Ramazan yaklaştığında insanın içinde iki duygu uyanır: Sevinç ve mahcubiyet… Sevinç; çünkü rahmet ayı gelmektedir. Mahcubiyet; çünkü geçen bir yılın muhasebesi omuzlarımızdadır. Tutamadığımız sözler, kıramadığımız nefis, kıydığımız gönüller, ihmal ettiğimiz namazlar, geciktirdiğimiz tevbe…
İşte bu noktada insan kendi kendine sorar: “Bu kadar günahın ardından Ramazan’a yüzüm var mı? Günahlarla Ramazan arasında bir engel var mı?”
Bu soruya cevap vermeden önce şunu bilmek gerekir: Ramazan, kusursuz insanların ayı değildir. Ramazan, kusurunu fark edenlerin ayıdır. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “De ki: Ey kendilerine karşı haddi aşmış kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.” (Zümer, 39/53) Bu ayet, umudun zirvesidir. Rabbimiz “az hata edenler” demiyor; “haddi aşmış kullarım” buyuruyor. Sınırı zorlamış, yanlışta ısrar etmiş, nefsine yenilmiş kullarına bile sesleniyor. Ümitsizliği yasaklıyor. Demek ki günah, başlı başına Ramazan’a engel değildir. Engel olan şey, Allah’ın rahmetini küçük görmektir.
Sevgili Peygamberimiz Muhammed (s.a.s.) Ramazan hakkında şöyle buyurur: “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Müslim) Dikkat edelim: “Geçmiş günahları bağışlanır.” Ramazan, geçmişi temizleme fırsatıdır. Bir yılın yorgunluğunu, kirini, pasını arındırma mevsimidir.
Oruç sadece aç kalmak değildir; nefsi terbiye etmek, kalbi inceltmek, insanı Rabbine yaklaştırmaktır. Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurur: “Âdemoğlunun hepsi hata eder; hata edenlerin en hayırlısı tevbe edenlerdir.” (Tirmizî) Bu hadis bize insan olmanın gerçeğini hatırlatır: Hatasız değiliz. Ama hatada ısrar etmek zorunda da değiliz. Günah işlemek insanîdir; günahta kalmak ise tercihtir. Tevbe ise dönüş demektir. Yanlıştan doğruya, gafletten uyanışa, uzaklıktan yakınlığa dönüş…
Ramazan bu dönüş için eşsiz bir fırsattır. Çünkü bu ay, sadece takvimin bir dilimi değil; rahmetin yoğunlaştığı bir iklimdir. Hadislerde bu ayda cennet kapılarının açıldığı, cehennem kapılarının kapandığı, şeytanların bağlandığı 2 müjdelenmiştir. Böyle bir atmosferde hâlâ “Ben çok günahkârım.” diyerek geri durmak, aslında rahmet kapısının önünde bekleyip içeri girmemek gibidir.
Peki günah gerçekten engel değil midir?
Günah, kalpte iz bırakır. İşlenen her hata, tövbesiz bırakıldığında kalpte siyah bir nokta oluşturur. Israr edilirse o nokta büyür, kalbi katılaştırır. İnsan zamanla yanlışını yanlış görmemeye başlar. İşte asıl tehlike budur. Günahın kendisi değil; günaha alışmak…
Fakat samimi bir tevbe o izleri siler. Bir iç çekiş, bir gözyaşı, bir “Ya Rabbi affet!” niyazı… Belki yılların birikimini bir anda temizlemez; ama kalbi yumuşatır, yönü değiştirir. Allah Teâlâ’nın affı, bizim günahlarımızdan daha büyüktür. Sonsuz rahmet, sınırlı hatalara sığmaz mı?
