İnsanoğlu, varoluşu gereği toplumsal bir varlıktır. Bu toplumsallık, bireylerin birbirine olan ihtiyacını ve bu ihtiyacın giderilmesi noktasında doğan yardımlaşma zorunluluğunu beraberinde getirir. Allah C.C Kur’an da zuhruf süresinin 32. Ayetinde bu hakikati şöyle açıklıyor: “Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık”. İslam medeniyetinin temel taşlarından biri olan infak, (zekat-fitre-fidye-sadaka) sadece ekonomik bir transfer aracı değil, aynı zamanda varlığın paylaşılması yoluyla sevginin ve güvenin tesisi anlamına gelir.

​İnfak, kelime kökeni itibarıyla "tükenmek, harcamak" anlamlarına gelse de, ıstılahta Allah’ın rızasını gözeterek sahip olunan imkânların başkalarının istifadesine sunulmasıdır. Bu bilincin en üst mertebesi ise isar’dır. İsar, kişinin kendisi ihtiyaç duyduğu halde, başkasının ihtiyacını kendi nefsinin önüne koymasıdır.

​Ekonomik adaletsizliklerin derinleştiği bir dünyada paylaşma bilinci, sosyal patlamaları önleyen bir emniyet sibobu görevi görür. İnfak, toplumun farklı ekonomik katmanları arasında kin ve haset duygularının yerine, şükran ve hürmet duygularının geçmesini sağlar. Sermayenin sadece belirli bir zümrenin elinde birikmesini (tekel olmasını) engelleyerek, refahın tabana yayılmasına katkıda bulunur.

​Psikolojik araştırmalar, başkasına yardım etmenin beyindeki ödül mekanizmalarını harekete geçirdiğini ve "yardımseverlik hazzı" denilen bir mutluluk halini tetiklediğini göstermektedir. Paylaşma bilinci, bireyi modern çağın hastalığı olan "nesneye kul olma" durumundan kurtarır. Kişi, sahip olduklarını dağıtabildiği ölçüde onlara hakim olduğunu kanıtlar.

İnfak, sadece "sadaka vermek" demek değildir. Kelime anlamıyla, sahip olunan imkanlardan (mal, bilgi, sevgi veya zaman) başkalarının yararına harcama yapmaktır. Bu eylem, kişinin elindekinin gerçek sahibinin kendisi olmadığını, aksine o imkanın kendisine bir emanet olarak verildiğini fark etmesiyle başlar. Günümüzde infak sadece nakdi yardımla sınırlı kalmamalıdır. "Gönüllülük" kavramı, toplumsal dayanışmanın ve ruhsal olgunluğun temel taşlarından biridir. Sadece maddi bir alışveriş değil, aynı zamanda gönül köprüleri kuran bir erdemdir.

Paylaşma bilinci, bir toplumun bağışıklık sistemidir. Bu bilinç yerleştiğinde şu değişimler kaçınılmaz olur: Kişi, sadece kendi ihtiyaçlarına odaklanmaktan kurtulup başkasının derdiyle dertlenmeyi öğrenir ve bencillikten arınır.

Zengin ile yoksul arasındaki uçurum, gönüllü bir yardımlaşma ile daralır; bu da toplumsal huzuru sağlar. Paylaşılan şey azalmaz; aksine manevi bir derinlik ve huzurla çoğalır.

​"Komşusu açken tok yatan bizden değildir." düsturu, paylaşmanın sadece bir tercih değil, insani ve ahlaki bir sorumluluk olduğunu en yalın haliyle özetler.

Sonuç olarak İnfak ve paylaşma bilinci, bir toplumun sadece maddi değil, manevi kalkınmasının da temel dinamiğidir. "Ben" duygusundan "biz" şuuruna geçişi sağlayan bu erdem, bireyi bencillik hapishanesinden çıkararak toplumsal barışın bir neferi haline getirir. Paylaşmak, eksilmek değil; aksine çoğalmak, kökleşmek ve ölümsüzleşmektir. İnfak ve paylaşma bilinciyle hareket eden bir birey, aslında en büyük iyiliği kendine yapar. Çünkü paylaşmak, insanın içindeki boşluğu anlamla doldurur. Elindekini dağıtabilen insan, eşyanın esiri olmaktan kurtulup özgürleşir.

​Unutulmamalıdır ki; dünya, paylaştıkça güzelleşen devasa bir bahçedir.

Mehmet YILDIZ

Hopa İlçe Vaizi