YEREL
Giriş Tarihi : 02-08-2021 13:50   Güncelleme : 02-08-2021 13:50

Üretici geçimini sağlayamıyor

Hatice Nur Ersöz’ün sunumuyla Artvinli TV’de yayınlanan “Artvin’de Gündem Özel” programına Halk Evleri Doğu Karadeniz Bölge Temsilcisi Dursun Ali Koyuncu konuk oldu.

Üretici geçimini sağlayamıyor

Dursun Ali Koyuncu programda üreticilerin geçimini sağlayamadığına, çay üreticilerinin sorunlarına, doğanın ve hayvanların yaşam alanlarının yok edilmesine ve tarım politikasına değindi. 

“Üretici geçimini sağlayamıyor”

Üreticilerin tarımsal üründen geçimini sağlayamadığını ifade eden Koyuncu, “Fındık fiyatı henüz belirlenmedi. Üretici fındık fiyatının belirlenmesini istiyor. Ürün rekoltesinde düşüş var çünkü hava koşulları genellikle kötüydü. Sel oldu. Yer yer dolu oldu. Bazen de çok sıcak olduğu için ürünler yandı. İnsanlar bu konuda ciddi destek bekliyor. Artvin bölgesinin fındık merkezi Borçka ve Murgul’dur. Artvin bölgesinde en çok fındık bu ilçelerde üretiliyor. Bence Tarım Bakanlığı üretimle değil tüketimle ilgileniyor. Üretimle ilgilenseydi kiraz üreticisi kiraz ağacını, fındık üreticisi fındığını kesmezdi. Yabani hayvan gelir veya başka bir şey olur diye insanlar ürettiklerinin başında günlerce nöbet tutmak ve emek vermek zorunda kalıyorlar. Üreticiler tarımsal üründen geçimini sağlayabilse varını yoğunu fındığa adayacak ve daha çok üretim sağlayacak fakat insanlar elde ettiğiyle geçimini sağlayamadıkları için ek iş yapmak durumunda kalıyor. Dolayısıyla vatandaş ek işini bırakamadığı için fındığın başına gelmiyor. Fındığın başına gelemediği için de para kazanamıyorum madem çay ekeyim diyor. Üretici hakkını elde edemediği için doğal olarak nereden bir şeyler elde ederse o tarafa yöneliyor” diye konuştu.

“Doğal yaşamı el birliğiyle yok ettik”

Doğanın ve hayvanların yaşam alanının yok edildiğinden bahseden Koyuncu, “Son yılların en büyük yangın döneminden geçiyoruz. Ciddi tahribat var. Yangınlar, seller, depremler bunlar zaten olacaktır. Mühim olan bunlara karşı nasıl bir önlem almamız gerektiğidir. Kapitalist yönetim, üretim biçimi sağlığımızla o kadar oynadı ki bir tane sağlıklı ürüne ulaşmak için insanlar binlerce lira para ödüyor. Artık marketlerde sağlıklı ürüne ulamıyoruz. İnsanlar artık maddi gücünün yettiği şeye para verip hayatına devam ediyor. Ayrıca hayvanların yaşam alanı da ciddi derece de çok daraldı. İnsanlar, hayvanların yaşam alanlarına daha fazla saldırmaya başladı ve hayvanların yaşam alanı yok edildi. Konutlar, binalar ormanların derinliklerine kadar girmeye başladı. İnsanlar olarak maalesef doğal yaşamı el birliğiyle yok ettik. Tabi ki maden olaylarında işler farklıydı. Artvin olarak doğamıza sahip çıkmak için çok mücadele ettik ve öbek kazanımlar elde ettik. Memleketin yüzde doksanı ciddi anlamda saldırı altındadır. Yangın için hazır olunmayacaksa veya önlem alınmayacaksa bunun ne anlamı kaldı ki. Kamuda bu kadar israf yapacaklarına, altlarına on, yirmi tane uçak çekeceklerine orman yangınları için yüz tane uçak alsınlar. Dolayısıyla bu ülkeyi yönetenler toplumu yangınlardan, sellerden ve afetlerden nasıl koruyabilirim diye ilk başta bunu düşünmesi lazımdır. Bunlar afet değil bunlar çevre katliamının bir sonucudur. Devlet ve ülke olarak çok ciddi önlemler almış, doğaya saygılı, vadilerimizi ve ormanlarımızı koruyan bir toplum olsaydık çok ciddi bir afet yaşadık bu yüzden böyle oldu derdik. Ama maalesef milletimiz deniz kumundan bina inşa ederse o bina elbette çöker. Müteahhitleri bu konuda yargılamadılar. Deniz kumundan inşaat yapan müteahhitlerin yargılanmadığını gören herkes derenin kenarına ev yapsam, sağlıklı binalar inşa etmezsem, ormanları bile yaksam ne de olsa ceza almayacağım diyor bu yüzden sürekli olarak aynı şeyleri yaşıyoruz” ifadelerine yer verdi.

