SOL Parti Ekoloji Grubu Üyesi Mimar Mahmut Zeytinci, yaptığı açıklamada Türkiye'de uygulanan madencilik politikalarını sert sözlerle eleştirerek, asıl sorunun madencilik faaliyetlerinin kendisinden çok, denetimsiz ve kamu yararını gözetmeyen uygulamalar olduğunu savundu.
Talan" ve "Sömürge Tipi Madencilik"
Zeytinci'ye göre Türkiye'de birçok maden sahasının işletilmesinin temel nedeni ekonomik zorunluluk değil, çevresel ve toplumsal denetim mekanizmalarının yetersiz olması. Maden faaliyetlerinin; işçi sağlığı, iş güvenliği, çevre koruma ve yerel halkın hakları gözetilmeden yürütüldüğünü belirten Zeytinci, bu koşulların gerçekten uygulanması halinde birçok maden projesinin ekonomik açıdan sürdürülemeyeceğini ileri sürdü.
"Türkiye'de yapılanın adı madencilik değil" diyen Zeytinci, mevcut sistemi "talan" ve "sömürge tipi madencilik" olarak nitelendirdi.
Cerattepe Örneği: "Orman Daha Fazla Kazandırıyor"
Cerattepe'de çıkarılması planlanan altın miktarına ilişkin yıllar içinde farklı rakamlar açıklandığını söyleyen Zeytinci, ekonomik getirinin kamuoyuna anlatıldığı kadar büyük olmadığını savundu.
Artvin'in her yıl yaklaşık 400 bin metreküp kereste üretimi gerçekleştirdiğini hatırlatan Zeytinci, bu üretimin uzun vadede sağlayacağı ekonomik değerin, Cerattepe'den çıkarılması planlanan altından daha yüksek olduğunu ileri sürdü.
"Orman kendini yenileyen bir kaynaktır. Ancak maden çıkarıldığında o doğal zenginlik bir daha geri gelmez." ifadelerini kullandı.
"Şirketlerin Önceliği Bölge Halkı Değil, Kâr"
Madencilik faaliyetlerinin yatırım ve istihdam söylemiyle savunulduğunu belirten Zeytinci, çok uluslu şirketlerin temel hedefinin yerel kalkınma değil, kısa sürede yüksek kazanç elde etmek olduğunu söyledi.
Şirketlerin bölgeye kalıcı ekonomik katkı sunmadığını öne süren Zeytinci, geride ise doğa tahribatı ve çevresel risklerin bırakıldığını belirtti.
"Sözleşmelerde Çevre ve İnsan Yok"
Zeytinci'nin en dikkat çektiği konulardan biri de maden şirketleriyle yapılan sözleşmeler oldu.
Çevresel zararların nasıl giderileceği, olası kazalarda şirketlerin hangi sorumlulukları üstleneceği ve faaliyet sonrası rehabilitasyonun nasıl yapılacağına ilişkin bağlayıcı yaptırımların bulunmadığını savunan Zeytinci, en küçük yapı projelerinde bile çevre ve iş güvenliği şartları aranırken, büyük ölçekli madencilik projelerinde benzer yükümlülüklerin yeterince yer almadığını öne sürdü.
Murgul Örneği: "Eskiden Sosyal Devlet Vardı"
Geçmişte Etibank döneminde Murgul'da yürütülen madencilik faaliyetlerini örnek gösteren Zeytinci, o dönemde işçiler için hastane, okul, kreş, sinema ve sosyal tesislerin bulunduğunu hatırlattı.
Bugünkü madencilik modelinde ise şirketlerin yalnızca maden çıkarmaya odaklandığını, sosyal sorumluluk anlayışının büyük ölçüde ortadan kalktığını ifade etti.
"Rehabilitasyon Vaadi Gerçekçi Değil"
Maden sahalarının faaliyet sonrasında eski haline getirileceği yönündeki açıklamaların gerçeği yansıtmadığını savunan Zeytinci, ağır tahribata uğrayan alanların yeniden eski ekolojik yapısına kavuşturulmasının son derece zor olduğunu söyledi.
Toprağın, suyun ve ekosistemin zarar gördüğü bölgelerde rehabilitasyonun ciddi maliyet gerektirdiğini belirten Zeytinci, bu yükün çoğu zaman kamuya bırakıldığını öne sürdü.
İliç ve Soma Hatırlatması
Açıklamasında İliç ve Soma facialarına da değinen Zeytinci, yaşanan büyük iş kazalarının kısa sürede kamuoyunun gündeminden düştüğünü belirtti.
İşçi güvenliği ve çevre koruma önlemlerinin ekonomik hedeflerin gerisinde bırakıldığını savunan Zeytinci, benzer olayların yaşanmaması için denetimlerin ve yaptırımların güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
"Madencilik Politikaları Yeniden Gözden Geçirilmeli"
Zeytinci, Türkiye'nin doğal kaynaklarının kamu yararı, bilimsel ilkeler ve çevresel sürdürülebilirlik esas alınarak yönetilmesi gerektiğini belirtti.
Şirketlerin çevresel ve sosyal sorumluluklarının yasal güvence altına alınması, sözleşmelerin şeffaflaştırılması ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi çağrısında bulunan Zeytinci, tartışılması gereken konunun madenciliğin varlığı değil, mevcut madencilik anlayışı olduğunu söyledi.




