YEREL
Giriş Tarihi : 26-07-2021 12:47   Güncelleme : 26-07-2021 12:53

Sel ve heyelanları tetikleyen faktörler

Jeolojik Mühendisi Doç. Dr. Yılmaz Demir, İnşaat Mühendisi Doç. Dr. Veli Süme, İnşaat Yüksek Mühendisi Murat Yazıcı Çay TV’ye konuk oldu.

Sel ve heyelanları tetikleyen faktörler

Son zamanlarda Karadeniz Bölgesinde sıkça yaşanan sel ve heyelan afetlerinin nedenlerine dair açıklamalarda bulunuldu.

Heyelan ve selleri tetikleyen faktörler

Karadeniz Bölgesinde yaşanan heyelan ve su baskınlarının sebeplerini açıklayan Doç. Dr. Demir, “Doğu Karadeniz Bölgesi heyelan açısından heyelan potansiyeli yüksek olan bölgelerden birisidir. Özellikle Trabzon doğusundan başlayıp Rize ve Artvin’e doğru devam eden istikamet boyunca heyelan afetlerini sıklıkla görmekteyiz. Heyelan, eğimli bir arazideki toprağın eğim yönünde hareket etmesi ve aşağıya doğru kaymasıdır. Karadeniz bölgesinde heyelanın oluşmasını tetikleyen faktörlere baktığımızda heyelanlar yaygın olarak eğimli arazilerde meydana gelmektedir. Arazinin eğimli olması, yamaçlardaki toprak malzemesinin eğim akışını hızlandırmaktadır. Trabzon doğusundan itibaren yamaç eğimleri oldukça fazladır. Doğu Karadeniz’in en yüksek noktası Kaçkar Dağları ve bunun ötelerin de bulunan bölge yüksek eğimli yamaçlara sahiptir. Bu yamaçların yüksek eğimli olması heyelanları tetikleyen temel faktörlerden birisidir. Bir diğer faktör ise yağışların aşırı olmasıdır. Yamaçlar zaten eğimli olduğu için bu eğimli yamaçlarda toprak örtüsü stabil kalmakta zorlanıyor bunun üzerine de yağışlar eklenince bu aşırı yağışlar toprak örtüsünün kaymasında oldukça etkili bir rol oynuyor. Fazla yağışlar yüzeyden itibaren toprağın altına sızdığında toprak içerisindeki bileşenler arasına girmektedir. Bu tanelerin birbirlerine olan sürtünme kuvvetini azaltmaktadır. Sürtünme kuvveti azalan malzeme yamaçta sabit kalmakta zorlanmaktadır. Dolayısıyla yamaç aşağıya doğru kaymaktadır. Suyun sürtünme kuvvetini azaltması yanında bir de kendi ağırlığından kaynaklanan bir problem söz konusudur. Toprak malzemesi suya doyduğunda malzemenin kendi ağırlığı da arttığı için artan ağırlık malzemenin kayması yönünde ikinci bir kuvvet uygulamaktadır” dedi.

Heyelanları hızlandıran unsurlar

Heyelanları tetikleyen ve hızlandıran unsurlardan bahseden Doç Dr. Demir, “Bölgedeki jeolojik yapı da Heyelanların oluşmasında önemli bir faktördür. Mevcut kayaçların yapısı ve özellikleri heyelanı tetikleyen diğer bir unsurdur. Bölgedeki kayaçlar yaygın olarak volkanik kayaçlardır daha yükseltilerde ise derinlik kayaçlar bulunmaktadır. Volkanik kayaçlar ayrışmaya uğradığında ve bozuştuğunda içerisinde önemli bir oranda kir bulunduruyor. Bu kirli malzemeler toprakta açığa çıktığında ve suyu da bünyesine aldığında malzemenin akışını kolaylaştıran bir faktördür. Heyelanları tetikleyen bir diğer unsur ise Depremdir. Deprem demek tek başına yeterli olmaz. Suni sarsıntılar, patlamalarla yapılan yol, madencilik ve diğer çalışmaları söyleyebiliriz. Bu patlamalar sırasında aşağıya çıkan titreşimler yamaçlarda sabit kalmakta zorlanan malzemenin hareketini kolaylaştırmaktadır bu yüzden heyelanlara sebep olmaktadır. Bitki örtüsünün herhangi bir topoğrafyada bulunmaması da heyelanları hızlandırmaktadır. Yüzeyde gevşek yapıda bir toprak malzemesi var. Bu toprak malzemesi yağışlarla birlikte sabitliğini kaybediyor. Bu her an kaymaya hazır bir bölgede ağaçların olmaması toprağın kendini bırakmasına ve yamaç aşağıya doğru hareket etmesine sebep oluyor. Bu bölgede özellikle derin köklü ağaçların bulunması ise yüzeyde bulunan gevşek yapı da ki toprak örtüsünün daha alttaki sağlam kayaçlara kenetlenmesini sağlıyor. Gevşek yapı da ki malzemeyi sağlam bir şekilde tutarak kaymasını engelliyor. Bu yüzden Doğal bitki örtüsünün olmaması önemli bir faktördür” diye konuştu.

