YEREL
Giriş Tarihi : 14-04-2021 10:57   Güncelleme : 14-04-2021 10:57

RAMAZAN VE RAMAZANA MAHSUS İBADETLERİMİZ

Yusufeli İlçe Müftüsü Medet Şahin “Ramazan ve Ramazan’a mahsus ibadetler” başlıklı konu hakkında açıklama yaptı.

RAMAZAN VE RAMAZANA MAHSUS İBADETLERİMİZ

Şahin yaptığı açıklamada; “Her şeyde olduğu gibi ramazan ayını değerlendirme konusunda da örnek alacağımız insan, Peygamberimizdir. Onu örnek alan yanılmaz ve zararlı çıkmaz.

Ramazan ayına mahsus ibadetlerimizi şöyle özetleyebiliriz.

Oruç İbadeti

İslâm’ın beş temel ibadetinden biri olan oruç, ramazan ayına tahsis edilmiş bir ibadettir.

Peygamberimizin Mekke’den Medine’ye hicretinden bir buçuk yıl sonra farz kılınmış olan oruç, kitap, sünnet ve icma ile sabittir.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruluyor: "Ey müminler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de oruç farz kılındı. Umulur ki korunursunuz."

İslâm’ın beş temel ibadet üzerine kurulduğunu söyleyen Peygamberimiz, bunlardan birinin de ramazan ayı orucu olduğunu bildirmiştir.

Bedenî bir ibadet olan orucun, diğer namaz ve hac gibi ibadetlerden farklı yönleri vardır. Nefse ağır gelen bir ibadet olduğu kadar da neşeli bir ibadettir. Oruç tutmakla yükümlü olmayan çocukların bu ibadete gösterdikleri ilgi bunun ifadesidir.

Oruçtaki bu neşenin kaynağı, hiç şüphesiz kişinin iradesine hakim olmasıdır. Oruçlu iftar sofrasına oturup. Peygamberimizden rivayet edilen: "Allah’ım senin rızan için oruç tuttum ve senin rızkınla orucumu açıyorum. (Ey mağfireti bol Allah’ım, günahlarımı bağışla) diye dua etmesi, onu neşe ve sevincin zirvesine yükseltir. Bir tesadüf eseri sofrasında bulunan ve oruç tutmayan bir mü’minin gönlünde bir pişmanlık duyacağında şüphe yoktur.

Oruç tutanlara Allah Teâlâ’nın kıyamet günü özel muamele yapacağını Peygamberimiz müjdelemiştir. Peygamberimiz Allah Teâlâ’nın şöyle buyurduğunu bildirmiştir: "Ademoğlunun her ameli (nin karşılığı kendisine) kat kat verilir. Bir iyiliğe on katından yedi yüze kadar mükâfatlandırılır. Yalnız oruç hariç. O benim içindir ve onun mükâfatını ben veririm. Çünkü (oruçlu) yemesini ve nefsanî arzularını sırf benim için (benim rızamı kazanmak için) terkediyor." Bunun bir benzeri bir hadis-i şerifte, Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

"Cennette ’Reyyan’ denilen bir kapı vardır ki, kıyamet gününde bu kapıdan ancak oruç tutanlar girecektir. Bunlardan başkaları giremez. ’Oruçlular nerede?’ diye çağrılır. Onlar da kalkıp o kapıdan girerler. Oruçlular girdikten sonra kapı kapanır ve oradan hiçbir kimse giremez."

Bir başka hadis-i şerif de mealen şöyledir: "Kim yalan söylemeyi ve yalanla iş yapmayı bırakmazsa, Allah Teâlâ o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına (yani oruç tutmasına) değer vermez." Yine Peygamberimiz: "Oruç tutan öyle insanlar var ki, ellerine açlık ve susuzluktan başka bir şey geçmez."buyurmuştur.

Oruç İnsanda Başkalarına Yardım Etme Duygularını Geliştirir Çoğu varlıklı insanlar, yoksulların çektiklerini bilmezler. Varlıklı kimse tuttuğu orucun nefse olan etkisini tadar da, yıl boyu açlık çeken ve yokluk içinde kıvranan yoksulları ve kimsesiz çocukları düşünür;

İşte oruç, insana yoksulların çektikleri sıkıntıyı yaşatır da onlara yardım elini uzatma alışkanlığı kazandırır.

