Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı 3 Kitabı Muzır Yayın İlan Etti Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı 3 Kitabı Muzır Yayın İlan Etti

Milli Eğitim Bakanlığı, "Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli" adını taşıyan yeni müfredat taslağını kamuoyuyla paylaştı. Taslak bir hafta süreyle askıda kalacak. Konu ile ilgili Eğitim Sen Artvin Şubesi açıklama yaptı.

Eğitim sisteminde yaşanan dönüşümler, içinde bulunulan ekonomik, toplumsal ve siyasal sistemin gelişim süreçlerinden ayrı ya da bağımsız olmadığını belirten Eğitim Sen “Bir ülkenin eğitim sistemi, bir bütün olarak içinde yaşanan toplumun gerçekliğini yansıtır. Burada sadece ekonomik düzey değil, toplumsallaşma süreçleri, cinsiyet eşitsizlikleri, ideolojik konumlar, sınıflar arası güç ilişkileri vb. gibi oldukça karışık bir dizi ilişki devreye girer. Bu nedenle Türkiye gibi ülkelerde laiklik ve laik eğitim mücadelesi, okulda ve toplumda yürütülen demokrasi ve özgürlük mücadelesinden ayrı değildir. Eğitim sistemi ve okullar ya tamamen egemen ideolojiye teslim edilecek ya da çocuk ve gençlerin nasıl bir eğitim alması, nasıl bir toplumda yaşaması isteniyorsa, onun için mücadele edilecektir” dedi.

Müfredat değişikliği ile açıklamalarda bulunan Eğitim Sen Artvin Şube Başkanı Köksal Gümüş, şu ifadeleri kullandı;

Whatsapp Görsel 2024 04 26 Saat 16.45.48 7Dfbb313LAİK VE BİLİMSEL EĞİTİME BÜYÜK MEYDAN OKUMA: “YENİ MÜFREDAT”

“Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından, 2017-2018 eğitim öğretim yılından itibaren eğitim kademlerinin tamamında yeni müfredatların uygulanmaya başlanacağı açıklandı. İlkokul ve ortaokul düzeyinde 17, lise düzeyinde 24, İHL’lerde 10 olmak üzere toplam 51 ayrı müfredat tamamen yenilendi. Yeni eğitim müfredatı çok kısa süre içinde hazırlandı, değerlendirme yapılamayacak kadar kısa bir süre askıya çıkarıldı, bilimsel inceleme, değerlendirme ve pilot uygulama yapılmadan hayata geçirildi. MEB,  “Müfredatın öğretmen, öğrenci ve velilerin görüşleri alınarak yenilendiğini” iddia etse de, gerçekte böyle bir sürecin yaşanmadığı, özellikle tarih derslerindeki ayıklamalar ve evrim teorisiyle ilgili önerilerin hemen hemen hiç biri dikkate alınmadı. Kaldı ki eğitimle ilgili demokratik kitle örgütleri, sendikalar ve derneklerinin, konuya dair bırakın görüşlerinin alınmasını, haberleri bile olmadı. Müfredatlar yine, yeniden ve bir kez daha dar, izole ve alabildiğine dinci-gerici çevrelerin eseri olarak görünüyor.

Müfredat değişikliği ilkokul, ortaokul ve lisede işlenecek derslerin içeriği ve bunlarla ilgili önemli ve tüm toplumu ilgilendiren düzenlemelerdir. Normalde müfredat değişikliklerinin içeriğinin ne olacağı, nasıl bir değişiklik önerildiğinin bütün yönleriyle, bilim insanları, eğitim bilimciler ve eğitim sendikalarının görüşleri alınarak, çeşitli yönleriyle tartışılarak belirlenmesi gerekir. Oysa MEB’in sürecin başından sonuna kadar yapmaya çalıştığı şey, ülkenin bugünü ve geleceğini ilgilendiren böylesine önemli bir konuda “yangından mal kaçırır gibi” hareket etmek oldu.

Toplumsal sınıf ilişkilerinin yeniden üretiminin araçları olarak da kullanılan müfredat ve ders kitaplarının egemen sistemin kendini koruma ve kollamasında “pedagojik” bir işlev gördüğü açık. Bu nedenle eğitim müfredatı, öğretim programları ve ders kitapları, iktidar ilişkileri dışında, basit ve teknik eğitim materyalleri olarak ele alınamaz. Eğitim ortamlarında bir yığın bilgi aktarımı, düşünce ve pratik içinde kimi zaman açık kimi zaman da gizli olarak yerine getirilmesi süreci müfredat değişiklikleri üzerinden hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Bize gösterilen “açık müfredat”ın yanı sıra bir de “gizli müfredat” var ki işte orası asıl önemli olan yerdir. Irkçı, gerici, ayrımcı ve dışlayıcı değer ve pratikler, bu “gizli müfredat”la yerine getirilmektedir.

