Bizi rahmet ayına ulaştıran yüce rabbimize hamdolsun. Sevgililer sevgilisi Peygamber efendimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya salat ve selam olsun. ‘Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluş’ olan Ramazan ayı, hanelerimizi bolluk, bereket ve huzur ile doldursun inşallah.
Saygıdeğer Okuyucularımız
Kalp dediğimiz şey, göğsümüzün sol yanında atan ve görevi sadece kan pompalamak olan bir et parçasından ibaret değildir. Kelime kökeni itibariyle “dönmek, dönüşmek, değişmek, hâlden hâle geçmek” anlamlarına gelir. Kalbimiz sürekli bir değişim hâlindedir. Bir an sevinçle dolar, bir an öfkeyle kararır; bir an sevgiyle dolar, bir an nefretle taşar. Kalp sabit değildir. Bunun için adı kalptir.
Kalbin bu özelliğine Sevgili Peygamberimiz de bir hadis-i şerifinde değinmiştir. Ebû Musa el-Eş’arî'den rivayet edilen bir hadiste Allah Resûlü, şöyle buyurmaktadır: “Kalbe kalp denilmesinin sebebi, onun çok değişken olmasındandır. Kalbin misali çöldeki bir ağacın üzerinde asılı kalan kuş tüyünün misali gibidir. Rüzgâr onu bir oraya bir buraya savurur” Peygamber Efendimiz başka bir hadisinde kalbin değişken yapısını tencerede kaynayan su benzetmesiyle açıklamaktadır: “Âdemoğlunun kalbi, (ateşin üzerindeki) tencere gibi kaynayan bir şeydir, sürekli değişir” kalbin bu değişken ve kırılgan yapısından dolayı Hz. Peygamber efendimizin dilinden en çok dökülen dua “Ey kalpleri çeviren (Allah'ım)! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl.” duası olmuştu.
İslam kültüründe kalp, “Nazargâh-ı İlâhî” kabul edilmiştir. Nazargâh-ı İlâhî, Allah’ın baktığı, dikkate aldığı yer anlamına gelmektedir. Hz. Peygamber efendimiz bu gerçeği bir hadis-i şerifinde şöyle dile getirmiştir: “Allah Teâlâ sizin bedenlerinize ve yüzlerinize değil, kalplerinize bakar.” Kıyamet gününde Rabbimizin bizden istediği sağlam bir kalp ve temiz bir gönüldür. Bu gerçeği, Divan edebiyatımızın meşhur şairlerinden Bağdatlı Rûhî’nin şu dizelerinde görmekteyiz:
Sanma ey hâce ki senden zer ü sîm isterler
"Yevme lâ yenfau"da "kalb-i selîm" isterler
“Sanma ey hoca ki, senden altın ve gümüş isterler. Hiçbir şeyin fayda vermeyeceği günde tertemiz ve sapasağlam bir kalp isterler.”
Kıymetli Kardeşlerim
Mademki kalbimiz, Nazargâh-ı İlâhîdir ve mahşer gününde bizden istenen tertemiz bir kalptir, o zaman ilk inşa edilmesi gereken yer de orasıdır. Ramazan, kalbimizi inşa edebileceğimiz ve manevi olarak değişim yaşayabileceğimiz bir mevsimdi. Ramazan ayında nefsimizi oruçla terbiye ettik, gecelerimizi teravihle dirilttik, Sahurda dualar ettik. İbadetlerimiz, bir ay boyunca kalbimizde inşa faaliyeti yürüttü.
Ramazan, bize aç kalmayı, susuz kalmayı değil nefsimizi terbiye ederek sabrı öğretti. Dilimizi çirkin sözlerden, gıybet etmekten, gözümüzü harama bakmaktan korumayı, kalbimizi yoklayıp sevginin, muhabbetin bahçesi haline getirmeyi, kin ve nefretin bahçesi olmaktan korumayı öğretti. Ramazan bize merhameti ve şefkati öğretti. İftarda soframıza otururken açları düşündük, fitre verdik, zekât verdik böylece başkalarının derdiyle dertlenmeyi öğrendik. Kısacası kendimize ve iç dünyamıza dolayısıyla kalbimize bir çeki düzen vermeye çalıştık. Şimdi soru şu: bu çeki düzen devam edecek mi, yoksa Ramazan bittikten sonra tekrar eski halimize mi geleceğiz?
Ramazan sonrası mümin, bu kazanımları kaybetmemesi gerekir. Çünkü kalp inşasının tabir caizse ilk tuğlası istikamettir. İstikamet kazandığımız güzel alışkanlıkları sürdürebilmek, inşa edilmiş kalbimizin tekrar savrulmasına müsaade etmemektir. Bu kazanımlarımızı şöyle koruyabiliriz;
- Haftada bir iki gün nafile oruç tutmak
- Farz namazlarını kılmaya özen göstermek
- Az da olsa gece teheccüde kalkmak
- Ramazan’da olduğu gibi Kur’anla bağı sıkı tutmak
- Ramazan’dan sonra da yoksullara yardım eli uzatmak
- Dilimizi çirkin sözlerden korumak
- Gözümüzü harama bakmaktan korumak
- Dinimizi güvenilir kaynaklardan öğrenmeye devam etmek
Rabbimiz, bu hususları sadece ramazan ayında değil hayatımız boyunca bizden istemektedir. Kalp inşası da ramazana özgü bir durum değildir. Ömür boyu devam eden bir süreçtir. Mesele Ramazan ayını bir hatıra gibi zihnimizde canlı tutmak değil, Ramazan’da kazandığımız inşa edilmiş o kalbi ve istikameti koruyabilmektir. Kalbin değişme özelliğini de unutmamamız gerekir, kalp ihmal edilirse eski alışkanlık geri döner ve Ramazan’da kazandığımız bu güzel alışkanlıkları kaybederiz.
Değerli Okuyucularımız
Bizim asıl imtihanımız Ramazan’dan sonra başlıyor. Çünkü kalp ibadetlerin yoğunlaştığı, camilerin teravihlerde taştığı zamanlarda değil, sıradan hayatın içinde yani trafikte, iş yerinde, aile hayatında ve sosyal mecralarda değişime uğrar. İnşa ettiğimiz kalbimizi, değişmekten korumamızın tek yolu Ramazan’da elde ettiğimiz kazanımlarımızı korumaktan geçmektedir.
Son olarak mübarek Ramazan ayının sonuna yaklaştığımız günlerde mümin kendine şu soruları sormalı: Ramazan’da kalbimi inşa ettim mi? Ramazan beni gerçekten değiştirdi mi? Ramazan’dan sonra kazandıklarımı koruyabilecek miyim? Ne mutlu cevabı “evet” olanlara!
Rıdvan AKYÜZ
Ardanuç İlçe Vaizi