Şifa Ayı Ramazan

Ramazan ayı rahmet ve mağfiret iklimi açısından manevi hastalıklarımıza şifa olurken diğer yönden Orucun sağlık ve tedavi yönünden de önemi büyüktür. Peygamberimiz: "Oruç tutunuz ki, sıhhat bulaşınız."buyurmuştur.

İnsan vücudunun bütün gün çalışarak yorulan organları uyku ile dinlendiği gibi, bir yıl durmadan çalışan mide ve sindirim organları da oruç sayesinde dinlenir ve görevlerini daha iyi yapma imkanı kazanır. Peygamberimizin ifadeleri ile mide, hastalıkların evidir. Perhiz de, en etkili tedavidir. Bir çok hastalıkların tedavisinde doktorların perhiz ve diyet tavsiye etmeleri bunu teyit etmektedir. Oruç İnsanı Sabra Alıştırır.

Zor işler sabırla basarılır ve her engel onunla aşılır. Bunun için Kur’an-ı Kerim’de sabredenler müjdelenmiş ve sonsuz ecirle ödüllendirilecekleri vadedilmiştir."

Ramazan Ayı Kur’an’ı Kerîm (Mukâbele) ayıdır.

Bir başkasının Kur’ân-ı Kerîm’i okuyuşunu takip etmek ve bu suretle hatim indirmeye mukabele denir. Sözlükte “iki şeyi birbiriyle karşılaştırmak” anlamına gelen mukâbele, bilhassa ramazanda cami, mescit ve evlerde daha çok sabah, öğle, ikindi namazları öncesinde hâfızlar tarafından okunan Kur’an’ı Kerîm’i takip etmek suretiyle hatim indirme geleneğine ad olmuştur. Bu geleneğin dayanağı Cebrâil’in (a.s) ramazan aylarında her gece Hz. Peygamber’e gelerek o ana kadar nâzil olan âyet ve sûreleri karşılıklı okuyup kontrol etmeleridir. Kur’an’ın ramazan ayında nâzil olmaya başlaması, bu ayda yapılan amellerin diğer zamanlara göre daha faziletli kabul edilmesi de geleneğin yaygınlaşmasında etkili olmuştur. Resûl-i Ekrem’in vefatından önceki son ramazanda mukabele iki defa gerçekleşmiştir Sahâbeden bazıları da ramazan ayında aile fertlerini toplayarak Kur’an’ı Kerîm’i mukabele ederlerdi.

Teravih Namazı

Ramazana mahsus ibadetlerden biri de teravih namazıdır.

Teravih namazı sünnet-i müekkede’dir. Sünnet, ya Peygamberimizin devam ettikleri, ya devam ederken bir özrün araya girmesi ile terketikleri işlerdir. Peygamberimiz bu namazı hem kılmış ve hem de kıldırmıştır. Ancak farz olur endişesi ile cemaatle kılmaktan vaz geçmiştir.

Bu yıl salgın hastalık sebebiyle, geçen yıl olduğu gibi camilerimizde cemaatle teravih namazı kılamayacağız. Durumun böyle olması bizleri ramazan gecelerini ihya etmekten men etmemelidir. Namazlarımızı cemaatle camide kılmaya gayret göstermeliyiz. Yatsı Namazını camide cemaatle kılıp ardından evlerimizde gücümüz nispetinde yirmi rekata kadar teravih namazı kılmaya çalışalım, ardından da vitir namazı ile gecemizi taçlandıralım.

Peygamberimiz bu namazı tavsiye etmiş ve şöyle buyurmuştur: "Faziletine inanarak ve mükafatını umarak Allah rızası için ramazan gecelerini ibadetle geçiren (teravih namazını kılan) kimsenin geçmiş günahları bağışlanır."

İtikâf

Ramazana mahsus bir ibadet de itikâftır. Yaratılış hikmetlerine mazhar olmak için iç aleme yönelik yapılan bir yolculuktur. Muhasebe, Murakabe, Mukabele, zikir , Tesbihat, dua ve İbadetle geçirilen kaliteli bir zaman dilimidir. İtikaf, niyet ederek bir camide durmak demektir, ramazanın son on gününde itikaf, kifaye olarak sünnet-i müekkede’dir. Cemaatten biri itikafa girerse bu görev diğerlerinden düşmüş olur.

