Bıyıklı, konuşmasında bölge ülkelerinin tedirgin olduğunu ve ulus devlet yapılarını tehdit eden gelişmelerin yaşandığını belirterek, “ABD ve İsrail’in eş zamanlı saldırılarıyla Körfez’de yeni bir savaş süreci başladı. Ortadoğu daha radikal, tehlikeli ve kapsamlı bir döneme giriyor. Kaynak savaşları, enerji hatları ve güvenlik doktrinleri üzerinden yeni bir satranç masası kurulmuş durumda. Bu masada masum halklar da var” ifadelerini kullandı.
İran’daki siyasal sürece de değinen Bıyıklı, 1979’da monarşinin devrilmesiyle başlayan süreci hatırlatarak, “Monarşi devrildi ama yerine laik, çoğulcu demokratik bir cumhuriyet gelmedi. Bugünkü İran yönetimi, dini otoritenin ülke kaderini belirlediği bir çizgide devam ediyor. Kadınların yaşam biçimine müdahale ediliyor, protestocu gençler idamla tehdit ediliyor, adaylar sandığa gitmeden eleniyorsa orada cumhuriyetten söz edilemez. Ancak ABD ve İsrail’in müdahale sebepleri asla bunlar değildir” dedi.
Bıyıklı, ABD ve İsrail’in bölgedeki müdahalelerini nükleer silah hedefleri, enerji koridorlarına hakimiyet ve güç dengesi üzerinden değerlendirdi. “Ortadoğu’yu onyıllarca kan gölüne çeviren yayılmacı güçler, şimdi yeni bir cephe açtı. Filistin’le başlayan, Irak, Suriye, Libya, Lübnan ve Yemen’de yaşananların bir benzeriyle karşı karşıyayız. ABD’nin ve İsrail’in hedefi, bölgedeki ulus devletleri parçalayarak enerji ve ticaret koridoruna hâkim olmak, yeryüzü ve yeraltı kaynaklarını ele geçirmektir” ifadelerini kullandı.
Konuşmasını Türkiye açısından risklere de değinerek sürdüren Bıyıklı, “Ülkemiz için en tehlikeli senaryo İran’ın kaosa sürüklenmesidir. Sınırımızdaki İran, güvenlik, göç ve mezhep dengeleri açısından ciddi bir risktir. Gelişmiş devlet aklı, ne teokratik bir rejimin ardında durmayı ne de emperyal güçlerin taşeronu olmayı öngörür. Laik ulusal egemenlik ve bölge dengeleri öncelikli olmalıdır. Bunu muhalefetiyle, iktidarıyla tek bir vücut halinde yapmalıyız. Yurtta barış, dünyada barış” dedi.




