İsraf, her manada kişinin kendi ihtiyacından fazlasını tüketmesidir. Bu tüketim; gıdalarda, kıyafette, zamanda, sağlıkta, lüks yaşam arzusunda ve düşüncede olabilir. İsraf her çeşidiyle, dünden bugüne insanın en büyük düşmanlarından birisidir. Çünkü her israf, bireysel olarak kişinin kendi nefsine mağlup olmasıdır. Büyük şeytanın insandaki temsilcisi olan nefsi emmarenin de galip gelmesidir. Günümüz dünyasında israfın bireysel yönüyle beraber, toplumsal yönü de dikkatleri çekmektedir. İsraf ehli bireylerden oluşan israfçı toplumlar, dünyanın her yerinde ortaya çıkmaktadırlar. Kendilerini tüketim toplumu olarak gösteren bu yığınlar, israfın her türlüsünü kendilerine bir hak olarak görmektedirler. Ama gerçekte israf, asla bir hak değildir. Hatta hakkın zıttı olan bir zulümdür.
İnsanın ihtiyacı dışında, israf olarak tükettiği her şey, bir başkasının muhtaç olduğu şey olabilir. Dünyanın bir yanında obezden kurtulmak için diyet yapanlar, diğer yanında açlıktan ölmek için gün sayanların olduğu bir zamanda, israfın hiçbir gerekçesi olamaz. “Ben kazandım, istediğim gibi tüketirim, kimse karışamaz” sözleri, akıl tutulmasının ve nefse kul olmanın alametidir. Bu durum, israfın tutku ve hayat tarzı haline gelmesidir ki, en büyük tehlike noktası da budur. Bu anlamda insan, kendisine verilen nimetleri, sadece kendi çalışmasına bağlamamalıdır. Allah’ın takdirini görmelidir. Her nimetin bir imtihan vesilesi olduğunu unutmamalıdır. Her şeyin gerçek sahibi olan Allah, bizlere sunduğu her nimette, özellikle muhtaç insanların hakları olduğunu ve israf hastalığıyla asla yok sayılamayacağı gerçeğini haber vermiştir.
Bizler Anadolu insanı olarak, israfa karşı çıkan bir din, medeniyet ve kültürün çocuklarıyız. Ancak içerisinde yaşadığımız zaman dilimi olarak, israfın her çeşidiyle neredeyse dünyada ilk sıralardayız. Özellikle gıda konusunda her gün milyonlarca ekmek çöpe atılmaktadır. Toprağın bağrından çıkan binlerce ton sebze ve meyve, sorumsuzca israf edilmektedir. Tüketim çılgınlığı; tanıdık simalarca ve cazibeli reklamlarla desteklenmektedir. Bizler bu acı tablo karşısında, özümüze dönerek, israf alışkanlıklarına bir son vermeliyiz. Her konuda olduğu gibi, sorumluluklarımızın farkına varmalıyız. Dinimiz İslam, israfın her türlüsünü haram kılmış; israf edenleri Allah’ın sevmediğini ve insana verilen her nimetin hesabının olacağını bizlere bildirmiştir. Öyleyse, ihtiyacımız kadar tüketmek, sağlığımızın kıymetini bilmek, zamanımızı verimli kullanmak ve hayatımızı sade yaşamak hedefimiz olsun. Unutmayalım ki; Dünyamız her insanın ihtiyacını karşılayacak kadar büyüktür ama; her insanın israfını karşılamayacak kadar da küçüktür.