Peygamberimizin saygıdeğer eşi Hz. Aişe validemiz "Peygamberimiz ramazanın son on gününde itikafa girdiğini bildirmiştir. Ömrünün sonuna kadar devam etmiştir. İtikaf ibadeti üç veya bir gün de yapılabileceği fıkıh kitaplarımızda kayıtlıdır.

Fıtır Sadakası

Halk arasında fitre diye bilinen fıtır sadakası (sadaka-i fıtır); insan olarak yaratılmanın ve Ramazan orucunu tutup bayrama ulaşmanın bir şükrü olarak; dinen zengin olup Ramazan ayının sonuna yetişen müslümanın, belirli kimselere vermesi vacip olan bir sadakadır. Vacip oluşu, sünnetle sabittir.

Kişi, kendisinin ve küçük çocuklarının fitrelerini vermekle yükümlüdür. Hz. Peygamber, köle-hür, büyük-küçük, kadın- erkek her müslümana fitrenin gerektiğini ifade etmiştir.

Fıtır sadakasının vacip olma zamanı Ramazan bayramının birinci günü olmakla birlikte, bayramdan önce de verilebilir. Hatta bu daha faziletlidir. Bununla birlikte, bayram günü veya daha sonra da verilebilir. Ancak, bayram namazından önce verilmesi müstehap kabul edilmiştir.

Fitrenin hedefi, bir fakirin içinde yaşadığı toplumun hayat standardına göre bir günlük yiyeceğinin karşılanması, böylece bayram sevincine iştirak etmesine katkıda bulunmaktır.

Günümüzde fıtır sadakası miktarının belirlenmesinde, kişinin bir günlük (iki öğün) normal gıda ihtiyacını karşılayacak miktarın ölçü alınması daha uygundur. Kişi dinen zengin sayılanlara, usûlüne (anne, baba, dedeler ve nineler), fürûuna (çocuk ve torunlar) ve eşine fıtır sadakası veremez. Fitreler bir fakire verilebileceği gibi, birkaç fakire de dağıtılabilir. Ancak bir kişiye verilen miktar bir fitreden az olmamalıdır. Bu yıl belirlenen en düşük fitre miktarı 28 liradır. Aslolan herkes kendi maddi durumunu göz önünde bulundurarak rakamı belirlemelidir.

Zekât ibadeti

Zekât ibadeti de genelde bu ayda yerine getirilmektedir. Dinen zengin sayılanların bu ibadeti yerine getirmesi zorunludur/ farzdır. Dinen zengin sayılmanın ölçüsü 80.18 gr altın veya değerinde paraya sahip olup üzerinden bir kameri yıl geçmelidir.

Değerli kardeşlerim, ramazan ayı rahmet ve bereketi bol olan bir aydır. Bu ayın feyzinden ve bereketinden yararlanmak için elimizden geldiğince ibadetlerimizi eksiksiz yapmaya çalışmalı; orucun kötülüklere karşı koruyucu bir kalkan olduğunu dikkate alarak kötü söz ve davranışlardan sakınmalıyız. Kimseyi incitmemeye ve gönül kırmamaya gayret sarfetmeliyiz. Günlük çalışmalarımızdan artan zamanımızı Kur’an okuyup anlamı üzerinde düşünerek değerlendirmeli, zamanın boşa geçmemesine çaba harcamalıyız. Anne-baba ve büyüklerimizin hayır dualarını almaya, akraba ve komşularımızla olan ilişkilerimizi güçlendirmeye çalışmalıyız. Dinî bilgilerimizi artırmak için kitap okumalı, dinin esaslarına ters düşen bid’at ve hurafelerden sakınmalıyız. Çocuklarımıza da zaman ayırmalı, duygu ve düşüncelerinin olumlu yönde gelişmesine katkılarımızı artırmalıyız. Malımızın zekâtını da vererek, bu malî ibadetimizi de yerine getirmeli, yoksulları sevindirmedi li, toplum fertlerinin birbirleriyle sevişip kaynaşmalarına vesile olmalıyız.

Bütün bunlar, bir taraftan günahlardan arınarak yüce Allah’ın rızasını kazanmamıza vesile olacak, diğer taraftan, ahlâkımızın güzelleşmesini sağlayacaktır.” İfadelerini kullandı.

Buket Çelik ATUN