YEREL
Giriş Tarihi : 27-07-2021 10:57   Güncelleme : 27-07-2021 10:57

TÜFEKÇİOĞLU’NDAN SELLERE DAİR DEĞERLENDİRME

Artvin Çoruh Üniversitesi Orman Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Aydın Tüfekçioğlu, sahil yörelerindeki selleri değerlendirerek önerilerini sıraladı.

TÜFEKÇİOĞLU’NDAN SELLERE DAİR DEĞERLENDİRME

Karadeniz Bölgesi’nin Türkiye'de en kısa sürede en şiddetli yağışları aldığını ifade eden Tüfekçioğlu, “Hopa'da 1988 yılında 5 dakikada ilçeye 50.5 kg yağış düşmüştür. Bunun anlamı siz 1 m2 alana 5 dakikada 10 kg lık tenekelerle 5 teneke su döküyorsunuzdur. Bu toprak böyle bir suyun kabaca 1 tenekesini emebilir diğeri yüzeysel akışa geçer ve sel oluşturur. Oluşan sel toprak heyelanları ile desteklenirse suyun kaldırma gücü ve hızı arttığından tahrip gücü yükselir” dedi.

Dere yatağına ulaşan selin yüksek hızı ve kaldırma gücünden dolayı büyük kayaları taşımaya başladığını ardından büyük kayaların dere kenarındaki şevleri, istinat duvarlarını ve evleri yıkmaya başladığını belirten Tüfekçioğlu, “Eğimin azaldığı ve yatağın genişlediği yerlerde taşınan malzemenin büyük olanları suyun hızı ve yüksekliği düştüğünden kaldırma kuvveti de düştüğü için çökelmeye başlar ve dere yatak değiştirmek zorunda olduğundan dere kenarındaki yerleşimlere doğru akamaya başlar. İşte bu noktada çevreye çok ciddi zarar başlar” diyerek bunun olmaması için dere yataklarının daraltılmaması, kıvrımlarının düzletilmemesi ve dere yataklarının yakınlarında yerleşimlerin olmaması gerektiğini vurguladı.

Yörede inceledikleri heyelanlarda ormanlık, çaylık ve fındıklık alanlarda da heyelan olduğunu açıklayan Tüfekçioğlu,  “Ancak çaylık alanlarda heyelan daha fazladır. Vatandaşların evlerini yaparken toprağın sığ ve anakayanın yüzeyde ve sağlam olduğu yerleri seçmeleri; derin ve killi toprağa sahip yüksek eğimli çaylık alanların altında ev kurmamaları gerekmektedir. Derin ve killi toprağa sahip yüksek eğimli arazilerin aşağı kısımlarına kesinlikle ev kurulmamalıdır. Bu arazilerin uzun süreli kurak devrelerden sonra gelen şiddetli yağışlarda akmaları yüksek ihtimaldir.Saçak ve yol sularının uygun kanallar ile derelere aktarılması çok önemlidir. Bu sular tıkalı kanallardan ötürü tarlalara ve çaylıklara düşerse heyelana neden olabilirler” dedi.

Prof. Dr. Tüfekçioğlu açıklamalarını şu ifadeleri kullanarak sonlandırdı:

“Dere yatakları istinat duvarları ile daraltılmamalıdır. Karayolları sahil yolunun altında sel durumunda drenaj sağlaması için alternatif su geçişleri yapmalıdır. Mevcut geçitler taş veya ağaçla tıkanınca her tarafı su basıyor. Bir kısmı da dar olduğundan genişletilmelidir. Yöredeki ilçe yerleşimlerinin çoğunluğu derelerin taşıdığı alüvyon düzlüklerinde olduğundan 1.5-2 m yüksekliğinde su basma katı binalarda olmalıdır. Çaylıkların içine elma, armut, kestane gibi derin kök yapan ağaçlar dikilerek yamaç stabilitesine katkı sunulmalıdır. Çay kökleri yan kökler bakımından zayıf olup heyelana karşı çok koruyucu değildir. Çaylıklardan olan yüzeysel akış, fındıklık ve ormanlara göre çok az olduğundan heyelan riskleri yüksektir. İklim değişimi ile yörenin daha fazla yağış alacağı beklendiğinden (200-400mm artış) vatandaşlarımıza konunun önemi anlatılmalı ve bilinçlenme sağlanmalıdır.”