YEREL
Giriş Tarihi : 10-05-2021 15:17   Güncelleme : 10-05-2021 15:26

NEFİS MUHASEBESİ

Şube müdürü Yakup HALİL ‘ NEFİS MUHASEBESİ’ başlıklı konu hakkında açıklamalarda bulundu.

NEFİS MUHASEBESİ

Halil yaptığı açıklamada “   Nefis kelimesi sözlükte “ruh, can, hayat, hayatın ilkesi, nefes, varlık, zat, insan, kişi, hevâ ve heves, kan, beden, bedenden kaynaklanan süflî arzular” gibi mânalara gelmektedir. Kur’an-ı Kerim’de de sözlük anlamına paralel olarak; “ruh, can, zat ve öz varlık vs.” anlamlarında kullanılmıştır. Muhasebe ise; hesaplaşma, sorgulama anlamlarına gelir. Nefis muhasebesi ise; kişinin kendisiyle yüzleşmesi, kendini kontrol etmesidir. Buna günümüzde otokontrol denmektedir. Nefis muhasebesi yapmak, diğer yaratılanlardan farklı olarak, insana verilmiş olan akıl ve iradenin bir gereğidir. İnsanların kendilerini muhasebe etmesi, Allah'a kulluk görevini hakkıyla yerine getirebilmesi; dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşabilmesi için kaçınılmazdır.  Dolayısıyla nefis muhasebesi bir müslümanın kendini, hayatını, heveslerini hesaba çekmesi ve onları sorgulamasıdır.

Kişi nefsini hesaba çekebilmesi için öncelikle onun iyi yönlerini, kötü yönlerini, zaaflarını çok iyi bir şekilde tanıması gerekir. Peki bu bilgileri nasıl elde edeceğiz? Çünkü nefis duyu organlarımızla algılayacağımız bir varlığa sahip değildir. İşte burada nefsi yaratanın sözlerine/Kur’an-ı Kerim’e başvurmalıyız. Yüce Rabbimiz Şems Suresinin 7. ve 8. ayetlerinde nefse ve onu düzenleyene (onun içerisine maddi ve manevi güçleri yerleştirene/Kendi zatına) yemin ettikten sonra ona fücûr ve takvâyı ilham ettiğini/yerleştirdiğini beyan etmektedir. Buradaki fücûr kelimesi; her türlü kötülüğü, günah ve sapmayı; takvâ kelimesi ise doğruluk, iyilik ve hak yolda kararlılığı ifade etmektedir. Dolayısıyla bu iki ayet bizlere; nefsin iki yönlü olarak yaratıldığını, bir yönünde süfli/kötü arzuların olduğunu, diğerinde ise ulvi/iyi arzuların olduğunu ifade ediyor. İnsan bu iki arzudan hangisine uyarsa Allah katındaki konumu ona göre belirlenecektir. Rabbimiz nefsin kötü yönünü Hz. Yusuf (a.s)’un diliyle bizlere şöyle bildiriyor: “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” (Yusuf 53). Yine Kehf Suresinde nefsimizin kontrol altında tutulması gerektiği şu ifadelerle bizlere bildirilmiştir: “Nefsini, sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte tut. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye itaat etme” (Kehf 28).

Yukarıda zikrettiğimiz ayet-i kerimeleri birlikte değerlendirdiğimizde; nefsin hem iyi hem de kötü yönünün olduğu, ancak kötü yönünün ağır bastığı ve bu yönüne karşı teyakkuzda bulunmamız gerektiği hususları ortaya çıkmaktadır.

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’de nefsin kötü arzu ve isteklerinden Allah’a sığınmış ve bununla alakalı şu şekilde dua etmiştir: “Allah’ım! Nefsime, senden sakınma şuurunu (takvasını) ver ve nefsimi arındır. Onu en iyi arındıracak olan sensin. Onun koruyucusu da onun efendisi de sensin. Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım” (Müslim, Zikir, 73).

Alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz bile nefsini temize çıkarması ve onu dizginlemesi için Rabbine dua ederken bizler nefsimizi ihmal edebilir miyiz? Elbette bizler çok daha dikkatli ve duyarlı davranmalı ve nefsimizin kontrolünü asla elden bırakmamalıyız. Zaten akıl da bunu gerektirmektedir. Zira Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: “Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan, aciz kimse ise, nefsinin arzularına tâbî olan ve Allah’tan (olmayacak şeyler) temennî eden kimsedir”(İbn Mâce, Zühd, 31).