“Akış doğrultusunda olan engelleri kaldırmak zorundayız”

Artan yağışlar, heyelan ve suyun taşmaması için gerekli önlemlerin alınması gerektiğinden bahseden Doç Dr. Süme, “Son zamanlarda global ve küresel ısınma adı altında dünya üzerinde büyük bir iklim değişikliği söz konusu. Dolayısıyla bu iklim değişikliğinin etkilerini ister istemez Karadeniz Bölgesinde de görüyoruz. Isınmaya bağlı olarak lokal yağışlar özellikle bundan önceki yıllarda belirli sürede metrekareye düşmesi gereken yağış miktarının lokal bölgelerde daha kısa sürede yeryüzüne indiğini görmekteyiz. Artan yağışlarla birlikte toprağın ve toprak altındaki kayaçların birlikte hareket etme neticesinde doygun toprağın kayaçların üzerinden kayması heyelana neden olur. Araziye gelen suyu belirli miktarlarda kısımlara ayırarak drenaj edilmezse veya tahliye edecek uygulamalar yapılmazsa su serbest akışa geçer. Bu da istenilmeyen yerlerden geçmesi anlamına gelir. Dolayısıyla en küçük derelerden başlama suretiyle en büyük derelere kadar olan su kanallarını elden geçirmek ve akış doğrultusunda olan engelleri ortadan kaldırmak durumundayız. Bunu yapmadığımız sürece yani su doğal haliyle aktığında çevredeki rüsubatı, toprağı ve istenmeyen diğer materyalleri bünyesine almak suretiyle su taşar ve daha enginlere doğru götürmeye başlar. Akarsular, dereler üzerinde geçiş noktaları vardır. Bu geçiş esnasında atık çöpler ve ağaç parçaları ileride tutulmazsa akarsu yatağının daraldığı geçiş noktalarında birikir ve göllenmelere neden olur. Bu doğal göllenme suyla birlikte kendini taşıyamaz hale gelir. Bu yüzden küçük sellikler meydana gelir. Bunun bileşimimde taşkınlar ve seller gerçekleşir” dedi.

Çok büyük sorunlar ortaya çıkar

İnşaat Yüksek Mühendisi Murat Yazıcı, köylerde ve ilçelerde yapılan hafriyat çalışmalarında gübrenin yaklaşık seksen veya bir metre aşağıda bir tabaka oluşturduğundan bu tabakayı oluştururken bitkisel topraktaki mikroorganizmaları hem de sürtünmeyi artırıcı etmenlerin tamamını ortadan kaldırdığından bahsederek “Zaman zaman kumlu bir yapıya döndürmüş zaman zaman ise toprağı çamur kütlesi haline getirmiştir. Topuk bölgesinde yol yapılırsa veya arazide yumuşak bir yapı içerisinde ev yapılırsa evin temellerinde sağlam zemin dediğimiz jeolojik veriler sondaj, gözlemsel çukur ve tesis raporlarında çıkan sonuçlara göre temel tipi seçilmezse çok büyük sorunlar ortaya çıkar. Küresel ısınmayla beraber aşırı lokal yağmurları Karadeniz Bölgesine yağmaya başladığında üstteki toprak, suyu taşıyamayacak seviyede ağırlaşıyor. Su kendine yol bulamadığı yerde kayaçla yumuşak toprak kendini üst yapıda ağırlaştırarak aşağı doğru kayma hareketi yapıyor. Su ve su yolları açılmazsa su kendini bir çıkış noktası arazisinde bulur. Üst yapısı yumuşamış ve sünger gibi suyu emmiş toprak bir yerden kendisini patlatıp kendine bir yol yapar” ifadelerine yer verdi.