Çocukluğundan bugüne uzanan düşünce yolculuğunu paylaşan Göksu, Artvin'in bilim, üretim ve yerel kalkınma odaklı bir modelle Türkiye'ye örnek olabileceğini söyledi.
Sayın Göksu, yaklaşık on yıl önce yine sizinle uzun bir söyleşi yapmıştık. O gün güneş enerjisinden, Anadolu kültüründen ve Artvin'in geleceğine ilişkin projelerinizden söz etmiştiniz. Aradan yıllar geçti. Yeni kitaplar yazdınız, yeni projeler geliştirdiniz. Geriye dönüp baktığınızda, bu uzun yolculuğu bugün nasıl değerlendiriyorsunuz?

ARTVİN'DEN DOĞAN GÜNEŞ YOLCULUĞU
Bu soru bana yalnızca geçen yılları değil, çocukluğumu da hatırlattı. Hayatımın en güzel yılları Artvin'de geçti. Çoruh'un sesi, dağların heybeti, köylerin doğal yaşamı ve insanların dayanışması, belki de farkında olmadan bütün düşünce dünyamın temelini oluşturdu. Bugün yazdığım kitapların, geliştirdiğim projelerin ve savunduğum fikirlerin köklerinde biraz da Artvin vardır. Yıllar önce meslek hayatıma şehir plancısı olarak başladım. Fransa'da eğitim gördüm, KTÜ’de, ODTÜ'de uzun yıllar öğretim üyeliği yaptım. Kent planlaması, güneş enerjisi, güneş mimarisi ve sürdürülebilir kalkınma üzerine çalıştım. Ancak zaman içinde şunu gördüm: İnsanlığın temel sorunu yalnızca enerji, ekonomi ya da teknoloji değildir. Asıl mesele, insanın doğayla ve kendi kültürüyle kurduğu ilişkinin zayıflamasıdır. Bu düşünce beni önce Güneş Bilinci, ardından Güneş Felsefesi ve sonunda Güneş Uygarlığı düşüncesine götürdü. Yazdığım kitaplar da aslında birbirinden bağımsız değildir; hepsi aynı yolculuğun farklı duraklarıdır. Bugün geriye dönüp baktığımda şunu daha iyi görüyorum: Ben aslında yıllardır tek bir kitap yazıyorum. O kitabın adı; insanın, doğanın ve güneşin yeniden buluşmasının hikâyesidir. Bu nedenle benim için Artvin, sadece çocukluğumun geçtiği şehir değildir. Aynı zamanda geleceğe dair umutlarımın filizlendiği yerdir. Belki de bu yüzden, yıllar sonra dönüp yine Artvin'i, Ardanuç'u, Meşe Köyü'nü ve Anadolu'nun kadim kültürünü anlatıyorum. Çünkü inanıyorum ki geleceğin çözümlerini ararken, kendi köklerimizi, kendi kültürümüzü asla unutmamamız gerekir.