Rabbimiz Haşr Suresi’nin 18 ve 19. ayetlerinde “Ey iman edenler! Allah’a itaatsizlikten sakının. Herkes yarın için ne hazırladığına baksın! (Evet) Allah’a itaatsizlikten sakının; şüphesiz Allah yapıp ettiklerinizden tamamen haberdardır. Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar gerçekten yoldan çıkmışlardır.” buyurmaktadır. Bu ayet-i kerimeler de bizlere ölümden sonrasını aklımızda tutarak yaşamamızı, nefsimizin kötü arzu isteklerine kapılıp adeta Allah’ı unutmuşçasına dünyaya dalmamamızı bildirmektedir.

HZ. Ömer (r.a.)’de “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin, büyük duruşma için hazırlık yapın, ahiretteki hesap ancak dünyada nefsini hesaba çekmiş olanlar için hafif ve kolay olacaktır” buyurarak dikkatlerimizi nefis muhasebesine çekmektedir.

Tasavvuf ehlinin önde gelenlerinden İmam-ı Rabbani Hazretleri mektubat isimli eserinde nefis muhasebesiyle alakalı şunu nakletmektedir: “Büyüklerden bir topluluk muhasebe yolunu tercih etmişler ve her gece uyumadan az önce o günkü amellerini, sözlerini, hareketlerini tafsilatıyla mütaala ve tetkik etmişlerdir. Bu tetkikleri neticesinde kusurlarından dolayı Allahtan af dileyip tazarru ve iltica ile bu kusurlarını telafi etmeye çalışmış; Allah’ın rızasına uyan her salih amel için de Allah’a hamd ve şükürde bulunmuşlardır. Bununla birlikte bu salih amellere muvaffakiyetlerini de Allah'tan bilip ona havale etmişlerdir. Hatta Muhyiddin-i A'rabi bu mevzuda: ‘Ben muhasebe hususunda biraz daha ziyade yaparak niyetlerimi ve düşündüklerimi dahi hesaba çektim’ demişlerdir” (Mektubat-ı İmamı Rabbani,cild1,m.309).

Bizler acaba Allah’ın, Hz. Peygamberin ve İslam büyüklerinin sözlerine kulak vererek nefis muhasebesi yapıyor muyuz? Zaman zaman kendimizle baş başa kalıp¸ bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz günah ve yanlışlıklardan dolayı kendimizi sorguladığımız oluyor mu? Hatta iyilik ve ibadet diye yaptıklarımızın bile dinî standartlara uygun ve sırf Allah rızası için olup olmadığını düşünüyor muyuz?

Bunu yapmayan kimse hesabını bilmeyen¸ kâr ve zararını gözden geçirmeyen tüccara benzer. Böyle bir tüccarın iflası kaçınılmazdır. Dünya da bir ticarethânedir. Burada ömür dakikalarıyla ebedî bir hayatın saadetini kazanmak için bulunuyoruz. Hesabımızı iyi yapmalı¸ kâr ve zararımızı güzelce ölçüp tartmalıyız. Hayat sınavı ancak böyle başarıyla verilebilir.

Nefis muhasebesinde bilhassa, işlenmiş olan kusurlar ve bunların sebep olduğu günahlar konusuna ağırlık verilmelidir. İşlenen kusurlara ise, ahiret hayatının unutulması,  gaflet, nefsin heva ve heveslerine uyulması, zamanın boşa harcanması, Allah’ın ayetlerinden yüz çevrilmesi gibi şeylerin sebep olduğu unutulmamalıdır. Bütün davranışların Allah Teala tarafından sürekli olarak kontrol edildiği, hayatta işlenen her şeyin en ince noktasına varıncaya kadar bir gün sorgulanacağı bilinmelidir. Yazımızı şu tavsiyelerle bitirelim. İbn-i Ömer (ra) anlatıyor: Rasulullah (s.a.v.) omuzumdan tuttu ve “dünyada bir garib veya bir yolcu gibi ol” buyurdu. İbnu Ömer (ra) hazretlerinin bir uyarısı da şöyledir: “Akşama erdin mi, sabahı bekleme, sabaha erdin mi akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun sırada hastalık hali için hazırlık yap. Hayatta iken de ölüm için hazırlık yap” (Buhârî, Rikak 2).” İfadelerine yer verdi.

Ayşe ÖZDER