Ege bölgesinde yaz aylarının başlamasıyla birlikte art arda çıkan orman yangınları, ülke genelinde büyük endişeye yol açarken, bu felaketlerin nedenleri ve alınabilecek önlemler de yeniden kamuoyunun gündemine girdi. Özellikle elektrik altyapısının orman yangınlarındaki olası rolüne dikkat çeken Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Artvin Temsilcisi, Elektrik ve Elektronik Mühendisi Elif Özsoy Şimay, yaptığı açıklamada, yangınların büyük ölçüde önlenebilir olduğunu belirtti. “Bu yangınlar kader değil; bilimsel önlemlerle, mühendislik disipliniyle ve kamusal denetimle önlenebilir” diyen Şimay, elektrik enerjisinin doğa ile buluştuğu noktada taşıdığı risklere dikkat çekerek kapsamlı uyarılarda bulundu.
Şimay, yaz aylarında artan sıcaklıklar, düşen nem oranı ve kuvvetli rüzgârların, orman yangınları için yüksek risk ortamı oluşturduğunu hatırlatarak, özellikle enerji iletim hatlarının bu koşullarda daha dikkatli izlenmesi gerektiğini vurguladı. Yüksek gerilim hatlarının sıcaklıkla sarkabileceğini, rüzgârla savrulabileceğini ya da ormanlık alanlarda ağaçlara temas edebileceğini belirten Şimay, bu tür temasların kıvılcım oluşturarak kuru zeminle temas ettiğinde yangına sebep olabileceğini söyledi. Özellikle yaz aylarında bu kıvılcımların saniyeler içinde büyük çaplı felaketlere dönüşebildiğini belirten Şimay, elektrik altyapısında yaşanan arızaların orman yangınlarının kaynağı olabileceğini dile getirdi.
Bir diğer tehlikenin ise trafolardan kaynaklandığını ifade eden Şimay, “Yaz aylarında enerji tüketimi ciddi biçimde artıyor. Bu durum, trafolar üzerindeki yükü artırıyor. Eğer trafolar düzenli bakım görmüyorsa, izolasyon malzemeleri eskimişse ya da koruma sistemleri devre dışı kalmışsa, bu noktalar yangın kaynağına dönüşebilir” diyerek uyarıda bulundu. Trafolarda meydana gelen aşırı ısınma, kısa devre ve patlamaların, özellikle ormanlara yakın yerleşim birimlerinde yangınları tetikleyebileceğine dikkat çekti.
Kırsal bölgelerde kaçak elektrik kullanımının ve mühendislik denetiminden yoksun döşenen hatların da büyük bir risk oluşturduğunu belirten Şimay, “Orman yakınlarında gelişi güzel çekilen, açıkta bırakılan kablolar, izinsiz bağlantılar, uygun olmayan montajlar ciddi tehditler oluşturuyor. Bu tür sistemlerde yaşanan kısa devreler, ark boşalmaları ya da kablo kopmaları yangınlara yol açabiliyor” ifadelerini kullandı.
Elektrik altyapısının geçtiği ormanlık bölgelerde yapılan hat altı temizliklerinin de yetersiz olduğunu belirten Şimay, bu durumun yangın riskini katbekat artırdığını söyledi. “Enerji nakil hatlarının geçtiği ormanlık alanlarda kuru ot, çalı ve yaprak birikimi varsa, en küçük bir kıvılcım bile büyük bir yangına dönüşebilir. Oysa bu alanların periyodik olarak temizlenmesi, yangın riskini ciddi ölçüde azaltır” dedi. Ayrıca doğal olayların da bu sistemi etkilediğini vurgulayan Şimay, yıldırım düşmesi gibi durumlarda enerji hatlarında meydana gelen ani gerilim artışlarının veya hat kopmalarının da orman yangınlarına neden olabileceğini ifade etti.
Elektrik altyapısının orman yangınlarındaki rolüne dair saydığı tüm örneklerin “önlenebilir” olduğuna dikkat çeken Elif Özsoy Şimay, yangınların bir kader değil, yanlış politikaların ve ihmalin sonucu olduğunu vurguladı. Mühendislik disiplinine, bilimsel çözümlere ve kamu denetimine duyulan ihtiyacın altını çizen Şimay, alınabilecek önlemleri de sıraladı. Buna göre; iletim ve dağıtım hatlarının periyodik olarak kontrol edilmesi, trafoların termal kameralarla izlenmesi ve riskli bölgelerde alarm sistemlerinin kurulması gerekiyor. Hat altı temizliklerinin düzenli olarak yapılması gerektiğini belirten Şimay, orman içinden geçen enerji hatlarının mümkünse yer altına alınması ya da izole iletkenlerle donatılması gerektiğini söyledi. Kaçak kullanımlara karşı denetimlerin artırılması ve standart dışı bağlantılara kesinlikle göz yumulmaması gerektiğini vurguladı.
Elif Özsoy Şimay, sözlerini “Bir elektrik mühendisi olarak görevimiz yalnızca enerjiyi iletmek değil, onun güvenliğini ve çevresel etkilerini de yönetmektir” diyerek tamamladı. Orman yangınlarının yalnızca ağaçları değil, su kaynaklarını, tarım alanlarını, hayvan yaşamını ve insan sağlığını da tehdit eden büyük felaketler olduğuna dikkat çeken Şimay, doğayı korumanın yalnızca çevrecilerin değil, tüm teknik meslek gruplarının ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı. “Biz mühendisler, enerji verirken doğayı tüketmemek için buradayız” diyerek, mühendisliğin doğayla barışık bir enerji anlayışını benimsemesi gerektiğinin altını çizdi.