YEREL
Giriş Tarihi : 28-04-2022 11:13   Güncelleme : 28-04-2022 11:13

Sıla-i Rahim

Sıla-i Rahim

Artvin İl Müftülüğü Şube Müdürü Ali TÜRKMEN’den “sıla-i rahim” açıklaması. Ali Türkmen gazetemize yaptığı açıklamada “anne karnındaki bebek için kordon ne ise toplum için de akrabalarla ilişkileri devam ettirmek odur” dedi. Türkmen şunları söyledi: 

Akrabalar arası ilişki anlamına gelen “Sıla-i Rahim”, İslam’ın üzerinde durduğu, Kur’ani ifadeyle “bir birlerine yakın” (Enfal, 75) olmak anlamında önemli bir kavramdır. Öyle ki, akrabalar arasındaki irtibat ve bağ, anne karnındaki çocuk ile anne arasındaki kordon bağı gibi önem arz etmektedir. Çocuk için kordon nasıl hayati öneme sahip  ise müslümanlar için de “sıla-i rahim” o derece önemlidir.
Fıtri bir kavram olan sıla-i rahim kavramı Peygamberimiz(sav)’in hayatında da çok önemli bir yere sahiptir. Nitekim İlk vahyin Allah Rasulüne verdiği ürperti ve heyecanı yatıştırmaya çalışan Hz. Hatice validemizin, “Allah hiçbir zaman seni utandırıp üzmez.Çünkü sen, akrabalarla ilişkini sürdürürsün.” demesi Rahmet Elçisi'nin bu konuda eskiden beri ne denli hassas olduğunu gösterir. Peygamberimizin, hicretle Medine’ye ilk vardığında ilk mesajları arasında “akrabalarınızla bağlarınızı koparmayın” olmuştur.
Sıla-i rahim peygamberimizin hadislerinde bir yandan bizleri ‘cennete yaklaştırıp cehennemden uzaklaştıran, diğer taraftan Allah’a ve âhiret gününe iman edenler olarak ‘iyilik vesilemiz’ şeklinde tanımlanmıştır. Kuran-ı Kerimde ise  her hafta cuma günleri Nahl süresi 90. ayeti kerimesiyle minberlerden yükselen “Allah, akrabaya yardım etmeyi emreder” emrini yerine getirmemiz istenmektedir. Ayrıca müslüman olduğu halde akrabalık bağlarını koparanların Allahın emrine karşı gelmiş olduğunu ve Allah’ın rahmetinden mahrum olacaklarını, dünyada kendilerini kötü bir son beklediğini de Ra’d süresi 25. ayetinden anlıyoruz.    
Elbette Sıla-i Rahimde önceliğimiz olmalıdır. İnsanoğlu öncelikle kendisine her türlü nimeti bahşeden yaratıcısı ile sılasını (iletişimini) kesmemekle yükümlüdür ki bunun en güzel yolu da ibadetler, ibadetler için de de dinin direği namazdır. Çünkü Rabbi ile muhabbet ve minnet bağları kopmuş bir insanın artık tutunacak bir dalı, sığınacak bir yeri kalmamıştır. Allah’ın korunmasını emrettiği bağları (imân, akrabalık, beşeri ve ahlaki bütün ilişkileri) koparan kimselerin ziyana uğrayacaklarını Bakara 2/27. ayetinden öğreniyoruz. Rabbimizle olan bağımızı sağlamlaştırdıktan hemen sonra akrabalarımızla sılamızı gözden geçirmeliyiz. Tam da rahmet ve mağfiretin bol olduğu ramazan mevsimindeyiz. Bu durumu fırsat bilerek öncelikle malımızda hakkı olan yoksul akrabayı gözetmemiz gerektiği “Herhangi bir yoksula verilen, bir sadaka sayılırken; yoksul akrabaya verilen, biri sadaka, diğeri sıla-i rahim olmak üzere iki sadaka sayılır.” hadisiyle bildirilmiştir.
Sıla-i rahmin üç derecesi olduğunu, en aşağı derecesi; akrabalarımıza karşı tatlı sözlü, güler yüzlü olmak, karşılaştığımızda selamlaşmayı, hal-hatır sormayı ihmal etmemek, kendileri hakkında hep iyi şeyler düşünmek ve hayır dilemek; ikinci derecesi ziyaretlerine gitmek ve ihtiyaç duyduklarında yardımlarına koşmak; üçüncü derecesi ise imkânımız varsa akrabalara mali yardım ve destek sağlamak olduğunu bilmemiz gerekir.     Ama günümüz dünyasında sayısal olarak artmamıza rağmen yalnızlaşan ve bireyselleşen bir hayat tarzı, kimseye muhtaç olmadan yaşama dürtüsü, bireyi akrabalarından uzaklaştırdı. Kişi sadece sıla-i rahime değil, yoğunluğu sebebiyle ailesine, çocuklarına, ebeveynine, yeterli zaman ayıramaz hale geldi. Bunca iletişim araçlarına rağmen bir birine yabancılaşan bireyler oluverdik. Akraba ilişkilerimiz neredeyse cenazeden cenazeye mezarlıklarla sınırlı hale geldi. Neslimizin bir birini tanıyamadığı, büyüklerin yok sayıldığı, küçük ve çekirdek aile yapısının benimsendiği küçülmeye ve yalnızlaşmaya doğru gider olduk. Peygamberimizin “Akraba ilişkisini kesen, cennete giremez” ikazını kulak ardı ettik. 
Yukarıda değindiklerimizin yanında İslam dini körü körüne akrabacılık taassubunu da asla kabul etmez. Yani en yakın akraba dahi olsa adelet, hak, hukuk gibi toplumun dinamik yapısını derinden etkileyen durumlarda asla bir ayrıcalık tanımaz. Ne kadar yakın olursa olsun peygamberi öğreti olan “kızım Fatıma dahi olsa hak ettiği cezayı verirdim” hadisi adaletten şaşılmaması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu durum aynı zamanda müslüman olan bizleri diğer insanlardan da  ayırmaktadır. 
Sonuç olarak Sıla-i Rahim’in; 
‘İnsan hayatını kuşatan ibadetlerden birisi olduğunu, ömrün ve rızkın bereketlenmesinin en önemli vesilelerinden biri olduğunu, korunduğunda sahibini cennete taşıyacak bir burak olduğunu, koparıldığında toplumu rahmetten mahrum bırakan bir yıkım olduğunu, inşa edildiğinde karşılığı dünyada verilmeye başlanan bir nimet olduğunu asla unutmamalıyız.