Sayın Göksu, ilk söyleşimizde daha çok güneş enerjisi ve Anadolu kültürü üzerine konuşmuştuk. Aradan geçen yıllarda ise "Güneş Felsefesi", "Atatürk ve Türk Güneş Uygarlığı" gibi yeni kitaplar yayımlandı. Sanki çalışmalarınız artık yalnızca enerjiyi değil, bir uygarlık anlayışını anlatıyor. Bu değişimi nasıl açıklarsınız

BİR UYGARLIK ARAYIŞI"
Evet, çok doğru bir tespit. İlk çalışmalarım daha çok güneş enerjisi, güneş mimarisi ve güneş kentleri üzerineydi. Çünkü geleceğin en önemli enerji kaynağının güneş olacağını yıllar önce görmüştüm. O dönemde amacım, insanlara güneşten nasıl yararlanabileceklerini anlatmaktı. Ancak zamanla şunu fark ettim: Enerji, aslında çok daha büyük bir bütünün yalnızca bir parçasıydı. Dünyanın yaşadığı çevre sorunları, savaşlar, yoksulluk, iklim değişikliği ve toplumsal huzursuzluklar, sadece teknolojiyle çözülebilecek sorunlar değildi. İnsanlığın yeni bir düşünceye, yeni bir yaşam anlayışına ihtiyacı vardı. İşte bu arayış beni Güneş Felsefesine götürdü. Ben güneşi yalnızca gökyüzündeki bir yıldız olarak görmüyorum. GÜNEŞ, yaşamın, üretimin, sevginin, paylaşmanın ve sürekli yenilenmenin simgesidir. İnsan da doğanın bir parçasıdır. Eğer doğayla çatışırsak kaybederiz; onunla uyum içinde yaşarsak hem kendimizi hem de dünyayı zenginleştiririz. Daha sonra bu düşünceyi toplumsal ölçekte ele aldım ve literatürde pek bilinmeyen Güneş Uygarlığı kavramını geliştirdim. Benim anlatmaya çalıştığım uygarlık; doğayı koruyan, bilimi rehber edinen, üretimi esas alan, kültürünü yaşatan ve insanı merkeze koyan bir uygarlıktır. Bu nedenle bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki yazdığım kitaplar birbirinden bağımsız değildir. Her biri bir sonrakine hazırlanmış bir adımdır. Aslında ben yıllardır tek bir soruya cevap arıyorum: "İnsanlık, doğayla yeniden barışık bir uygarlığı nasıl kurabilir?" Benim bütün kitaplarım da bu arayışın farklı yönlerini anlatıyor.
Sayın Göksu, bütün bu çalışmalarınızın içinde Artvin'in özel bir yeri olduğunu görüyoruz. Aradan geçen yıllara rağmen hâlâ Artvin üzerine düşünmeye, projeler üretmeye ve yazmaya devam ediyorsunuz. Neden? Artvin sizde nasıl bir anlam taşıyor?

"ARTVİN'İ KORUMAK YETMEZ, GELECEĞE HAZIRLAMAK GEREKİR"
Artvin benim için yalnızca doğup büyüdüğüm şehir değildir. O, düşünce dünyamın şekillendiği, doğayı tanımayı ve insan sevgisini öğrendiğim yerdir. Çocukluğumun geçtiği Çoruh Vadisi, dağ köyleri, yaylalar ve insanların doğayla kurduğu uyumlu yaşam, bugün savunduğum birçok düşüncenin temelini oluşturdu. Belki de bu yüzden, yıllar geçmesine rağmen zihnim hep Artvin'e döndü. Çünkü ben Artvin'i yalnızca bugünüyle değil, geleceğiyle de düşündüm. Türklerin kadim dünya görüşü TÜRK GÜNEŞ FESEFESİ 1998 yılında Artvin Belediyesi'nin daveti üzerine ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü olarak çok kapsamlı bir Artvin Kalkınma Araştırması gerçekleştirdik. On öğretim üyesi ve elliye yakın öğrencimizle günlerce Artvin'i dolaştık. İlçeleri, köyleri, doğal ve kültürel değerleri yerinde inceledik. Sonunda "Yeşil Artvin Projeleri" adını verdiğimiz kapsamlı bir kalkınma modeli hazırladık. Bu çalışmanın temel düşüncesi şuydu: Artvin'in en büyük zenginliği madenleri değil; doğası, kültürü ve insanıdır. Ne yazık ki bu projelerin önemli bir bölümü hayata geçirilemedi. Oysa bugün yaşadığımız birçok çevre ve kalkınma sorunu, o dönemde bilimsel olarak öngörülmüş ve çözüm önerileri geliştirilmişti. Projede az da olsa bazı öneriler hayata geçti, Bunların arasında Batum Hava alanı ve Çoruh Üniversitesi en önemlileridir Ben hâlâ aynı düşüncedeyim. Artvin'i korumak elbette çok önemlidir. Ama yalnızca korumak yetmez. Gençlerin köylerini terk ettiği, üretimin azaldığı ve nüfusun giderek yaşlandığı bir şehir, sadece doğal güzellikleriyle geleceğini güvence altına alamaz. Artvin'in yeni bir kalkınma anlayışına ihtiyacı var. Bu anlayış, doğayı koruyan ama aynı zamanda üreten; kültürünü yaşatan ama geleceğe de yönelen bir model olmalıdır. Ben buna Güneş Uygarlığı anlayışı diyorum.
