Ramazan geldiğinde çoğumuz soframızı, takvimimizi ve günlük düzenimizi değiştiririz. Sahura kalkar, iftarı bekler, teravihlere koşarız. Midemiz oruç tutar, dilimiz daha dikkatli olur, gözümüz haramdan sakınmaya çalışır. Peki ya kalbimiz?
Kalbin de bir orucu var mıdır?
Oruç sadece aç kalmak değildir. Oruç, insanın kendini tutmasıdır. Nefsine “dur” diyebilmesidir. Eğer mide aç kalırken kalp taşlaşmaya devam ediyorsa, orucun hakikati eksik kalır. Çünkü insanı Allah’a yaklaştıran şey sadece açlık değil; arınmadır.
Kalbin en büyük hastalıklarından üçü; kibir, haset ve riyadır. Bu üç hastalık, amelleri içten içe kemiren görünmez kurtlar gibidir. Dışarıdan başka görünür; fakat iç dünyada başka hesaplar dolaşır.
1. Kibrin Orucu
Kibir, insanın kendini başkasından üstün görmesidir. Bilgisiyle, makamıyla, ibadetiyle, soyu sopuyla övünmesi… “Ben” duygusunun şişmesidir. Oysa kul olmak, acziyetini bilmektir.
Sevgili Peygamberimiz Muhammed (s.a.s.) şöyle buyurur: “Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” (Müslim) Bu uyarı ne kadar çarpıcıdır. Zira kibir, şeytanın ilk günahıdır. Secde emrine karşı “Ben ondan üstünüm.” diyerek isyan eden anlayış, insanı hakikatten koparır.
Peki kibrin orucu nasıl tutulur?
Kibrin orucu; tevazu ile olur. Kendini büyük görmekten vazgeçmekle olur. Bir başkasının başarısını takdir edebilmekle olur. Fakiri küçümsememek, cahili hor görmemek, günahkârı dışlamamakla olur. Ramazan bize açlığı tattırırken aslında eşitliği öğretir. Zengin de fakir de aynı açlığı yaşar. İşte bu hâl, kibri törpüleyen bir
rahmettir.
Belki de Ramazan’da en çok şunu hatırlamalıyız: Biz ibadet ettiğimiz için değerli değiliz; Allah bize ibadet nasip ettiği için şerefliyiz. Bu bakış açısı kibri eritir.
2. Hasedin Orucu
Haset, bir başkasındaki nimetin yok olmasını istemektir. Sadece “Benim de olsun.” demek değil; “Onda olmasın.” diye içten içe rahatsız olmaktır. Haset, kalbi yakan bir ateştir.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurur: “Haset, ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi iyilikleri yer bitirir.” (Ebû Dâvûd) Düşünün ki yıllarca biriktirdiğiniz sevaplar, içten içe beslenen bir kıskançlıkla eriyip gidiyor. Haset, başkasına zarar vermeden önce sahibini zehirler. Sürekli bir huzursuzluk, sürekli bir kıyas hâli…
Peki hasedin orucu nasıl tutulur?
Hasedin orucu; şükürle tutulur. Allah’ın taksimine razı olmakla… Her nimetin bir imtihan olduğunu bilmekle… Başkasının başarısına dua edebilmekle… Ramazan ayı, nimetlerin kıymetini hatırlatır. Bir yudum suyun bile ne kadar büyük bir lütuf olduğunu anladığımızda, başkasının sofrasına göz dikmek yerine kendi nimetime şükretmeyi öğreniriz.
Unutmayalım ki Allah her kula farklı imkânlar vermiştir. Birine mal, birine ilim, birine sabır, birine merhamet… Asıl mesele kimin neye sahip olduğu değil; kimin sahip olduğu nimeti nasıl kullandığıdır.
3. Riyanın Orucu
Riya, ibadeti Allah için değil; insanlar görsün diye yapmaktır. Gösteriştir. Alkış beklemektir. Beğenilme arzusudur. En tehlikeli tarafı ise gizli olmasıdır. İnsan çoğu zaman kendine bile itiraf edemez.
Kur’an-ı Kerim’de “Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, onlar namazlarında gafildirler; onlar gösteriş yaparlar.” (Mâûn, 107/4-6) buyurulur.
Riya, amelin özünü boşaltır. Dışarıdan bakıldığında ibadet vardır; ama niyet kirlenmiştir. Bu yüzden Peygamber Efendimiz (s.a.s.) riyayı “küçük şirk” olarak
nitelemiştir.
Peki riyanın orucu nasıl tutulur?
Riyanın orucu; niyeti sürekli yenilemekle olur. “Bu işi kim için yapıyorum?” sorusunu sormakla olur. Gizli ibadetleri artırmakla olur. Kimsenin bilmediği bir
sadaka, kimsenin görmediği bir gözyaşı, kimsenin duymadığı bir dua… İşte kalbi temizleyen amel budur. Ramazan, riyadan arınmak için büyük bir fırsattır. Çünkü oruç gizli bir ibadettir. İnsan dışarıdan oruçlu gibi görünebilir; ama gerçekten aç kalıp kalmadığını Allah’tan başka kimse bilemez. Bu yönüyle oruç, ihlas eğitimidir.
Ramazan’da midemiz aç kalırken kalbimiz doyuyorsa, işte o zaman oruç gerçek anlamını bulur. Ama eğer kibir büyümeye, haset içimizi kemirmeye, riya
amellerimizi süslemeye devam ediyorsa; o zaman sadece aç kalmış oluruz.
Belki de bu Ramazan’da kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Midemi doyurmayı nasıl düşünüyorsam, kalbimi arındırmayı da düşünüyor muyum?”
Kibrin yerine tevazuyu, Hasedin yerine şükrü, Riyanın yerine ihlası koyabilirsek; işte o zaman kalbimiz de oruç tutmuş olur. Rabbimiz bizlere sadece bedenin değil, kalbin de orucunu tutabilmeyi nasip eylesin. Açlığımızı arınmaya, ibadetimizi ihlasa, Ramazan’ımızı gerçek bir dirilişe dönüştürsün. İbadetlerimizi makbul eylesin. Riyasız, gösterişsiz, hasedsiz, kibirsiz nice ramazanlara…
Âmin.
Cihan Erdoğan
Hopa İlçe Müftüsü