“Günlerce konuşsak bu sorunları bitiremeyiz”

Cerrattepe de maalesef geriye düştük. Devletin cengiz inşaata yoğun isteği, halkı doğrudan karşına alması biber, gazı, cop, plastik mermi dava, yargılama süreçleri derken taş olsa çatlardı derler ya taşı gerçekten çatlattılar. İnsanları hainlikle, teröristlikle suçladılar yüzlerce insan günlerce mahkeme kapılarına çağrıldı. Devlet var gücüyle madeni çıkarmak için bir bölgeyi sildi ve Cengiz inşaat için bu madeni çıkartacağım dedi. Maden ve taş ocakları sayısı çok arttı. Bunu saatlerce oturup konuşsak bu sorunları bitiremeyiz. Cerratepe mücadelesi asla bitmedi çünkü bugün bile ciddi kazanımlar elde etmiş durumdayız. Artvin halkı o zamanlar o mücadeleyi vermeseydi şu an Artvin’in her bölgesi maden için şantiyeye alınıyordu. Cerrattepe de ki şirket pervasızca çalışacaktı. Dolayısıyla bitmeyen mücadelemiz bizim için büyük bir kazanımdır” dedi.

“İnsanlar geçim derdine düştü”

İnsanların mevcut çay alanlarıyla geçimini sağlayamadığını belirten Koyuncu, “Burada güzelleme yapmanın bir mantığı yok. İnsanlar önceden zilyet ormanlık arazilerini devlet elimizden alacak diye kestiler. İnsanlar geçim derdine düşmüş. Benim iki karış arazim varsa benim annem de çay ekiyor onu mu suçlayacaksın. Mevcut çay alanlarıyla insanlar geçimini sağlayamıyorsa, daha fazla çay tarlam olsun daha iyi geçineyim istiyor insanlar. Elbette kesilmiştir, hiç yoktur demek bu memlekette yaşamadığımız anlamına gelir. Ama ormanın derinlikleri değil ki bu, çay arazisine yakın bölgeler. Elbette hatalıdır ormanı kesmek, onun yerine çay dikmek yaşamsal bir tehdittir. Bunu koordine edecek bunu denetleyecek devlettir. Hükümet olarak bizim zamanımızda araziler arttı diye övünüyorsan, vatandaş bu çaylıkları ekerken bunun denetimini yaptın mı, buna eğitim verdin mi? Eskiden bir suyun debisini insanlar kara düzenle tahmine edebiliyordu, hangi dönemde yağışlı geçtiğini biliyordu. Eski düzende insanlar tahmin ederken sen bunu zaten tahmin ediyorsun, bu selin olacağını biliyorsun. İnsanlar çay toplayacak ki geçim sağlayacak, başka yerlerden geçim kaynağı da yok. Sen 3-5 kişinin suçunu çay üreticisine yükleyemezsin. İnsanlar kendi alanlarına çay ekmeseydi Orman Bölge Müdürlüğü o arazideki ağaçları çoktan kesmişti. Evet doğrudur şehir alanlarına yakın ormanların kesilmemesi lazım. Eskiden kışlık odun yapacaksan sana ormanın derinlerinde yap, yakın taraftan yaparsan sel ya da heyelan olur derlerdi” diye konuştu.

