“Üretim kültürüyle büyütüldüm”

Abone Ol

Artvinli kadın çiftçi Hülya Dokur, kentte pazartesi günleri kurulan semt pazarında köyünde ürettiği ürünleri satarak aile geçimine katlı sunuyor. Tezgahında bulunan onlarcaçeşit ürünü tek başına yapan ve satışa hazır hale getiren Dokur, üretimin önbemine değinerek köylerde boş olan arazilerin insanlar tarafından doldurulması gerektiğini söyledi.

Yaz mevsiminde yazlık ürünler kış mevsiminde ise yaz meyvelerinin kurularının yanında, turşu, marmelat, reçel, gibi gıda ürünleri yapan Hülya Dokur, ömrü yettiği sürece üretimin her aşamasında olacağını belirtti.

Tezgahındaki ürünlerden bahseden Dokur, “Sezonluk çalışıyoruz yaz mevsiminde yeşil sebzeler domates biber patlıcan gibi ürünlerimizi üretiyoruz kışın da vatandaşın soğuğa karşı gribe karşı hava şartlarına göre dirençli kalabilmesi için kış ürünlerini kurutarak gündeme getirip müşterilerimize sunuyoruz doğal el yapımı kümelerimiz var hurma kurusu var dilimlenmiş oğluma kuru kurularımız da var elma kurumuz var ayva kurumuz var erik kurumuz var fındığımız cevizimiz puçukomuz çeşitli ev yapımı turşularımız var a'dan z'ye birçok turşumuz var. Artvin'in yöresel damak tatları yazın yaş meyvelerini kışın da bunların kurularını yapıyoruz” dedi.

Ailesinin üretime önem verdiğini bu kültürü aileden aldığını aktaran Dokur, “Biz üretime aileden yetiştik ailemiz bize üretimi sevdirdi hiçbir şekilde mesleğin olmasa bile üreten insan ne şehirde ne köyde aç kalmayacağına bize öğrettiler. Bizi meslek sahibi ettiler okul okumasak bile anne babanın çocuğuna yapabileceği en güzel şeyi yaptı. Köyümüzde üreteceğiz pazarda birebir kendimiz gelip satıyoruz. Bunu üretirken yaparken birkaç kadın götürüyorum köye iki gün üst üste kimse çalışmıyor. Yevmiyesini az buldu deseler anlayacağım ya da gününde parasını vermedim dediklerini de anlayacağım fakat parasını verdim ama hiçbir şekilde kimse köyde çalışmayı kabul etmedi. Köyden Artvin'e yerleşen kadınlara destek olmak için birbirimize dayanalım üretime katkıda bulunalım dedik birkaç kişiye denedik ama olmadı yapmak istemediler. Ben gece gündüz bu işleri yaparken daha pratik olmak adına uzun süredir değil kısa sürede nasıl yapılır diye hiç boş durmadım pazarda satış yaparken bile boş bulundum anda muhakkak bir şeylerle ilgilenirim hiçbir zaman boş durmuyorum. Sabah 04.00’de uyanıyorum gece 12.00'de uyuyorum. Üretimin devamlılığı bu şekilde oluyor. İnsan beden olarak ruhen yoruluyor fakat tek emekli maaşı ile bu ortamda ne bir çocuk okuyabilir, ne bir öğrenci ayakları üzerinde durabilir, ne de bekar insan evlenebilir. İnsanların hayalleri geleceği olamaz. Bunun için benim eşim emekli öğretmen kahve hayatından ziyade eve kapanmak yerine köyde arazi tuttuk orada kendi çapımızda gücümüzün yettiği kadar üretim yapıyoruz. Toprağı seviyoruz tohumu seviyoruz toprakla haşır neşir olmayı seviyoruz. Çünkü toprağa bir tane verdiğin zaman sana bin tane geri veriyor hiçbir şekilde karşılık beklemiyor yapmanız gereken tek şey ilgilenmek. Bu toprak bizim bugünümüz, yarınımız geleceğimiz ben evde otursam emekli maaşı ile akşam evimde tenceremde kaynatacak yemeğim olacak mı diye düşünmeye başlayacağım bunu yaşamamak için aileden aldığımız eğitimler ile üretmeye devam ediyoruz” diye konuştu.

