Sefaköy Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen panele, İstanbul’da yaşayan çok sayıda Şavşatlı ile çevre ve doğa mücadelesine duyarlı yurttaşlar katıldı.
Panelde konuşan Orman Mühendisi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, bölgedeki maden ruhsatlarının yaygınlığına ve bu ruhsatların doğa üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekerek mevcut madencilik anlayışını “sömürge madenciliği” olarak nitelendirdi.
Kurdoğlu, çıkarılan madenlerin büyük bölümünün ham madde olarak yurt dışına gönderildiğini, geriye ise tahrip edilmiş ve kirletilmiş bir doğanın kaldığını vurguladı.
“Şavşat’ı Savunmak, Geleceğimizi Savunmaktır”
Panelin açılış konuşmasını yapan Şavşat Kültür ve Turizm Derneği Başkanı Ertan Karagöz, Şavşat’ın yalnızca bir coğrafya değil, aynı zamanda bir yaşam alanı ve kültürel miras olduğunu belirtti.
Karagöz, “Şavşat’ı savunmak, yaşamı savunmaktır. Şavşat’ı savunmak, geleceğimizi savunmaktır. Katkı sunan tüm akademisyenlerimize, emeği geçen herkese ve Şavşat’a sahip çıkmak için buraya gelen siz değerli dostlara teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.
Buluşmada, Şavşat’ta planlanan maden ve enerji projelerine karşı sessiz kalınmayacağı vurgulanırken, toprağın, suyun ve ormanların korunmasının yaşamsal bir zorunluluk olduğu dile getirildi.
“Alanların Yüzde 70’i Maden Ruhsatına Açılmış Durumda”
Panelde kapsamlı bir sunum yapan Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, Şavşat ve Artvin genelindeki maden ruhsatlarının ulaştığı boyutları rakamlarla ortaya koydu.
Kurdoğlu, “Bu arazide toplam 525 ruhsat alanı bulunuyor. Meraların yüzde 54’ü, tarım alanlarının yarıya yakını, korunan alanların neredeyse yarısı ve ormanların yine yarıya yakını ruhsatlı durumda. Toplamda alanların yaklaşık yüzde 70’i maden ruhsatına açılmış durumda” dedi.
Ruhsat süreçlerinin son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerle daha da kolaylaştırıldığına dikkat çeken Kurdoğlu, ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) süreçlerinin doğa açısından ciddi riskler barındırdığını ifade etti.
Yeni düzenlemelerle birlikte, ihale alındığı anda arama ruhsatının fiilen işletme ruhsatına dönüştüğünü belirten Kurdoğlu, 7554 sayılı torba yasa ile bu sürecin daha da hızlandırıldığını söyledi.
Kurdoğlu, “ÇED başvurusu yapıldığında, eğer alan orman ya da tarım arazisi ise ve ilgili kurum üç ay içinde yanıt vermezse, bu durum otomatik olarak ‘ÇED olumlu’ sayılıyor. Doğayı koruması gereken mekanizmalar, tam tersine yatırımların önünü açan formalitelere dönüştürülmüş durumda” diye konuştu.
“Şavşat Korunması Gereken Özel Bir Coğrafyadır”
Şavşat’ın sahip olduğu doğal güzellikler ve kırsal yaşam potansiyeliyle dünyanın en özel alanlarından biri olduğunu vurgulayan Kurdoğlu, “Bu alan üstüyle, doğasıyla, yaşamıyla korunması gereken çok özel bir coğrafyadır” dedi.
Murgul ve Hopa örneklerini hatırlatan Kurdoğlu, madencilik faaliyetlerinin bu bölgelerde yarattığı kalıcı tahribata dikkat çekti.
“Murgul’a bakın, artık bitmiş durumda. Hopa’ya bakıyorsunuz, 186 alan ruhsatlı” diyen Kurdoğlu, madenciliğin bölgeyi kalkındırdığı yönündeki söylemlerin gerçeği yansıtmadığını belirtti.
“Türkiye’de Bu Madenciliğin Adı Sömürge Madenciliğidir”
Türkiye’de madenciliğin milli gelir içindeki payının oldukça düşük olduğuna dikkat çeken Kurdoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Madenciliğin millî gelir içindeki payı ABD’de yüzde 4,5, Kanada’da yüzde 7,5, Avustralya’da yüzde 8 civarında. Türkiye’de ise sadece yüzde 1,3. Çünkü kendi maden teknolojimiz yok. Çıkarılan madenlerin neredeyse tamamı ham madde olarak ihraç ediliyor. Maden Petrol İşleri Genel Müdürlüğü verilerine göre yaklaşık 6,1 milyar dolarlık bir ihracattan söz ediliyor ve bunun büyük bölümü ham taş, ham madde.”
Devletin madencilik faaliyetlerinden aldığı payın son derece düşük olduğunu belirten Kurdoğlu, sektöre sağlanan teşviklerin ise kamu kaynaklarından karşılandığını ifade etti. “Elektrik bedava, su bedava, toprak bedava. Teşvik dediğiniz şey, devlet kasasından yani bizim cebimizden çıkan paradır” diyen Kurdoğlu, bu koşullar altında yürütülen madenciliğin ülkeyi kalkındırmasının mümkün olmadığını vurguladı.
Kurdoğlu sözlerini, “Doğal varlıkları korumak, geleceğe yapılacak en büyük yatırımdır. Yakın gelecekte kullanabileceğimiz değerleri başkalarına teslim etmek, bu ülkenin geleceğine katkı sunmak değildir. Bunun adı açıkça sömürge madenciliğidir” ifadeleriyle tamamladı.
Panel, katılımcıların soru ve katkılarıyla sona ererken, Şavşat ve Artvin’de doğayı ve yaşam alanlarını korumaya yönelik mücadelenin büyütülerek sürdürüleceği mesajı verildi.