Sayın Göksu, bir akademisyen ve şehir plancısı olarak Artvin'in geleceği için en önemli öneriniz nedir?
ARTVİN'İN GELECEĞİ, PLANLAMA MODELİNE BAĞLIDIR
Bir şehir plancısı uzmanı olarak şuna inanıyorum: Bir kentin geleceğini, sahip olduğu doğal zenginlikler kadar, benimsediği planlama anlayışı belirler. Artvin de bugün birçok kentimiz gibi enerji, üretim, istihdam ve ekonomik yapı bakımından dışa bağımlı hâle gelmiştir. İşsizlik, göç ve kırsal alanların zayıflaması gibi sorunların kalıcı biçimde çözülebilmesi için, halkın katılımına dayalı yeni bir stratejik kalkınma planına ihtiyaç vardır. Benim önerim, Artvinde “Güneş Uygarlığı Kenti” Modelinin hayata geçirilmesidir. Bu model yalnızca bir enerji projesi değildir. Enerjiyi, tarımı, mimariyi, turizmi, eğitimi, kültürü ve yerel ekonomiyi birbirinden ayrı değil, aynı bütünün parçaları olarak ele alan bütüncül bir kalkınma modelidir. İnanıyorum ki Artvin, sahip olduğu doğal ve kültürel zenginlikleri bu planlama anlayışıyla birleştirebilirse, yalnızca kendi sorunlarını çözmekle kalmayacak; Artvin Türkiye'nin örnek kentlerinden biri olacak ve diğer kentlere de yol gösterecektir. Benim hayalim, Artvin'in geleceğin Güneş Uygarlığı Kenti olarak yükselmesidir. Bu proje, Artvin Güneş Uygarlığı Strateji planı yapılarak gerçekleşir.
Sayın Göksu, yıllar önce yalnızca Artvin için değil, Ardanuç için de kapsamlı bir kalkınma projesi hazırladığınızı biliyoruz. Bugün geriye dönüp baktığınızda, Ardanuç Projesi sizin için ne ifade ediyor?
"ARDANUÇ: GÜNEŞLE YEREL KALKINMANIN İLK ADIMI"
Aslında Ardanuç Projesi, benim için yalnızca bir ilçe kalkınma planı değildir. Bugün "Güneş Uygarlığı" dediğim düşüncenin yereldeki ilk uygulama denemelerinden biridir. Bu çalışma, Ardanuç derneklerinin davetiyle başladı. Aylar boyunca hem Ankara'da hem de Ardanuç'ta toplantılar yaptık. Sadece uzmanlarla değil; muhtarlarla, öğretmenlerle, çiftçilerle, esnafla, gençlerle ve yöreyi iyi tanıyan insanlarla birlikte çalıştık. Çünkü gerçek bir kalkınma planı, masa başında değil, halkla birlikte hazırlanır. Bu anlayışla hazırladığımız Ardanuç Kalkınma Planı, yalnızca ekonomik hedefler koyan bir rapor değildi. Ardanuç'un doğal, tarihî ve kültürel zenginliklerini bir bütün olarak ele alan yeni bir ilçe kalkınma modeliydi. Projede Ar-Kent, Ar-Kale, Ar-Köy, Ar-Turizm ve Ar-Sanat gibi alt projeler geliştirdik. Amacımız; Ardanuç'u betonlaşarak değil, kendi kimliğini koruyarak geliştirmekti. Doğal tarımı desteklemek, kültürel mirası yaşatmak, ekoturizmi güçlendirmek ve gençlere kendi memleketlerinde yeni iş alanları açmak istiyorduk. Bugün geriye dönüp baktığımda görüyorum ki bu yaklaşım, bugün dünyada konuşulan yerel kalkınma, ekolojik üretim, kırsal turizm ve sürdürülebilir yaşam anlayışlarıyla büyük ölçüde örtüşüyor. Belki o günlerde bu projeler zamanının ilerisindeydi. Ama bugün artık çok daha iyi anlaşılıyor ki, bir ilçenin gerçek zenginliği dışarıdan gelecek yatırımlarda değil; kendi insanında, kendi doğasında ve kendi kültüründedir. Ben hâlâ inanıyorum ki Ardanuç, bu projeyi yeniden ele alır ve günümüz koşullarına göre geliştirirse, Türkiye'nin örnek yerel kalkınma modellerinden biri olabilir. Çünkü kalkınma, sadece daha fazla bina yapmak değildir; insanların umutla yaşayacağı, üretmekten gurur duyacağı bir gelecek kurmaktır.
