YEREL
Giriş Tarihi : 28-07-2021 10:10   Güncelleme : 28-07-2021 10:10

Kurdoğlu’ndan sel felaketine ilişkin açıklama

Arhavi’de yaşanan sel felaketine ilişkin Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doçent Dr. Oğuz Kurdoğlu, Pelin Cengiz’in sunumunda gerçekleşen ArtiTV deki Ekolojik Odak programına katıldı.

Kurdoğlu’ndan sel felaketine ilişkin açıklama

Ekolojik Odak programına katılan Kurdoğlu yaptığı açıklamada, yağışın denizden değil yukarıdaki köylerden geldiğini ve bunun çok daha büyük bir risk olduğunu ifade etti.

Ekolojik odak programı sunucu Pelin Cengiz Rize’de 2 Artvin’de 1 kişi kayıp arama çalışmaları devam ettiğini belirtirken ekonomik anlamda 200 Milyon Liranın üzerinde kaybın olduğu ve maalesef burada sigortalamanın düşük olması sebebiyle 200 Milyon Liralık kaybın ancak 25 Milyon Lirası sigortalar tarafından karşılanacağı bilgisini aktardı. Artvin, Düzce ve Rize’nin bazı bölgelerinin ise afet bölgesi ilan edildiğini açıkladı.

Sunucu Pelin Cengiz yaptığı açıklamada; “Avrupa’da sel felaketi yaşandı. Orada da yollar kapandı, evleri su bastı. Ancak aramızda bir fark Almanya’da sel felaketinden etkilenen yurttaşlara çay atmak yerine 300 Milyon Euroluk yardım paketi açıklandı. Ve bunun da hemen yurttaşlara yardım olarak döneceğini söyledi” ifadelerine yer verdi.

Kurdoğlu yaptığı açıklamada; “Arhavi insanların alışkın olduğu manzarayla karşı karşıya kalmadı. Bu sefer çok etkileyici, dehşet bir durum vardı. Bayramın birinci günü köylerde yağış başlamıştı. Bu her zaman büyük risktir. Çünkü bu sefer yağış denizden gelmedi. Ve yağmur saat 3’den itibaren aşağılara indi. Hem yağmur indi hem de yukarıdaki seller indi. Selin bastığı yerler yaklaşık 1.5 dere kotunun altında maalesef. Bunlarda böyle sorunların oluşmasına elverişli bir ortam hazırlıyor ne yazık ki.

DSİ tarafından yıllar önce yapılan bir tahkimat vardı. Ve bu tahkimatın kritik 3 yeri vardı. Arhavi’de bayramın üçüncü günü bir panel açık hava toplantısı yapma kararı almıştık. Burada selleri, dere ıslahlarının oluşturacağı riskleri konuşacaktık. Ve orada kapisra deresinin kent için Arhavi için ne tür bir tehdit olacağını da daha önce söylediğimiz gibi bu kez herkesi davet ettik. Bu konuları konuşacaktık. Ama dereler dedi ki sizin konuşmanıza gerek yok ben nasıl olduğunu göstereyim dedi. O riskli diye saydığımız ve daha önce alanlar yatağın büyük olduğu zannedilirken yatağına sığmayan dere en başta o alanlardan tahkimatı deldi. Ve Arhavi ilçe merkezinin özellikle de dereye yakın olan ve dere kotundan 1.5 metre altında olan kenti su bastı. Öte yandan Arhavi’nin tamamına yağmur yağdı. Eskiden örneğin Hopa selinde sundura havzası ve Arhavi’nin hacılar mahallesine yağmıştı. Ancak bu kez bütünüyle Arhavi havzasına yağdığı için kentin diğer normal yerlerinden de sular geldi ve tabii ki daha alçak mıntıkaya doğru da su bastı.

Taşkın yatağının mutlak suretle boş olması lazım. Dereler, seller taştığı zaman bu taşkın yatağına bir zarar vermeden insanlara, akıp deşarj olması lazım. Bu derenin çıkış yerinde daraldığının göstergesi bu büyük bir risk.