Tüm ülkeyi ve gelecek nesilleri yakından ilgilendiren eğitim müfredatı gibi bir konuda, müfredatın siyasal ve ideolojik olarak iktidara yakın çevrelerin müdahalesiyle daha da geriye götürülmesi, bilime ve aydınlanma düşüncesine karşı resmen bayrak açılması söz konusudur. Ders kitaplarında bir süredir sürdürülen “sadeleştirme” ve “basitleştirme” uygulamalarının doğrudan bilim, felsefe, tarih ve sanat derslerini hedef alması, bilim derslerinde ünite ve kazanım sayılarının azaltılması, başta tarih dersleri olmak üzere, büyük ölçüde “dini” ve “milli” öğeler ve referanslarla donatılmış bir müfredat oluşturulduğu görülmektedir. Ülkeye aydın, ilerici ve değişimci nesiller gerekirken bu müfredatlarla daha geriye doğru bakan, çağdışı zihniyetle donanmış nesillerin yetiştirilmesi amaçlanmaktadır. Yeni müfredatların, bilim, teknoloji ve çağdaşlıktan ziyade tarikat ve cemaatlerin belirlediği bir biçim ve içerikte olacağı kuşkusuzdur.

Whatsapp Görsel 2024 04 26 Saat 16.45.48 996Bac8E

MEB, müfredatı yenileme sürecinde yeterince şeffaf ve açık bir tutum almadı, eğitim müfredatının bilim ve bilimsel bilginin yanı sıra olgusal gerçeklerle (örneğin evrimle) somut bağlarını kopardı, eğitim sisteminde her türlü bilim dışı akım ve düşüncenin gelişmesi için geniş bir alan açtı. İktidarın bir yandan uzaya turist gönderip bilimsel ve teknolojik bir görüntü sunmaya çalışması, Tekno-fest ile gövde gösterisi yapması, öte yandan tarikat ve cemaatlerle MEB üzerinden protokoller yapması büyük bir çelişkidir. Hem uzaydaki astronot hem de okuldaki imamla övünen aynı iktidardır. Bilimin en temel gerçeklerinden biri olan Evrim Teorisi’nin müfredattan çıkarılması, başlı başına bir skandaldır. Evrim Teorisi sadece biyolojide değil, tüm doğa ve insan bilimlerinde, bilimi ve aklı yok sayan “yaradılışçı eğilimlere” karşı, bilimlerin kendilerini geliştirme ve ilerletmenin temel dayanak noktalarından olan bir teoridir. Adı üstünde, evrim bir teoridir ve bu teori pek çok kez bilimsel olarak doğrulanmıştır ama evrenin kaç günde yaratıldığı tezi bilimsel değil dini referans alan bir tezdir.

Evrim teorisi, iktidarın özellikle 4+4+4 sonrasında hayata geçirdiği “kindar dindar” nesil yetiştirme projesine kurban edildi. Türkiye bu hamlesiyle eğitimde bilimin evrensel değerlerine doğrudan cephe alarak, Suudi Arabistan ile aynı çizgiyi benimsediğini göstermektedir. Bu tehlikeli adımın arkasında, bütün okullarda okutulan eğitim müfredatını, imam hatip müfredatıyla bütünleştirme çabaları bulunmaktadır.

Siyasi iktidarın ve MEB’in geçtiğimiz 22 yıl içinde eğitim politikaları alanında ve uygulamada göstermiş olduğu pratik, yeni müfredatın nasıl bir içerikte olacağı ve eğitim sistemini hangi yöne doğru götürmek istediği konusunda yeterince ipucu vermektedir. MEB’in 2005’ten bugüne kadar yaptığı hiçbir programda önceden ihtiyaç analizi yapılmadı, programa uygun altyapı düzenlenmedi ve öğretmenler programların uygulanması konusunda yeterince eğitilmedi. Yanı sıra, programın uygulanma sürecine ilişkin planlama, pilot uygulama ve değerlendirmeler de gerçekleştirilmedi. Sürekli aynı yanlışı yaparak farklı sonuçlara ulaşılamayacağı bilinmesine rağmen, MEB’in aynı yanlışı tekrarlaması dikkat çekicidir. MEB, eğitimle ilgili bir kurum ama yanlışlarından ders almayı hala öğrenemedi. Ders alınmadığı sürece de bunun maliyeti artacak ve bu maliyeti de Türkiye halkları ödeyecektir.”

Editör: ALİ ERAY ÇELİK