“Ülkenin tarım politikası çöktü”

Koyuncu, “Seller, ölümler artık kaderimiz. Bu yönetim biçimi ile doğa ile bu kadar savaş içerisinde olmaya devam edersek, birileri aşırı para kazansın diye biz doğamızdan vazgeçersek eğer 1-2 aylık iş için, 1 yıllık 5 yıllık iş için – barajlarda öyle oldu, - yıllık istihdam için nehirlerimizi yok ettik- eve ekmek götürebilmek için evet çalışıldı ama sen o doğayı yok ettin senin kaderin oldu artık. Ülkenin tarım politikası çökmüş durumda. Ülkede tarım politikası diye bir şey yok. Ülkede ithalat politikası var, hangi ürünü ne kadar çok ithal edebilirim, neyi nerden nasıl ucuza getirttiririm, kimleri zengin ederim. Ülkemizde en çok tüketilen ürünlerden biri çaydır çünkü ekonomiktir, ikram etme maliyeti daha düşüktür. Tarım politikası bittiği için yoğurt dahi insanlar için çok pahalı oldu, çayı da iyi ce pahalılaştırdılar. Toplumun en basit zevkinden çayı bile insanların burnundan getiriyorlar. Biz çay üreticisiyiz, çayı toplasan bile satamıyorsun. Şu an kota 25 kilogram, ben günde 45 kilo çay satabiliyorum ancak. Dayanışmayı çok seven bir toplumuz ya biz Hopa’da arhavi’de sel oldu özel firmaların çay fabrikaları tahrip oldu çay alamadı, devlet de çay alamıyor, vatandaşın çayı günlerce elinde kaldı. Bu sefer fırsatçı zenginler geldi 2,7 liraya, 2,6 liraya çay aldı insanlardan” dedi.

“Tarım politikası üretime değil, tüketime yönelik”

Çay üreticilerinin sorunlarından bahseden Koyuncu, “Özel sektörü koruma, müteahhitleri koruma, firmaları koruma üzerine bir politika yürütüldüğü için devlet diyor ki sana ben senden dönüm başına 15 kilo çay alırım, senin bir dönümünde ortalama 750 kilo çay çıkardığın yerde 15 kilodan ne kadara satacaksın devlete. Devlette özel sektörle iş birliği içerisinde kontenjan uyguluyor, senden çay almıyor sen de gidiyorsun çayın elinde kalmaması için özel sektöre düşük fiyattan çay vermek zorunda kalıyorsun. Az çayı olan dalında bekletiyor belki kota ve kontenjan yükselir diye.  ÇAYKUR bir fabrika daha açmıyor, açmadığı gibi sürüm döneminde tadilata giriyor ya da makineleri arıza veriyor çünkü kış döneminde tadilat yaptırmıyorlar. Böylece özel sektöre yönlendiriyor çay üreticisini. ÇAYKUR bugün bilerek zarar ettiriliyor. Bir fabrika 9 bin ton çat alıyor, günlük 40 bin tona kadar üretim çıkıyor bazen. Manipülasyon uyguluyorlar ve diyorlar ki ÇAYKUR günde 9 bin ton çay alabiliyor vatandaş çok çay topluyor. Vatandaş çay toplamaya insan bulduğunda ve hava da serinse bir an önce çayımı toplayayım istiyor. Çünkü sen dalında çayı beklettirerek çayın zaten en kalitesizini alıyorsun. Şu anda ÇAYKUR yönetimi, ÇAYKUR’u nasıl zarar ettiririz üzerine çalışmalar yapıyor. Çünkü ÇAYKUR çay üretiminin bütün sorumluluğunu almış durumda, üreticiyi destekliyor, çay tarlalarını budama bedellerini kendi ödüyor, özel sektöre verdiğim çayın desteklemesini devlet veriyor, bütün yükü ÇAYKUR çekiyor ama işin sefasını özel sektör sürüyor. Üstelik ÇAYKUR 3.80 liradan çay alıyor özel sektör 2,7 liradan çay alıyor. Kanun çıksa ve hiç kimse devlet fiyatının altında çay alamaz dese sorun çözülecek. İdeal olan ÇAYKUR’un bütün çayı almasıdır. Türkiye’de üretilen çay miktarı ihtiyacı karşılayamıyor. Yöntem çok basit fabrika yapacaksın, çayı alacaksın, özel sektörü denetleyeceksin. Tarım politikası üretime değil, tüketime yönelik. Tüketimi denetliyor şu anda. Tarım İl Müdürlüğü gümrükten giren ürünleri denetliyor, daha çok nasıl ithalat yaparım onu düşünüyor. Üreticiden daha fazla çayı nasıl alırım diye düşünse zaten ÇAYKUR emin olun biz ÇAYKUR’a yardımcı oluruz zaten” ifadelerine yer verdi.