Eylem planını daha önce ne kadar eylem içermeyen bir plan olduğunu konuşmuştuk. Türkiye’nin orman alanı yaklaşık 23 milyon hektar ve bunların normalde 5-6-7’nci sınıf ormanların olması gereken arazilerde olduğunu da biliyoruz. Ama bu tamamen ormanlık olması gereken alanlarda hızla tarım alanları ve bunlar tamamen usulsüz tarım alanları yani tekniğine uygun olmayan bir alanda tarım etkinliğinden bahsediyoruz. Ve bu Karadeniz yaklaşık 6 milyon hektar alan var. Ve Karadeniz’de de çay ve fındık tarımı yapılıyor. 600 metre rakıma kadar gidebiliyordu. Şimdi 1100-1200 rakıma kadar sıcaklık sebebiyle tarım alanları bu yüksekliğe çıkmaya başladı. Yani insanlar ormanları kesip kendi özel ormanları da olabilir. Fındık ve çay tarlası yapıyorlar. Ve bunun anlamı bütün sel felaketlerinin 3/1 inden fazlası o yüzden buralarda oluyor. Çünkü çay ve fındık asla bir orman gibi hele hele bir doğal orman gibi suyu tutup filtre edip toprağın derinliğine doğru ya da aşağılara doğru sağlıklı bir şekilde aktaran bitki örtüsü değildir. O nedenle çok ciddi riskler var.

Araklı eylem planı, Araklı’daki beşeri afetten sonra ben doğal afet demiyorum. Çünkü siz doğal olanlara siz insanoğlu olarak doğaya ait olan dereye ait olan milyonlarca senede oluşmuş taşkın yatağına siz yerleşim alanlarını koyuyorsanız bunun anlamı siz afete davetiye çıkarıyorsunuz demektir. Yine köprülerdeki kesit sorunu halen devam etmektedir. Her şeyi biz mühendislik uygulamalarıyla halledebileceğimizi düşünüyoruz. Oysa bu kesitler düzgün olması belki bu sorunların bir kısmını azaltabilirdi. Şimdi bütün bunlara baktığımızda eylem planı sadece oradaki dilek ve temenniler gibi orada yazılan bir plandan ibaret olamaz. Çünkü çok kısa sürede yazıldı. Kamuoyunda dostlar alışverişte görsün misali metindi. Ona bakarsanız Sürmene’de de böyle büyük bir el felaketi yaşanmıştı.  Orada da aynı beşeri unsurlar nedeniyle felaket yaşandı. O zamanda 2006 yılında başbakanlık bir genelge çıkararak hafriyatların kesinlikle derelere atılmaması ve derelere atılıp atılmaması yerel yönetimlerin ve mali idarelerin mutlaka oradaki mülki amirlerin takip etmesinden bahsediliyor idi. Daha önce de hafriyat atık yönetmeliği var. Çevre Bakanlığı’nın çok sayıda yönetmeliği var. Bütün bunları düşündüğünüz zaman aslında değiştirilmesi gereken eylem planının entegre edilmesi gereken o kadar çok şey var ki yapılması gereken bizler bir anlamda felaket yönetimi yapıyoruz. Durumu görüyoruz, yaşıyoruz ve temizlemek için uğraşıyoruz. Oysa bu işler proaktif bir yönetimle söz konusu olabilir. Daha eylem planlarına benzer çok eylem planı yapılacak. Kaldı ki bu bir tek bakanlığın yapabileceği bir şey de değil. Burada mesele ister ormansızlaşma ister tarım alanı ister dolgularla ki dolgu deyip geçmeyin. 100 kilometrelik bir yolda 30 milyon ton hafriyat çıkabiliyor. Yani yüz binlerce kamyonluk hafriyat çıkıyor ve bunu karı maksimize etmek için hepsi yasada olmadığı halde dere yatağına boca ediliyor. Bütün bunların sellere, taşkınlara etkisi var. Ama bir gerçek var ki derelerin ıslah ediliyor diye bu hapishanelere alınması bu işin çözümündeki en büyük engel. Ne yapıp edip hiç olmazsa derelerin bir bölümünü daha fazla su taşıyacak hale getirmek ya da özellikle yataklarını mansaba doğru genişletmek zorundayız. Bunun maliyeti var mı elbette ki var. Ama unutmayalım ki sadece sellerden 150 milyar dolarlık bir maliyet söz konusu. Sigorta şirketleri sel riski olan yerlerde çok daha pahalıya sigorta yapmak zorunda. Bütün bunları düşündüğümüzde mutlak surette eylem planı bütünüyle Karadeniz’deki kentsel yerleşimlerin ve tüm derelerin yeniden gözden geçirilmesi lazım” dedi.