Ramazan’ın ilk gecesinde belki de yapmamız gereken şey uzun listeler hazırlamak değildir. Önce kalbimize dönmek… Kendimizle yüzleşmek… Kimi kırdık? Hangi ibadeti ihmal ettik? Hangi alışkanlık bizi Rabbimizden uzaklaştırıyor? Sonra küçük ama kararlı bir adım atmak. Belki bir haramı terk etmeye söz vermek… Belki bir namazı kazaya bırakmamaya niyet etmek… Belki bir kul hakkını helalleşerek temizlemek… Belki de uzun zamandır açmadığımız Kur’an’ı yeniden elimize almak…
Ramazan büyük değişimlerin başlangıcı olabilir; ama bu değişim bir anda mükemmel bir insan olmamız anlamına gelmez. Allah bizden kusursuzluk değil, samimiyet ister. Niyet ister. Gayret ister.
Unutmayalım ki şeytanın en büyük hilesi şudur: “Sen çok günah işledin, artık düzelmezsin.” Oysa Kur’an’ın mesajı bunun tam tersidir: “Rahmetten ümit kesmeyin.” Ümitsizlik, şeytanın fısıltısıdır; umut ise imanın nefesidir.
Günahlarla Ramazan arasında gerçekten engel var mı? Eğer kalpte kibir varsa, “Ben zaten iyiyim.” duygusu varsa, evet bu bir engeldir. Çünkü kibir tevbenin önünü kapatır. Ama kalpte pişmanlık varsa, “Ben hatalıyım.” diyebilecek bir tevazu varsa, işte o zaman hiçbir engel yoktur.
Belki de Ramazan’ın bize en büyük çağrısı şudur: “Yeniden başla.” Geçmiş yıl nasıl geçtiyse geçti. Kırılan kırıldı, düşülen düşüldü. Ama kapı hâlâ açık. Allah’ın affı, bizim geçmişimize takılıp kalmaz. Samimi bir dönüşle yepyeni bir sayfa açılır.
Şunu da unutmamak gerekir: Tevbe sadece dil ile “Estağfirullah” demek değildir. Tevbe; hatayı bırakmaya karar vermek, pişmanlık duymak ve bir daha dönmemeye azmetmektir. Eğer insan her Ramazan aynı günahlarla yüzleşiyor ve hiçbir çaba göstermiyorsa, o zaman mesele sadece zamanın geçmesi değildir; iradenin zayıflamasıdır. Fakat küçük de olsa bir mücadele varsa, Allah o mücadeleyi bereketlendirir.
Ramazan bir arınma mevsimidir. Oruç mideyi aç bırakırken kalbi doyurur. Teravihler ruhu ayağa kaldırır. Sahur vakitleri insanı tefekküre çağırır. İftar sofraları şükür öğretir. Böyle bir ayda tevbe etmemek için ne sebep kalır?
Belki de sormamız gereken soru şudur: “Ramazan ile günah arasında engel var mı?” değil; “Benimle tevbe arasında engel var mı?”
Eğer kalbimiz hâlâ pişman olabiliyorsa, hâlâ dua edebiliyorsak, hâlâ içimiz burkuluyorsa bilin ki Allah bize hala fırsat vermiştir. Çünkü pişmanlık bile bir rahmet işaretidir.
Öyleyse bu Ramazan’a yüklerimizle değil, umutlarımızla girelim. Günahlarımızı inkâr ederek değil, itiraf ederek… Kaçarak değil, yönelerek…
Rabbimiz bizleri Ramazan’a ulaştırdığı gibi, Ramazan’ın rahmetine de ulaştırsın. Günahlarımızı affına perde değil, affına vesile kılsın. Tevbe kapısından içeri giren kullarından eylesin.
Çünkü o kapı kapanmak için değil; çalınmak için vardır. Ve o kapının ardında sınırsız bir merhamet beklemektedir.
Allah bu ayda tuttuğumuz oruçlarıi kıldığımız namazları, zekatlarımızı, fitre ve fidyelerimizi sadakalarımızı kabul eylesin. Bizleri bayrama ve nice ramazanlara ulaştırsın.
Âmin…
Cihan Erdoğan
Hopa İlçe Müftüsü