Siyasi partiler, sendikalar, demokratik kitle örgütleri ve çok sayıda vatandaşın katılımıyla gerçekleşen kutlamalar, coşkulu ve kararlı bir atmosferde geçti. “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganı yürüyüş boyunca sık sık dile getirildi.
Yüzlerce vatandaş, Yasemin Eczanesi önünden Hopa Parkı’na yürüyerek basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada adalet, demokrasi, özgürlük ve emek vurgusu öne çıktı.
Tertip komitesi adına basın açıklamasını okuyan Ali Şükrü Kibar, ülkenin dört bir yanında emeğiyle yaşamını sürdüren işçileri, emeklileri, gençleri, kadınları ve tüm emekçi kesimleri selamladı. Kibar, konuşmasında işçilerin alın terinin karşılığını alamadığını, sendikal hakların baskı altına alındığını ve emek mücadelesinin sürdüğünü ifade etti. Ankara’da direniş gerçekleştiren Doruk Maden işçilerine de destek mesajı iletildi.
Açıklamada eğitimden sağlığa, ekonomiden çevreye kadar birçok başlıkta eleştiriler ve talepler dile getirildi. Gençlerin ve eğitim emekçilerinin geleceksizlikle karşı karşıya olduğu belirtilirken, eğitim politikalarının yeniden düzenlenmesi çağrısı yapıldı. Sağlık sisteminin ticarileştirildiği vurgulanarak nitelikli ve ücretsiz sağlık hizmeti talep edildi.
Kibar, açıklamasında şu ifadelere yer verdi; “Ucuz işçi yetiştirmek için geliştirilen eğitim politikalarının sonuncunda, öğrencilerimiz sanayilerde, okullarında ölüyor, bilimsel, demokratik, duyusal ve sosyal gelişimden uzak eğitimden modeliniz öğretmenlerimizin, eğitim emekçilerinin canına mal oluyor. Sorumluluk alan yok, istifa eden yok!
Bugün sağlık sistemi para kazanma aracına dönüştürülmüştür. Bu acımasız düzen, sağlık emekçilerini ağır iş yükü, düşük ücret, şiddet ve güvencesizlik altında ezmekte, canları pahasına verdikleri emeği hiçe saymaktadır. Rant ve kar amaçlı sağlık politikaları, toplum merkezli koruyucu sağlık hizmetlerini yok ediyor, muayene ücreti ve ilaç katkı payları ile halkın ilaca erişimi engelleniyor. Karadeniz’i saran kanser kader değil, sağlık politikalarının sonucudur. Devlet teşvikli ile çoğalan özel sağlık kurumlarına değil , kamu kurumlarına bütçe ayrılmalı, sağlık hizmetleri ücretsiz, nitelikli, anadilde ve ulaşılabilir olmalı. Bugün halkın en temel vatandaşlık hakkı seçme ve seçilme hakkıdır. Seçilen belediye başkanları meclis üyeleri, halkın iradesi; kayyımlarla, tutuklamalarla baskılanıyor. Kendi soygun düzenleri, hamaset siyatleri devam etsin diye yargıyı medyayı kullanarak, hukuku adaleti yok ediyorlar. Her gün bir kadın cinayeti haberiyle uyanıyoruz! Kadınlar en yakınları tarafından, erkek devlet şiddeti katlediliyor! Şiddet cezasız kalıyor, devlet eliyle örtbas ediliyor! Süslü cümlelerle aile yılı diyenler aile içerisinde kadın emeğimi sömürüyor, kadınlar güvencesiz ve şiddete açık bir halde yaşıyor. Bugün memleketin her yerinden ormanlarımız, derelerimiz, dağlarımız talan ediliyor! Madencilik adı altında yaşam alanlarımız yok ediliyor!
Karadeniz’den Ege’ye tüm memleket maden sahasına çevrildi! Bugün ormanı, suyu, çevreyi, dağları savunmak yaşamı savunmaktır! Metin hocanın vicdanından, Reşit Kibar 'ın cesaretinden öğrendik: asla teslim olmayacağız. Bugün emekliler yıllarca çalıştıkları hayatın sonunda insanca yaşayamıyor! Geçinmek bir yana, hayatta kalma mücadelesi veriyor! Emekliye israf diyenlere karşı, emekliler hakları ve hayatları için örgütleniyor, mücadeleyi büyütüyor! Bugün bu alanı dolduran çay üreticilerinin talepleri net: Yaş çay taban fiyatı maliyetin altında olmayacak şekilde 46 TL seviyesinde belirlenmelidir. Destekleme ödemeleri artırılmalı ve zamanında yapılmalıdır. Kota kaldırılmalı ve kontenjan uygulamaları üreticiyi mağdur etmeyecek şekilde yeniden düzenlenmelidir. Toprak sağlığı ve ekolojik yıkım gözetilerek
tarımda planli ve sürdürülebilir politikalar hayata geçirilmelidir. Bugün ülkeyi NATO'ya ve ABD emperyalizmine bağımlı hale getiren, bölgesel savaş politikalarının parçası yapan, Halkın değil, emperyalist merkezlerin çıkarlarını gözeten saray iktidarının ve savaştan beslenen sermayenin; bizlere dayattığı yoksulluğa, sömürüye ve baskıya karşı sesimizi yukseltiyoruz. Açıkça söylüyoruz:
Bu ülke NATO'nun ileri karakolu değildir! Bu halk emperyalizmin taşeronu değildir. Egemen sınıfların yıllardır sürdürdüğü kirli savaş halkları düşmanlaştırmakta ve
miliyetçiği-şövenizmi körüklemektedir. Halklarımızın barış ve adalet taleplerine çözüm üretilmeli, adalet sağlanmalı, toplumsal barışa dair yasal düzenlemeler acilen gerçekleştirilmelidir.
Hukuku sarayın emrine veren, Laikliği adım adım tasfiye eden, Topluma dinci geriliği dayatan, Yazarı , sanatçıyı, gazeteciyi , akademisyeni toplumun her muhalif katmanını sindirmeye çalışan saray rejimine karşı hiçbir sorumluluğu başkasına bırakmadan, bu mücadeleyi omuz omuza taşıyacağız! Eşit, özgür ve insanca bir yaşamı, Bağımsız, demokratik, laik bir ülkeyi
Onurlu bir barışı hep birlikte kuracağız! Yaşasın 1 Mayıs! Yaşasın işçi sınıfının birliği! Yaşasın hakların kardeşliği! Yaşasın mücadelemiz.”
Program, Fındıklı Belediyesi Korosu’nun seslendirdiği şarkı ve türkülerle sona erdi.