Üretim aşamasında ve satış aşamasında temizliğe ve dürüstlüğe verdiği öneme değinen Dokur, “Üretirken ve satarken ben nasıl tüketiyorsam insanlara da öyle satmak istiyorum temiz olmasına önem gösteriyorum. Şu an bu kuruları satmak için streç aldım kutusunu aldım ve tertemiz bir şekilde paketledim hiçbirinin masrafından da kaçmadım. Üç kuruş fazla olsun müşteri de içine sindirerek alıp yesin ben de rahat edeyim ki müşteri bunu canı gönülden aldı yedi. bu şekilde üretimimize devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.

 Güzel giden hava şartlarından dolayı yaza hazırlıklarını da yaptıklarını kaydeden Dokur, “Bu sene de hava şartları çok güzel gitti şu ana kadar kar yağmadı zeytinci zeytini topladı biz bal bahçemizde çalıştık yaza toprağımıza hazırladık. Şimdiden bahçemize sürdük karalahana turp soğan marul gibi ürünlerimizi ektik hem vatandaşa yetiştirmek için hem kendimiz evde tüketmek için bunları yaptık. 50 tane tavuğum var tavşanlarım, ördeklerim var. Arta kalanları da onlara yediriyorum böylece bir döngü oluşturuyoruz. Bir taraftan tavuklardan yumurta ihtiyacımızı karşılıyoruz. Hatta yumurtayı tezgah üstüne çıkarıp satamıyoruz. Çünkü talebi çok üretim düşük tavuklarımı sıkışa girdiği için az verim veriyor. Bir de yem fiyatları arttığı için fazla tavuk alma şansımız da olmuyor elli tavuk ile bu işi devam ettiriyoruz” şeklinde konuştu.

Yorulmasına rağmen üretime her zaman devam edeceğini ifade eden Dokur, insanların köye dönerek üretim yapmaya başlaması gerektiğini vurgulayarak şu şekilde konuştu: “48 yaşındayım bazen bu işi bırakmak istiyorum ama annem 85 yaşında hala bahçede çalışıyor. Ben onu gördüğüm zaman benim modelim annemdir diyorum. Ben de onun için 50-60 yaşında kenara çekileceğim diye bir şey diyemiyorum. Gücümüzün yettiği kadar hayat şartları bize ne sunacak bilemeyiz daha güzel ortamlar olursa yavaş yavaş belki 65 yaşında yeter artık diyebiliriz. Ama hayat şartları zorlarsa çalışmaya devam etmek zorundayız son nefesimize kadar çalışmak mecburiyetindeyiz. Marketleri gördüğüm zaman tarlaların boş olduğunu gördüğüm zaman soframa iki çeşit yandan ne koyacağım diye bulamadığım zaman ben çalışmak mecburiyetindeyim. Şimdiki gençlerimize bizden sonraki insanlarımıza evden oturmakla tek maaşla ne para birikir ne de gelecek olur ne de yatırım olur. Sadece kendimizden ödün vererek çocuklarımızı ve kendimizi kimseye muhtaç etmemek için üretmek mecburiyetindeyiz. Bunu zorla değil de bir hobi olarak yaparsak insanlara yük olarak görünmez ben hobi olarak yapıyorum. Hem geçim kapım oluyor hem hayallerim gerçek oluyor. Ne emekli olmuş insanlara tavsiyem köylerine gitsinler hem güzel bir hayat yaşasınlar dolu dolu. Çünkü şu an köylerde bütün hizmetler var şartlar daha iyi insanlar köylerine dönüp boş arazileri değerlendirip üretimin bir parçası olmalı bu hepimiz için çok güzel olur. Bir insanın elinde varsa fazlasını pazara götürür satar komşusu ile paylaşır bolluk bereketlilik olur. Hiç değilse kendi çocuğuna torununa kızına oğluna verir kıtlık olmaz.”

Hatice Diler