Sayın Göksu, son kitabınız "Yükselen Güneş"i okuyanlar, bunun yalnızca bir roman olmadığını görüyor. Kitabın alt başlığı "Bir Güneş Köy Efsanesi". Olaylar Vargel Köyü'nde geçiyor. Bu köyün gerçek hayatta Meşe Köyü olduğunu biliyoruz. Bu kitabı yazmaya sizi ne yöneltti?

"MEŞE KÖYÜ'NDEN DOĞAN BİR GÜNEŞKÖY EFSANESI"
Bu kitap benim için yalnızca bir roman değil; çocukluğuma, köklerime ve geleceğe uzanan bir yolculuktur. Romandaki Vargel, çocukluğumun zaman zaman geçtiği Meşe Köyü'dür. Köyün eski adı Vartgel idi. Ben bu adı romana Vargel olarak taşıdım. Çünkü amacım yalnızca bir köyü anlatmak değildi; Anadolu'nun binlerce köyünü temsil eden sembolik bir köy oluşturmaktı. Çocukluğumda köyde gördüğüm dayanışma, imece kültürü, doğaya saygı ve üretim anlayışı, yıllar sonra geliştirdiğim Güneş Uygarlığı düşüncesinin de temel taşlarından biri oldu. Bugün köylerimiz ne yazık ki hızla boşalıyor. Gençler büyük kentlere göç ediyor. Oysa ben köylerin geçmişte kalmış yerler değil, geleceğin üretim merkezleri olabileceğine inanıyorum.
İşte bu nedenle kitabın adı yalnızca "Yükselen Güneş" değildir. Onun asıl ruhu, "Bir Güneş Köy Efsanesi"dir. Bu kitapta anlatılan Güneş Köyü; kendi enerjisini üreten, doğal tarımı geliştiren, kültürünü koruyan, sanatını yaşatan, gençlerine iş ve umut veren yeni bir köy modelidir. Güneşköy“Köy Güneş Üretim Merkezi” kurularak gerçekleşir. Köy Güneş Merkezi yalnızca bir bina değildir. Köyün ortak aklıdır. Üretimi planlayan, kooperatifleri geliştiren, yerel ürünleri markalaştıran, kültürel değerleri yaşatan, ekoturizmi örgütleyen ve köyün geleceğini birlikte kuran bir merkezdir. Eğer Artvin'in köylerinde böyle merkezler kurulabilirse, yalnızca göç durmaz; tersine göç de başlayabilir. Gençler yeniden köylerinde üretmenin ve yaşamanın değerini görebilirler. Benim hayalim, bir gün Meşe Köyü'nde ilk Güneş Köy Merkezinin kurulmasıdır. Çünkü bazen büyük değişimler, küçük bir köyde atılan ilk adımla başlar. Belki de bu yüzden "Yükselen Güneş", geçmişi anlatan bir roman değil; geleceğe yazılmış bir umut hikâyesidir.
"Romandaki Vargel, yalnızca Meşe Köyü değildir; Anadolu'nun yeniden ayağa kalkacak bütün köylerinin ortak adıdır."
Sayın Göksu, yıllardır Artvin üzerine düşünüyor, projeler hazırlıyor ve kitaplar yazıyorsunuz. Son olarak Artvin halkına, yöneticilerine ve gençlere ne söylemek istersiniz?
