştırmaya başladı. Bir gün Ayasofya imamının laikliği kaldırma talepleri, bir gün Akit’in hilafet çağrıları, bir diğer gün meczupların başlık parası talebi, harem selamlık istekleri gündemi meşgul ediyor. Adeta bir coşku içerisinde yapılan bu çağrılar, gerici kimliği ayyuka çıkan AKP içerisinde de destek buluyor.

Siyasal İslamcı iktidar ve dayandığı marjinal taban şunu bilmelidir: Bu halk, bir avuç yobazın elinde oyuncak olacak, temel hakları her gün elinden alınabilecek bir halk değildir. 19 senedir her türlü hileyle, baskıyla, dayakla, medya gücüyle, bu halkın ilerici, laik, demokratik potansiyelini yok edememişlerdir. Kendi yaptırdıkları anketlerde dahi, buldukları destek yerlerde sürünmektedir. O yüzden Anayasa değişikliği zokasıyla iktidarda kalmanın yollarını aramaktadırlar. Halkımız şeriatçı, yobaz azınlığın karanlığından elbette çıkacaktır.

Kadına yönelik şiddeti bitirme sözü daha hafızalarda tazeyken İstanbul Sözleşmesi'nden çıkma kararı AKP iktidarının ve siyasal islamcı gericiliğin kadına yönelik şiddeti bitirmeyi bırakalım ancak sorumlusu olabileceğini bir kez daha göstermiştir. Her tartışmaya açtığınızda söylediğimiz gibi kadına yönelik şiddetin sorumlusu haklarımızı gasp etmeye çalışan, yasaları ve sözleşmeleri uygulamayan iktidardır. Tüm karalamalara rağmen İstanbul Sözleşmesi kadınların yaşamlarını güvence altına alan ve doğrudan ülkemizde hazırlanmış uluslararası bir sözleşmedir; sözleşmeden çıkmak için atılan imza doğrudan kadına yönelik şiddetin önünü açma beyanıdır.

Milyonların artık sırtında istemediği iktidar köşeye sıkıştıkça saldırganlaşıyor ve her gün bir hakkımıza saldırıyor ancak unutulmasın ki Kadınların yaşamlarının yanında tek adamın koltuk sevdası bir hiçtir. Her bir kız kardeşimizin yaşamı kirli koltuk oyunlarınızdan değerlidir; kadınları ateşe atmaktan vazgeçin. Söyledik yine söylüyoruz İstanbul sözleşmesi bizimdir, İstanbul sözleşmesi bütün kadınlarındır; vazgeçmiyoruz! Bütün kadınları yaşamlarımızı hedef alan bu saldırı karşısında İstanbul Sözleşmesi'ne sahip çıkmaya çağırıyoruz.

Bir gece kararnamesiyle İstanbul Sözleşmesi'nden hukuksuzca çıkıldığı duyuruldu. Doğrudan Cumhurbaşkanı'nın imzasıyla alınan kararla kadınların yaşamları bir kez daha tehdit altında. Uygulamamakta ısrarcı olunduğu için her gün kaybetiğimiz kız kardeşlerimizden, kadına yönelik şiddetten sorumlusunuz!

Hepiniz AKP kongrelerini televizyonlardan izlemişsinizdir. Hınca hınç dolu salonlarla övünen iktidar partisinin bakanı, kongre haberlerinden 5-10 dakika sonra aynı yayında utanmadan maske-mesafe-hijyen uyarısı yapabiliyor. “Pandemiyle mücadele sizin elinizde” diyerek gelinen noktada bir de halkı sorumlu tutuyor. Onlar pişkinlikte sınır tanımazken insanlarımız ölmeye, onlar da sefalarını sürmeye devam ediyor.

Gençlerin yarısından fazlası işsiz ve umutsuz. Birçoğu iş aramaya dahi gidemiyor. İktidarın yerel yönetimi de gençlere el uzatmak bir yana, toplu ulaşıma zam üstüne zam yapmayı tercih ediyor. Bu iktidara ve iktidarın kötü kopyası olmaya çalışan düzen muhalefetine mecbur da değiliz, mahkûm da değiliz. Bu sorunlar yumağından ancak ve ancak sol değerler etrafında örgütlenerek kurtulabiliriz.

İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasına karşı yaşamlarını savunmak için mücadele eden kadınlar, din örtüsü altında sömürülen işçiler, özgürlük isteyen gençler, laikliği savunan yurttaşlar SOL’da birleşecek ve bu karanlığın yerine yepyeni bir ülke kuracaklardır.

Kendi kaderimizi elimize alarak, Sol politikalar etrafında örgütlenerek onları yenebilir, emekten, eşitlikten, özgürlükten yana bir yaşamı mümkün kılabiliriz. SOL demek, emeğin çıkarlarını gözetmek demek, Sol demek kamuculuk demek, bağımsızlık, özgürlük ve eşitlik demek. Amacın baskı ve yıldırma olduğu zamanlarda bugün de olduğu gibi gösterilen bu güçlü dayanışma bizleri umutlu ve dirençli kılıyor. Bu karanlığın ve faşizmin üstesinden her zaman birlikte olarak ve yan yana kalarak geleceğiz. Şimdi İstanbul Sözleşmesi Pankartımızı balkonumuzdan bir kere daha alkışlarla asıyoruz” ifadelerine yer verildi.

Sariye TOPALOĞLU