"ARTVIN'DEN YENİ BİR GÜNEŞ DOĞABİLİR"
Her şeyden önce şunu söylemek isterim: Ben Artvin için hiçbir zaman umudumu kaybetmedim. Artvin, doğasıyla, kültürüyle, çalışkan insanlarıyla ve yetiştirdiği aydınlarıyla Türkiye'nin en büyük zenginliklerinden biridir. Ancak bu zenginliği yalnızca korumak yetmez; onu geleceğe taşıyacak ortak bir vizyon oluşturmak gerekir. Ben bunun adını Artvin Güneş Uygarlığı Hareketi, ya da kısaca “Güneş Hareketi” olarak koyuyorum. Bu hareket herhangi bir siyasi hareket değildir. Bu; bilimin, üretimin, dayanışmanın, doğa sevgisinin ve yerel kalkınmanın ortak hareketidir. İlk adım olarak Artvin Güneş Uygarlığı Araştırma ve Uygulama Merkezi kurulmalıdır. Üniversitemiz, yerel yönetimlerimiz, meslek odalarımız, kooperatiflerimiz ve gönüllülerimiz aynı masa etrafında buluşarak Artvin'in uzun vadeli kalkınma stratejisini birlikte hazırlamalıdır. Ardından her ilçede Halk Güneş Merkezi, her köyde ise Köy Güneş Üretim Merkezi kurulmalıdır. Bu merkezler; üretimi planlayan, kooperatifleri geliştiren, gençlere yeni iş alanları açan, doğal tarımı destekleyen, yerel ürünleri markalaştıran, kültürü yaşatan ve köyleri yeniden cazibe merkezine dönüştüren yerel kalkınma merkezleri olmalıdır. İnanıyorum ki Artvin bunu başarabilecek bilgiye, deneyime ve insan gücüne sahiptir. Bir Anadolu Köyünün Kalkınma Hikayesi Bir MeşeKöy hikayesi Buradan bütün hemşehrilerime bir çağrıda bulunmak istiyorum: Bu projeler yalnızca benim değil, bütün Artvinlilerin projeleri olsun. Gelin, farklı düşüncelerimizi bir kenara bırakalım ve Artvin'in geleceği için ortak bir hedef etrafında buluşalım. Bu konuda bilgi almak isteyen, yaşadığı ilçe veya köy için proje geliştirmek isteyen, kooperatif kurmayı düşünen ya da Halk Güneş Merkezi ve Köy Güneş Merkezi modellerini uygulamak isteyen bütün kişi, kurum ve kuruluşlarla bilgi ve deneyimlerimizi paylaşmaya hazırız. Yeter ki ilk adımı birlikte atalım. Çünkü büyük değişimler, birkaç insanın cesaretle attığı ilk adımla başlar. Ve son olarak şunu söylemek isterim: "Artvin benim için yalnızca doğduğum toprakların hikâyesi değildir; geleceğin uygarlığını aramaya başladığım yerdir." En büyük dileğim, Artvin'nin Güneş Uygarlığı Kenti Projesi'ni başlatan ilk il olmasıdır. O gün geldiğinde Artvin yalnızca doğal güzellikleriyle değil; bilimi, üretimi, kültürü ve örnek kalkınma modeliyle de anılacaktır. Böylece Türkiye'ye olduğu kadar, kendi imkânlarıyla kalkınmak isteyen birçok topluma da ilham veren bir ışık olacaktır. Bu yolculuğun ilk adımını atmak isteyen bütün Artvinlileri birlikte düşünmeye, birlikte üretmeye ve birlikte harekete geçmeye davet ediyorum.
Sayın Göksu, bu söyleşiyi okuyan ve Artvin'in geleceği için önerdiğiniz projeler hakkında bilgi almak ya da yaşadığı ilçe ve köyde bu çalışmaları başlatmak isteyen hemşehrilerimiz size nasıl ulaşabilir?
BİR DAVET
Bu ilgi beni mutlu eder. Çünkü amacımız yalnızca fikir üretmek değil, bu fikirleri birlikte hayata geçirmektir. Artvin'in her ilçesinde ve köyünde bu projeleri geliştirmek isteyen belediyeler, muhtarlıklar, kooperatifler, sivil toplum kuruluşları, gençler ve bütün hemşehrilerimiz bizimle iletişime geçebilirler. Yıllar boyunca hazırladığımız projeleri, araştırmalarımızı ve deneyimlerimizi paylaşmaya hazırız. Yeter ki Artvin için ortak bir gelecek kurma iradesi ortaya çıksın.




